"Umidim Nemawa" - Zeynep Altınkaynak

16 Eyl 2021

Bağımsızlık için savaşan Güneyli Kürtler, "An Azadî An Azadî" sloganıyla kurulan yönetimlerinden yoğun ailesel-aşiretsel çıkarlar dışında pek bir hayır görmediler... Tırmanan toplumsal problemler bu topraklarda kadınları umutsuz hale getirdi

Zeynep Altınkaynak

Gelecek, tarihten günümüze üzerine çokça tartışmanın yapıldığı bir konu; gelecek kaygısı, gelecek hayalleri, geleceğe dair umutlar ve geleceğin asla gelmeyeceği, gelse de bir şeyi değiştirmeyeceği umutsuzluğu...

Geleceği, geçmişsiz ve bugünsüz tahayyül edip, haddinden fazla anlam yükleme hali ya da tam tersi dün’ün anılarında saplanıp kalma hali. Bugün’ü dünsüz veya yarınsız köksüzce yaşama hali... Hepsinin ortak kimi sıkıntılı yanları olsa da, "gelecek" dünün özleminde, bugünün karanlığında hep bir arayış imgesidir. 

Bugün bu arayışı bu denli yoğun kılan, yükselen toplumsal problemlerin kıskacında yaşanan bunalım halidir. Dünyanın her yerinde, modernitenin palazlanmış soykırım uygulamaları, siyasal iktidarların paslanmış paylaşım savaşları, toplum-insan karşıtı politikaların her türden uygulanma hali, ekonomik buhranlar toplumları artık varlık-yokluk ikileminin en uç noktasında tutmaktadır. Günlük, sıradan bir yaşam organizasyonu bile sırat köprüsünden geçmeye eş değer bir zulme dönüşmüş durumdadır. Birey-toplum-devlet üçlemesi tarihin hiç bir döneminde görülmemiş düzeyde uç bir ayrışmayı yaşamaktadır. Kendi olmaktan çıkan ve toplumuyla bağları zayıf kılınan insan, bugünün kaosundan geleceğin belirsizliğine sığınmayı bir çıkış noktası olarak görmekte ya da tersi biçimde bugünün karanlığının yaygın bir karamsarlıkla geleceğe de taşınacağının ötesinde bir hayale hemhal olamamaktadır.

Umidim Nemawa; Umudum kalmadı... Federe Kürdistan’da kadınların ağzından sıkça duyulan bir söz, üstelik öylesine, laf olsun diye değil, yakıcılığı derinden hissedilerek dile gelen bir ruh hali. Bugünün keşmekeşine, geleceğin belirsizliğine duyulan güvensizlik halinin bir sonucu olarak ortaya çıkan yaygın umutsuzluk pek çok kaynaktan besleniyor. Kadın ruhunun evreni, dünyayı, toplumu, kadını-erkeği, toprağı, doğayı hissetme biçimiyle, çağın içine çekildiği yoğun karanlık ve bunalım hali arasındaki uçurum gittikçe büyüyor.

Siyasal istikrarsızlık ve süreklileşen savaş hali bu bunalım ve ümitsizlik halinin başlıca sebeplerinden birisi. Federe Kürdistan coğrafyası Sykes-Picot'tan bu yana savaşsız ve katliamsız tek bir dönem yaşamadı. Merkezi hegemon güçler, 100 yılı aşkın bir süredir Ortadoğu, özelde Kürdistan coğrafyasını, kendi kriz ve kaoslarını yatıştırma alanı, paylaşım mekânı olarak gördüler. İçeriden ve dışarıdan sürekli müdahale haliyle, bu coğrafyayı kendi iç kirlerini kustukları bir alan olarak değerlendirdiler. Bu coğrafyanın kadim ve kök hücrede diyebileceğimiz ana soylu damarı, bu planlar eliyle kurutulmak istendi. Enfali de, Halepçe’yi de, Êzidî fermanlarını da, kendi yurdunun mültecisi olma halini de en derin haliyle yaşadılar. 20. yüzyıl boyunca bağımsızlık için savaşan Güneyli Kürtler, "An Azadî An Azadî" sloganıyla kurulan yönetimlerinden yoğun ailesel-aşiretsel çıkarlar dışında pek bir hayır görmediler. Bu kadar yoğun fiziki savaş koşullarında yaşamanın kendisiyle beraber getirdiği pek çok sonuç olmakla beraber, en net görülen sonuç, umutlarını bağladıkları bağımsızlık savaşı ve ulusal değerlerin merkezi hegemon güçlerin küresel çıkarlarına açık hale gelmesi oldu. Ardından gelen, on yıllardır gittikçe tırmanan toplumsal problemler bu topraklarda kadınları gittikçe umutsuz hale getirdi.

Kadınlar güçlü bir hissiyatla yaşadıkları topraklarından, köylerinden, dağlarından sömürgecilik ve işbirlikçilik eliyle uzaklaştırıldılar. Batılı modern şehirlerin 3. el kopyası kentlerde, emekten ve üretimden uzak yaşamaya mahkûm edildiler. Tüm bağımsızlık savaşı boyunca, tarihsel kodların birikimiyle savaşın her boyutunda büyük bir yurtseverlik ve azametle yer alan kadınlar, kurulan bölgesel yönetimde erkeğin yedeği olmak dışında güçlü bir yer edinemedi, erkek-ailenin çıkarları oldukça ön planda tutuldu. Kamusal alanda belirli bir görünürlük kazanan kadının varlığı liberal-modernist hak savunuculuğunun ötesine geçirilmedi. Diğer yandan gittikçe tırmanan ve toplumsal problemlerin artışıyla zirve yapan erkek egemenliği ve cinsiyetçiliğin her türüyle evde, işte, sokakta yüz yüze yaşamaya devam etti. Elbette mevcut tabloyu parçalamayı deneyen, parçalayan pek çok kadın semboller de var, fakat bu semboller kolektif bir örgütlenmeye dönüşemedi, ya lokal-bireysel kaldı ya da anı olarak hafızalarda yer edindi. Çok güçlü itirazlarda yükseldi fakat genelleşemedi, toplumsal problemlere, kadınların büyük özgürlük arayışına cevap olabilecek bir kapsama kavuşamadı.

Tüm bunların sonucunda kadınların büyük çoğunluğu beyninde, yüreğinde geleceğe dair çok büyük bir umut taşımaz hale geldi. Var olanı kabullenmeyen ama yerine koyacağı özgürlük değerleri konusunda da büyük bir karmaşa yaşayan bir nesil yetişti. Yönünü Avrupa’ya verip, özgürlük ve çıkışı bireysel hak ve özgürlüklerde görenlerin sayısı da az değil, olanı kanıksayıp evinin sınırlarında yaşayan da... Güney’de çok yaygınca dile gelen "Her tişt fişeye" (Her şey boştur) diyen de az değil, bütün bu buhrandan, çözümsüzlükten çıkış yolu arayan da...

Tüketilen umudu yeniden örmek, tüketene müdahale etmekle mümkün... Erkeğe, devlete, kapitalist modernitenin tekleştiren, direnişten düşüren, köksüzleştirme politikalarına, kadın şahsında toplumun varoluş dinamiklerini her türlü sömürüye açık hale getirenlere... Bu müdahale, toplumsallığın ve ana soylu toplumun başlangıç mekânı olan bu coğrafyayı tekrardan kökleri üzerinde yeşertmenin umudunu yaratacak... Dünün tarihsel mirasıyla, bugünün değişim gücü barındıran potansiyeliyle yarını, korkulan, istenmeyen, kaygı duyulan geleceği daha ümitli ve inançlı örmenin yoluna ışık tutacak.

*Yeni sayıda yer alan diğer yazıları okumak için tıklayınız


Etiketler : yeni yaşam kadın eki, Yeni Yaşam Kadın,