Kudüs: 3. İntifada'ya doğru mu?

17 May 2021

Mehmet Ali Çelebi* 

İsrail güçlerinin Kudüs'ü alan Kürt kumandan Selahaddin Eyyubi'nin doktoru Husameddin bin Şerafeddin İsa el-Cerrahi'nin adıyla kutulan mahalleden Filistinlileri tahliye girişimi, Mescid-i Aksa içindeki saldırıları yeni denklemler doğuracak çatışmalara dönüştü. İsrail Gazze'ye "Surların Muhafızı Operasyonu" yaparken; Suriye iç savaşı sırasında Hizbullah ve İran'dan ciddi deneyim ve silah alan İhvan'ı Müslim'in Filistin kolu olan Hamas ile İslami Cihad "Kudüs'ün Kılıcı" operasyonu başlattı. 



Gazze'ye saldırı İsrail'in 12 Eylül 2005'te Gazze'den çekilmesi sonrası gerçekleştirdiği Dökme Kurşun, Bulut Sütunu, Koruyucu Hat Operasyonu'ndan sonraki 4. harekatı oldu. İsrail içindeki kentlerde İsrail vatandaşı olan Filistinliler de protestolara katıldı, birçok ülkede gösteriler oldu. BMGK defalarca acil toplanmasına rağmen ABD'den duyulan korkuyla somut yaptırım kararları alamadı. Yüzlerce sivil hayatını kaybetti. 10 bini bulan sivil daha mültecileşti. 

Taliban, El Kaide, IŞİD, EL Nusra'nın yarattığı trajediler, dramatik süreçlerden sonra gelişen savaş ortamının algoritması jeopolitik kırılmalar yaratarak Filistin'de ve Körfez ülkelerinde yeni denklemler ortaya çıkaracak görünüyor. 

Savaşın Ortadoğu geometrisi içindeki pozisyonları ve uluslararası ilişkilerde olabilecek gelişmeleri birkaç başlıkla şöyle toparlayabiliriz:

* Çatışma ortamının mayalanması:

İsrail 2005'te Gazze Şeridi'nden çekilmişti. ve çekildiğinden beri birkaç yıl ara ile operasyonlar yapıp, İran gibi ülkelerden gelen silah stoklarını, operasyonel kabiliyeti yok etmeye çalışıyor.

Her savaşta yaşanan kayıplardan sonra 2005 Filistinliler için, 22 Arap ülkesi için önemli bir dönüm noktasıydı. Ancak bu değerlendirilemedi. Türkiye, İran, Mısır, Suudi Arabistan gibi ülkeler 21. yüzyılın alamet-i farikası olan çok kutuplu dünyada, jeopolitik manevralar gerçekleştirme peşindeydi.

Bu devletler ABD'nin çekilmelerle, büzülmelerle, uluslararası irtifa kaybı nedeniyle, SSCB ve sol devrimci hareketlere karşı Gladyo tipi örgütlenme olan NATO'nun Sovyetlerin dağılması sonrası odak sorunu yaşaması, kimlik bunalımına düşmesi, manevra kabiliyetini yitirmesi üzerine Mısır, Suudi Arabistan, Türkiye, İran’ın; Ortadoğu'da Kafkasya'da, Akdeniz'de boşlukları doldurma, "bölgesel güç" olma yarışına girdiklerine şahit olduk. Filistin, Kudüs, Mescid-i Aksa da bu güçler için zaten din ve motivasyon aracıydı. Bu meselelerin "ulusal çıkar" adına kullanım dozu daha da arttırıldı.

Bu da Filistin direniş cephesine büyük zarar verdi. Çünkü bu ülkeler kendilerini gerçekleştirmeye çalışıyorlardı. Din, ümmet ve Kudüs vurguları ise inanç istismarı içindi, iktidar kanatlarını Ortadoğu ve kuzey Afrika'ya yaymak içindi. Aslolan ise ırksal güdüleri pekiştirip, tek millet, tek dil yaratmak ve iktidarların sürdürülebilirliğini sağlamaktı.

Filistin'de birlik sinerjisi yaratılamadı ve ülkelerin de yönlendirmesi, etkisiyle Filistin'de ikili iktidar oluştu 2005 seçimleri sonrası.

2005 seçimini Hamas kazanınca batı kabullenmedi, Hamas tasfiye korkusuna kapıldı ve Gaze'den El Fetih'i çıkardı. Gazze'de Hamas hükümeti, Ramallah'ta BM tarafından tanınan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas başkanlığındaki Ramallah hükümeti oluştu. 2005-2006'da El Fetih ile Hamas arasında çatışmalarda Türkiye Hamas'tan yana tutum aldı. Hamas liderleri sık sık İstanbul ve Ankara'da ağırlandı. Ve bir daha Filistin'de milletvekili seçimleri ile Devlet başkanlığı seçimleri yapılamadı. Yönetimler halk onayı alamdan koltuklarda kaldılar.

Nisan 2021'de Filistin seçimleri konuşuluyordu.

İsrail de seçim krizi, hükümet kuramama sancıları yaşıyordu. Son seçimlerden birinci çıksa da hükümet kurma çoğunluğu yakalayamayan Başbakan Benyamin Netanhayu’nun başı hakkında açılmış yolsuzluk davaları ile de ağrıyordu.

Nisan sonunda Doğu Kudüs'teki tarihi yerleşimlerden Şeyh Cerrah Mahallesi ısındı. Kudüs'ü alan Kürt kumandan Selahaddin Eyyubi'nin doktoru Husameddin bin Şerafeddin İsa el-Cerrahi'nina dı verilmişti mahalleye. Diplomatik ofislerin bulunduğu mahalle Kudüs-Nablus yolunun kontrolü için önemli olduğundan İsrail için de  Filistinliler için de el üstünde tutuluyordu. Bazı yerleşimciler Filistinli ailelere baskı yapıyordu, evlerinden çıkmaları için. Mesel mahkemelere taşınmıştı. Kudüs Sulh Mahkemesi, bazı ailelere terk etmeleri için Ocak 2021'e kadar süre vermişti. 30 kadar aileden bahsediliyordu. mayıs ayına girilirken tansiyon yükseliyordu, çünkü mahkeme karar duruşması olarak 9 Mayıs 2021'i belirlemişti. Çatışmalar baş gösterince bu duruşmanın ertelendiğini arada belirtmek lazım.

Dramatik gelişmelerden önce onbinlerce Filistinli Kur'an'ın indirilmeye başlandığı gün Kadir Gecesi'ni 8-9 Mayıs'ta ihya etmeye hazırlanıyordu.

10 Mayıs 2021'de de İsrailliler Kudüs Günü kutlaması yapacaktı. Kudüs, Harem-üş Şerif, Hristiyanlar için de Müslümanlar için de Yahudiler için de kutsal addediliyordu. Filistinliler 28 Eylül 2000'de 2. İntifada'nın başlamasına neden olan Ariel Şaron'un polis gücüyle  Tapınak Tepesi'ne gittikten sonra Mescid'i Aksa'ya girmesi gibi durumların yaşanacağını düşünüyordu.

Filistinliler tetikti. "Fanatik Yahudiler Kudüs Günü'nde Mescid-i Aksa'ya baskın yapacak" söylentileri vardı ve Filistinliler 7 Mayıs'tan itibaren kalabalıklaşıp nöbetler organize etti. Ramazan oruçlarının tutulduğu günler olması sinirleri iyice geriyordu.

9-10 Mayıs’ta İsrail polisi Mescid-i Aksa içindeki Filistinlilere saldırdı. Gaz bombalarıyla, ses bombalarıyla, plastik mermilerle yaralananlar oldu.

Ve çatışma zembereği boşaldı. İsrail vatandaşı Araplar da da sokaklara çıktı. Protestolar büyürken İsrail'e Hamas ve İslami Cihad da roketlerle karşılık verip Batı Kudüs, Tel Aviv, Aşkelon dahil birçok kenti vurdu. İsrail bunu "Tanrı'nın lütfu" addedip hava harekatı başlattı.

Kobane'den IŞİD'in çıkarılması sürecini hatırlayın. Kobane rüzgarıyla Haziran 2015 seçimlerinde AKP ilk defa çoğunluk yakalama gücünü yitirmişti, hükümet kuramıyordu. Erdoğan, AKP Başbakanı Ahmet Davutoğlu'nu görevlendirmişti, ancak kuramamıştı. Erdoğan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na ise hükümet kurma görevini vermeyip seçimi iptal etmişti. Çözüm süreci de iptal edilmiş seçimlere gidilirken Sur, Cizre, Silopi gibi yerler bombalanmış, aylarca çatışmalar yaşanmıştı. Bu operasyonlar ile algısal oynamalar yapılmış, tartışmalı Kasım 2015 seçimleri gerçekleşmiş, AKP-MHP ittifakı dönemi başlatılmıştı.

İsrail'de de benzer durum vardı. Likud lideri ve başbakan Netanyahu, iki yılda dördüncü seçimi 23 Mart 2021'de yaptırmıştı. Birinci olsa da tek başına yine hükümet kuramıyordu. Likud Partisi 120 sandalyeli Knesset'te 30 milletvekili gönderirken, Yair Lapid başkanlığındaki Yesh Atid (Gelecek Var) 17 sandalye, Ultra-Ortodoks Yahudileri temsil eden Şas Partisi 9 sandalye almıştı.

Mevcut Savunma Bakanı Benny Gantz'ın lideri olduğu Mavi-Beyaz 8 sandalye, Naftali Bennett liderliğindeki Yamina 7 sandalye, İsrail Evimiz 7 sandalye, İşçi Partisi 7 sandalye, Dini Siyonizm Partisi 6, Ortak Arap Listesi Bloku 6, solda yer alan Meretz 6 sandalye, İsrail vatandaşı Filistinlilerin oy verdiği Birleşik Arap Listesi (Ra'am) 4 sandalye aldı.

İsrail'in ve Filistin cephesinde şöyle bir panoramik tablo sunabiliriz:

1- Corona pandemisinin yarattığı etkiler, yolsuzluk davaları, ABD Başkanı Biden yönetiminin İran'la anlaşma gayretleri Netanyahu'nun uykularını kaçırıyordu. 4 seçimde de çoğunluk sağlayamayan Netanyahu militarizm ve savaş ile yeni bir çalkantı yaratıp sıyrılmak istiyordu. Netanyahu; Hamas ve İslami Cihad'ın Kudüs'ün Kılcı Operasyonu'nu lütuf görüp "Surların Muhafızı" adlı hava operasyonu Gazze Şeridi'nde 14 Mayıs 2021'in ilk dakikalarında kara operasyonuna dönüştürdü.

2- Zamanlama da manidardı. 14 Mayıs1948'deki İsrail bağımsızlığının yıldönümünde ve ABD’nin elçiliğini 14 Mayıs 2018’de Kudüs’e taşımasının yıldönümünde düğmeye basılmıştı. "Bağımsızlık", İsrail devletini korumak için herşeyi yapabileceklerinin mesajıydı bu.

3- İsrail, Irak'ta İran destekli Haşdi Şabi'nin siyaset üstünde iyice etkisini arttırmasından, Şengal'e kadar uzanmasından; İran'ın komşusu Suriye'de Difa El Wetani, Fatimiyun Tugayı, Zeynebiyun Tugayı, Lübnan Hizbullahı büyütmesinden; Yemen'de İran destekli Ensarullah'ın güçlenmesinden rahatsızdı. Destekçisi Donald Trump sonrası da askeri güç kullanmayı bırakmayacağını göstermek istiyordu.

4- El Fetih’in içinde olmadığı Hamas ve İslami Cihad gibi gruplar İsrail’e karşı 10 Mayıs 2021’de “Kudüs'ün Kılcı Operasyonu” başlatıp yeni nesil füzelerini denerken, ciddi potansiyel biriktirdiklerini ortaya koyuyorlardı.

Netanyahu bu potansiyeli İran ile uzlaşma yönünde mesajlar veren ABD Başkanı Biden'ın da görmesini istiyordu.

5- El Fetih ile Hamas’ın anlaşarak 2005-2006’dan beri yapılmayan seçimleri 22 Mayıs 2021’de yapma kararı alması Netanhayu yönetimini tırmalamıştı. Derken Filistin Devlet Başkanı  Mahmud Abbas, Kudüs’te seçim ortamı sağlanmadan seçimin anlamı olmayacağını ilan etmişti. Abbas Filistin Kurtuluş Örgütü liderleriyle toplantının ardından 30 Nisan 2021’de ise hükümet kriz yaşayan İsrail'in Doğu Kudüs'te oy kullanılmasını garanti edememesi nedeniyle 22 Mayıs'ta yapılacak Filistin seçimlerin ertelendiğini duyurdu. Aslında Doğu Kudüs bahaneydi, korku Hamas'ın yeniden kazanabileceğiydi. Netanyahu da Abbas'ın bu korkusundan, Hamas ve İslami Cihad'a operasyon çekerse Abbas yönetiminin sadece görüntüyü kurtarmaya dönük açıklamalarla yetineceği kanaatiyle bundan cesaret almıştı.

6- Nisan 2021'in ilk haftası 2015'te imzalanan nükleer anlaşmaya dönme veya yeni bir anlaşma yapmak için P5+1 ülkeleri ile İran Viyana'da masaya oturmuştu. Öyle ki 8 Mayıs'ta İran'ın Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, ABD ile ana konularda anlaştıklarını açıklamıştı. Bu Sadece Natanyahu için değil, 2011-2015 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı yapan Mavi-Beyaz Lideri Savunma Bakanı Beni Gantz gibi sağcı partiler için de kabustu.

7- Netanyahu operasyonla hem elini güçlendirmek, hükümeti kendisinin kurmasını sağlamak istiyordu. Hem de Biden’in İran’la uzlaşmasını Kudüs gibi İslam ülkelerinin hassas karnı üstünden siyaset yaparak bozmak istiyordu.

Bölge güçleri arası müzakereler yapılırken...



* İsrail yine yalnızlaşmaz mıydı? Yani Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn gibi ülkelerin İsrail'le normalleşme süreci bozulmaz mıydı? Mısır'ın Türkiye ile 8 yıl sonra yeniden başlattığı görüşmeler hızlanmaz mıydı? Bu ülkeler Türkiye ile yeniden "ümmetin davası" diye kenetlenmez miydi: 

Bu noktada şu tahliller yapılabilir:

1- Türkiye, Akdeniz’de Libya ile yaptığı deniz anlaşmasını korumak, Yunanistan ile Mısır arasındaki deniz yetki anlaşmalarını boşa çıkarmak istediği için terörizmle suçladığı, katil ilan ettiği, Sisi yönetimindeki Mısır ile görüşüyordu. Mısır ile görüşmeler sırasında İstanbul’dan yayın yapan İhvan TV kanallarının bazıları durdurulmuştu. Yani AKP-MHP yönetimi, Mısır ve Suudi yönetiminin İhvan-ı Müslimin'e karşı istediği bazı adımlara uymaya başlamıştı. İsrail de İhvan’ın Filistin kolu Hamas’ı sıkıştırma zamanı olduğuna kanaat getirdi. Suudi Krallığı ve Mısır bazı resmi çıkışlar yapsa da arkada seyredecekti gelişmeleri çünkü.

2-Mısır, BAE, Suudi Arabistan gibi bol paralı Arap ülkeleri, Suriye iç savaşının başında ittifak kurup ÖSO'yu eğit-donat programına alsalar da, Türkiye üzerinden bu grupları finanse etseler de son yıllarda desteğini çekmişlerdi. Türkiye'nin ÖSO'dan Suriye Milli Ordusu-SMO'ya dönüşen İhvan gruplarını TSK'ye eklemleyip İdlib, Cerablus, Ezaz, El Bab, Efrin, Serekaniye, Gire Spi, Libya, Dağlık Karabağ'a taşımasından rahatsızlık duyuyorlardı. İleride kendi başlarına da bela olacağı korkusu yaşıyorlardı. Nitekim Çad gibi ülkelere Libya'dan dönüş yapan paramiliter gruplar Nisan 2021'de orduyla çatıştıkları Libya'yla sınır kentlerine gelen Çad’ın 68 yaşındaki diktatörü Idriss Deby'i öldürmüşlerdi. Netanyahu bu ortamı değerlendirmek istedi.

3- Türkiye bu savaş öncesi 2013'ten beri ilişkilerin kopuk olduğu, ağır lafların serpildiği Mısır’a heyet göndermiş istişare görüşmelerine Mayıs ayında yeniden başlamıştı. Erdoğan Suudi Kralı ile de telefonlaşmış, 11 Mayıs'ta da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu başkanlığında bir heyeti Suudi Arabistan'a göndermişti.

Normalde benzer operasyonlar bu ülkelerde İsrail'e karşı kenetlenme etkisi yapardı. Ancak bu konjonktürde birleşemezlerdi. Çünkü Arap ülkeleri Türkiye’nin Suriye, Libya, Doğu Akdenzi’deki ağrılığını çekmelerini istiyorlardı. Mısır ve Suudi Arabistan ülkeleri, İran’la yakınlaşılmasını istemedikleri için İran’a karşı Suriye’de operasyonlar yapan İsrail'e, Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani suikastına istihbari destek veren İsrail’e yakın durmayı tercih ediyordu.

4- Mısır, Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, Kuveyt de Biden'ın İran'la anlaşmaya dönük görüşmelerin akamete uğramasını istiyordu. İran'a karşı duyulan korku İsrail'den duyulan korkudan daha baskındı. Bu nedenle İran destekli Hamas, İslami Cihad, Lübnan Hizbullahı ve Haşdi Şabi'ye yönelik Suriye dahil birçok alanda hava operasyonları yapan İsrail'in Gazze'ye operasyonuna somut reaksiyon vermeyeceklerdir.

 5- İsrail’in yangın çıkarmasının esaslarından biri İran destekli Hamas’ı vurdukça İran’ın bazı yerlerde batı ülkelerinin dikkatini çekecek hamleler yapması beklentisi. Örneğin Suriye’de şehir ve kır savaşı deneyimi kazanan Lübnan Hizbullahı üzerinden Golan Tepeleri üzerinden bazı adımlar atabilirdi. Ekonomik buhran içinde olan ve hükümet krizi yaşan Lübnan’daki durumu Hizbullah değerlendirip savaşın içine girerse batının da okları İran’a çevireceğini, İran’la yumuşama gayretlerinin tırpanlanıp berhava olacağını hesapladı. İsrail savaşla Olası ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ile Almanya’dan oluşan "Permanent members 5+1 Grubu" ile İran’ın nükleer anlaşma yapmasını önleyeceğini düşünüyor. Ancak anlaşmayı önleyebilir mi soru işareti.

BM'nin 1947 Taksim Planından 2021 'e ve Biden'ın pozisyonu

* Asırların meselesi olan ve çatışmaların kıvılcımının çakıldığı Kudüs, savaş ortamı  ve ABD yeni yönetiminin tutumu Ortadoğu'nun geleceği için ne anlam ifade ediyor:

Odaktaki Kudüs’ü 88 yıllık Haçlılar hakimiyetinden 12 Ekim 1187’de alan Kürt kumandan, Eyyübi devletinin lideri Selahaddin Eyyubi'den sonra Kudüs sık sık el değiştirdi. En son 1967'deki 6 Gün Savaşı'nda (5-10 Haziran 1967 arası sürdü) İsrail Arap ülkelerini bir kez daha bozguna uğratınca,  Gazze, Sina Yarımadası, Doğu Kudüs, Batı Şeria, Golan Tepeleri de Filistin, Mısır, Suriye ve Ürdün'den koparıldı. 1973 Yom Kippur Savaşı'nda ise Süveş Kanalı'nın ötesine ilerlemişlerdi, Golan'ı aşınca da Şam'a ilerleyebilecek duruma gelmişlerdi.

İsrail'in karşısında savaşan güçler içinde "Ortadoğu'da Mısır'sız savaş, Suriye'siz barış olmaz" sözündeki Mısır, Suriye, Ürdün, Irak, Filistin-FKÖ, Lübnan vardı. Buna rağmen hep darbe aldılar ve geri çekilmek zorunda kaldılar. Zamanla da sonuncuları Donald Trump döneminde 2020'de İsrail ile normalleşme süreçlerine girip anlaşmalar yaptılar.

İsrail'in bazı operasyonlarda çok ağır kayıplar verip zorlansa da girdiği savaş ve operasyonlardan güçlenerek çıktığını görüyoruz. Kuruluş günlerinden beri öyle. Osmanlı'dan sonra başlayan İngiliz mandası 14 Mayıs 1948'de sona ermişti. İngilizler gitmeden önce İsrail'deki Haganah'ın (Savunma) içindeki Irgun, Lehi Stern gibi silahlı gruplar Sadece Filistinlilere değil İngiliz güçlerine karşı da saldırılar düzenliyordu. Adı Tel Aviv'deki uluslararası havalimanına verilecek olan İsrail'in ilk cumhurbaşkanı David Ben-Gurion tarafından 14 Mayıs 1948'te Bağımsızlık Bildirgesi açıklandı.

Türkiye, İsrail'in bağımsızlığını tanıyan ilk Müslüman ülke oldu. Irgun da bugünün Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun hareketi  Herut ve Likud'a dönüşmüştü.

İşte "Surların Muhafızı" adıyla başlattığı hava operasyonunu kuruluş yıldönümüne ve ABD'nin Donald Trump döneminde İsrail Büyükelçiliği'nin taşımasının yıldönümüne yıldönümüne denk getirdi.

Bağımsızlık bildirgesi sonrası çok sayıda Arap ülkesinin ittifakıyla başlayan Arap-İsrail Savaşı sonrası defalarca savaş oldu. Yine İsrail defalarca Gazze'deki örgütlerle savaşa girdi. Lübnan Hizbullah'ı ile savaşa girdi. Gazze'ye 27 Aralık 2008-18 Ocak 2009'daki Dökme Kurşun Operasyonu, 14 Kasım-21 Kasım 2012 Bulut Sütunu Operasyonu, 8 Temmuz 2014-26 Ağustos 2014 Koruyucu Hat Operasyonu geldi.

Savaşlarda Arap ülkeler birbirleriyle çekişmeye girince yanıt üretilemedi, ABD İsrail Büyükelçiliği'nin Kudüs'e taşırken gerekli yine yanıt verilemedi. Filistin hep budandı, İsrail hep kazançlı çıktı ve sınırlarını genişletti. Bu savaşta da Hamas ve İslami Cihad yalnız bırakılacak, olan sivillere olacak.

Nitekim ABD Bakanı Biden "İsrail'in meşru müdafaa hakkı var" derken, Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Hamas'ın roketleri için "roket terörü" ve "İsrail kendini savunabilmelidir" dedi.

Ortadoğu’da devletler ve örgütler birbirini kabullenip, kendisi için istediğini diğer halklar için de istediğini ilan etmedikçe, dinsel ve mezhepsel odaklı yaklaşımlar sürdükçe, politik alan mezhepler üzerinden yoğrulmaya çalışıldıkça, halklar arası federasyonlar veya konfederasyonlar kurulamadıkça Ortadoğu’nun çözümsüz meselesi kan bulutları biriktirmeye devam edecek.

 

Sykes-Picot Anlaşması geleneği, IŞİD, El Nusra sonrası

* Filistin cephesinde durum ne? 3. İntifada mı olacak?

Basiretsiz, dirayetsiz, ufuksuz Ortadoğu liderleri Filistin örselenip öğütülürken kendi halklarına karşı zulüm yöntemleri geliştirmekle, bunun için NATO ve Gladyo pratikleri yarıştırmakla zaman geçirdi.  

İşte gelinen aşamada 21. yüzyılda artık Filistin örgütleri, Filistin resmi yönetimi, 22 Arap ülkesi, Türkiye, AB "6 Gün Savaşı" denen 1967 sınırlarına dönülmesini talep ediyor.

Oysa bu sınırlar 1947 BM Taksim Planı'nın bile çok gerisinde. Kısa tarih arkeolojisi yaparsak, Avrupa'da Kızıl Ordu ve ABD ittifakının ilerlemesiyle Almanya'daki Nazi devleti yıkılmış, İkinci Dünya Savaşı sona ereli iki yıl olmuştu. Ortadoğu geometrisi de değiştiriliyordu.

Bugün hala özgürlükçü güçlere, halkların mücadele ittifaklarına karşı düşmanlık siyasetini sürdüren Birleşik Krallık ile Fransa imzalı 16 Mayıs 1916'daki Ortadoğu'yı doğrama anlaşması Sykes-Picot Anlaşması geleneğini, cetvelle haritalar çizme politikasını yeni sıçramalara evriltmek isteyen emperyal güçler, yeni jeopolitik algoritmalar geliştiriyordu.

Bu ortamda Birleşmiş Milletler-BM Taksim Palanı çıktı. BM Genel Kurulu 29 Kasım 1947'de 181 No'lu kararı oylayıp çıkararak (33 evet, 13 ret, 10 çekimser oy çıktı) İsrail ve Filistin arasında iki devletli bir taksim yapmıştı. BM paylaşım palanına göre; toprakların 55 kadarı İsrail'e yüzde 45 kadarı ise Filistinlilere bırakılıyordu. O harita ile bugünkü harita göz önüne getirilip kıyaslama yapılırsa nereden nereye gelindiği net görülür. Arap ülkeleri bu haritayı kabul etmemişlerdi, bugün ise 1967 sınırlarına dönmesini bayrak haline getirmiş durumdalar.

Ana hatlar halinde sıralama yaparsak şu okumayla karşılaşırız:

1- Filistinlilerin yerlerinden edilip mültecileşmesinin, ağır bombardımanlarla yok edilmelerinin temel sebeplerinden biri İsrail'in ABD'nin Akdeniz, Ortadoğu ve Kuzey Afrika koçbaşı olarak kodlanması, üyesi olmasa da fiilen NATO'nun güney kanadının bariyeri ve mızrağı olarak görülmesi iken diğer sebebi 22 Arap ülkesi, artı İran artı Türkiye'nin Kudüs'ü ve Filistin'i iç politika malzemesi olarak kullanmasıydı.

2- Ortadoğu'dan Avrupa'ya birçok devrimci örgüte barınak ve eğitim desteği sağlayarak ilham kaynağı olan efsanevi FKÖ'nün içindeki El Fetih, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi gibi örgütlere yeterli destek sunulamaması önemli faktör.

3-Seküler olan, sadece kendileri için değil bütün halklar ve kültürlerin eşitliğini savunan bu direniş örgütlerine destek yerine, sadece dinsel odaklı olan, kendi mezhebini bütün kültürlere dayatan dinbaz, Ortadoğu'nun binlerce yıllık kadim halklarından birisi olmasına rağmen Yahudileri yok etmeye ahdeden İhvan ve Selefi örgütler palazlandırıldı.

4- İran, Türkiye ve 22 Arap ülkesinde din ve ırkçı eksenli partiler Filistin ve Kudüs'ü dinsel hegemonya, mezhepsel rant, toplumu mobilize ederek iç sıkışıklıkları perdelemek için kullandı. Zaman zaman muhalefete ayar vermek için araçsallaştırıldı.

5- İnsan hakları ihlalleri, işsizlik, yolsuzluk, yoksulluk, işkence, mafyalaşma arttıkça, oy oranlarının düştüğü görüldükçe, sokaklarda iktidar karşıtı protestolar alevlendikçe hemen Mescid-i Aksa, Kudüs tedavüle çıkarılır oldu.

"Ey İsrail" naraları atılır. Bakın İran rejiminde Kürtlere, Beluçlara, komünistlere zulüm artarken, işsizlik derinleşirken muhalefet katmanları katarlandığında ortak sokak eylemleri organize ettiğinde hemen İran dini liderleri ve Devrim Muhafızları Ordusu komutanları "İsrail kökünden sökülüp yok edilecek", "İsrail yok edilmeli", "İsrail'i yok edeceğiz", "İsrail'i yerlebir edeceğiz" nutukları atar. Birçok ülkede "Kudüs ümmetin ilk kıblesidir", "Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir", "Kudüs Müslümanların kırmızı çizgisidir" uzun süre tedavülde tutulur. Kudüs Günleri adı altında programlar, gövde gösterileri yapılarak algı dağıtmalara başvurulur, yeni algı odakları oluşturulmaya çalışılır.

6- Mısır, BAE, Suudi Arabistan, Türkiye, Katar, İran, Suriye, Ürdün gibi ülkeler Filistin direniş davasına çok hasar verdi. Desteklenen IŞİD, Heyet Tahrir el Şam adını alan El Nusra, Suriye Milli Ordusu-SMO, Haşdi Şabi, Difa el Watani, Ahrar uş-Şam, Fetih el Şam, Ceyş-ul İslam, Sultan Murat Tümeni gibi İhvan ve Selefi grupların Suriye, Irak, Libya’da, Şengal’de yaptıkları, ABD ve Avrupa kentlerindeki saldırıları Filistin davası etrafındaki zırhı inceltti, coşkulu destekleri örseledi.

Bu paramiliter grupların bazılarının dünyanın gözü önünde maaşa bağlanması uçak ve otobüslerle farklı ülkelere taşınması halklar nezdinde de toplumsal zeminde de ciddi kırılmalara yol açtı.

Yine FKÖ yerine Hamas’ın desteklenmesi Filistin’e hararetli desteği örseledi. Son savaşta “3. intifada olacak” beklentisi oluştu. Buradan bakıldığında olanlar Filistin diye değil “Hamas ve İslami Cihad” diye kodlanacak ve Gazze yalnız bırakılacak. Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir, söz var savaş bitirir demişler. Savaşları bitirecek olan hakikatlerle yüzleşmek, adalet, eşitlik ilkesi, öz ve söz birlikteliğidir.

* İsrail-Türkiye ilişkileri, Türkiye'nin manevra kapasitesi:

İsrail-Türkiye ilişkilerinin hinterlandına objektif tutmak, İsrail'in kuruluş algoritması ve tanınma süreçlerine ayna tutmak analitik tespitler, açımlamalar ve çözümlemeler için önemli olacaktır.

Dünya Ekonomik Forumu'nun Davos toplantıları sırasında "One Minute olayı" olarak siyaset literatürüne geçen 30 Ocak 2009'u hatırlamalı. Başbakanı Tayyip Erdoğan ile İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez arasındaki atışma sonrası İsrail Türkiye ilişkileri kesilmişti. Erdoğan cumhurbaşkanı olduktan sonra da sürdü bu ve İsrail'i sık sık "devlet terörü uygulamak" ile suçluyordu. Ancak ticari ilişkiler, istihbari ilişkiler kesilmedi, yaptırım gündeme alınmadı.

2020 ve 2021'de birçok ülkede Çin, Sincan-Uygur'a Uygur Türklerine zulüm uygulamakla suçlanırken, toplama kamplarında insan iradesinin ezildiği kaydedilip soykırım açıklamaları yapılırken Türkiye'de de Çin'in Ankara Büyükelçiliği ve İstanbul Başkonsolosluğu önünde Uygurların ve destekçilerinin gösterileri oldu. AKP-MHP tahammül edemedi, engellemeyi seçti, polis saldırıp dağıttı.

Çin ile Bir Kuşak Bir Yol (OBOR) projesini ve ticareti sürdürmek için AKP-MHP hükümeti, İyi Parti, Deva Partisi, Gelecek Partisi gibi partilerin eleştirilerine Doğu Perinçek'in partisi Vatan Partisi ve gazetesi Aydınlık'ın paralelinde açıklamalar yaptı, havuz medyası da kör-sağır-dilsizi oynayıp muhalefeti suçlayıcı yayınlar yaptı. AKP-MHP-Vatan Partisi ittifakının İsrail'in yaptıklarının benzerinin Türkiye'de muhalefete karşı, Kürtlere karşı yapıldığı eleştirileri söz konusu. Bu nedenle halkın Filistin duyarlılığını kullandığı, Kürtlere aynısı yapılırken, Roboski, Suruç, Ankara Tren Garı, Cizre-Sur bodrumları tazeyken; çocuklarını arayan Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri yerlerde sürüklenirken, Galatasaray Meydanı Cumartesi Anneleri'ne yasaklanırken; akademisyenler üniversitelerden atılırken; onlarca Kürt belediyesine atanan kayyumlar üniversitelere atanmaya başlanmışken; bir tweet attığı için çocuklar, yaşlı insanlar, sanatçılar, gazeteciler, mikrofonlara hükümeti eleştirenler ev baskınlarında karakollara çekilirken; Sivil Cuma namazlarına müdahale edilirken; daha 3 Mayıs 2021'de Antep'te hükümete muhalif diye Furkan Vakfı üyelerinin camide "itikaf" duaları yaparken biber gazıyla camiden çıkartılırken Filistin'e ve Kudüs'e, Mescid-İ Aksa'ya sahip çıkılıyor görüntüsünün riyakarlık olduğu değerlendirilmekte.

Bu yüzden ki katliam yaşanan Mavi Marmara Gemisi baskını sonrası İsrail ile bir miktar para karşılığı uzlaşıldı. 

Bu yüzdendir ki Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre İsrail, Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı üçüncü ülke oluyor. Toplam ihracatı 2020 yılı için 4 milyar 704 milyon doları buluyor. Gelecek kaderin değil bizim ellerimizdedir derler. Dönüşüm ve barışları yaratacak olan halkların ortak geniş yelpazeli cepheleridir.

Dağlık Karabağ vurgusu yapılırken...

* Ya Dağlık Karabağ hatırlatması:

AKP-MHP yönetimi Corona vakaları nedeniyle sokağa çıkma yasakları varken cemaatlerin İsrail karşıtı protestolarına izin verdi, İstanbul Fatih Camii'nde "Mehmetçik Gazze'ye", "Mehmetçik Aksa'ya", "Hamas'a selam, direnişe devam" sloganları attı. 1 Mayıs kutlamalarını, Uygurlar için Çin'e karşı protestoları yasaklayan hükümet yol verince Fatih Camii'nde "Mehmetçik Aksa'ya" pankartı açılsa da; 14 Mayıs'ta Cumhurbaşkanı Erdoğan "Dün Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ'ı ve işgal altındaki topraklarını kurtarma mücadelesini hangi şevkle desteklemişsek, bugün Kudüs'te ve Filistin şehirlerinde yaşanan zulme karşı da aynı hissiyatla harekete geçiyoruz" dese de  "Armageddon Savaşı" bekleyen İsrail-Filistin hattı; Suriye'ye, Libya'ya, Rojava'ya, Dağlık Karbağ'a (bazı yerlere Rusya Başkanı Vladimir Putin ile anlaşarak) Suriye Milli Ordusu-SMO sevketmeye, SİHA'lar sevketmeye benzemez. Böyle bir hamleyle iktidarın İsrail'e karşı askeri manevraya geçmesi jeopolitik kaymalara yol açıp farklı aktörlerin de devreye girişiyle AKP-MHP iktidarının düşüşüne varır.

Havuz medyası manşetlerde Filistin'de de Libya ile deniz yetki anlaşması modeli-ve sonrası askeri işbirliği modelini önerse önermesi de; Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun 16 Mayıs'taki videokonferanslı İslam İşbirliği Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi olağanüstü toplantısında "Birlik ve kararlılığımızı gösterme vakti. Ümmet bizden liderlik bekliyor. Türkiye gereken her adımı atmaya hazırdır" demesi sadece "ümmetçilik" üstünden iç tribünlerin duygularını okşayıp din hassasiyetinden algı yoğurmaya; pandemi karşısındaki beceriksizliği, ekonomik buhranı ve mafya-devlet ilişkilerine dair iktidarca gözden çıkarılınca yurt dışına kaçan Sedat Peker'in kasetlerle afişe ettiği kirli çamaşırları örtmeye yöneliktir. 

* Uluslararası İlişkiler Uzmanı, Gazeteci


Etiketler : Kürt Kumandan Selahaddin Eyyübi, Doğu Kudüs Cerrah Mahallesi, Surların Muhafızı Operasyonu, Mescid-i Aksa, Kudüs,