Türkiye ilhak peşinde

09 May 2021

TSK'nin Federe Kürdistan sınırlarındaki alanlara yönelik operasyonunu Kürt partilerinin temsilcileri gazetemize değerlendirdi. Bunun operasyon değil, ilhak olduğunu söyleyen siyasetçiler, ulusal birliğin aciliyetinin altını çizdi

Hüseyin K. Akçadağ

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) Kürdistan Federe Bölgesi topraklarına yönelik operasyonu sürüyor. Ancak iktidar basını bu konuda suskun, sadece Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın bazı açıklamaları zaman zaman medyada yer alıyor. Kürt kamuoyunun gözü kulağı ise bu operasyonda. Kürt halkı ve Kürt partileri durumu yakından izliyor. Bu nedenle Kürt partilerinin bu konuda ne düşündüklerini sorduk. 

Kürdistan Komünist Partisi (KKP) Genel Başkanı Sinan Çiftyürek, Türkiye'nin Kürdistan Bölgesi ile Özerk Rojava’da kalıcı ilhak peşinde olduğunu söylüyor. Çiftyürek, şunları ekliyor: “Öncelikle şu an Haftenin, Avaşin, Zap alanları başta olmak üzere Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) egemenlik alanlarında sürdürülen ve çözümsüzlüğü derinleştirmekten başka sonuç üretmeyecek olan askeri harekatı kınıyoruz. Çözümsüz olacağı, 1983 yılından beri aralıklarla sürdürülen askeri harekatların sonuçlarından belli.”

Çiftyürek’in bu konuyla ilgili devlete bir çağrısı var: “Türk devletine çağrımız; içeride Kürt siyasetiyle yeniden siyasal çözüme dönmesi, sınır ötesinde ise KBY ile Özerk Rojava’yı tanımak, dostça ilişkilenmek. Böyle bir adım hem Türkiye’nin hem de Kürdistan yönetimlerinin yararınadır. Kürt ve Türk halkı başta olmak üzere halklar barış ikliminde nefes alacaklardır. Şunu belirtmek lazım, Türk devletinin son yıllarda gerek KBY alanında gerekse Özerk Rojava’daki askeri harekatlarını “operasyon” olarak adlandırmak yanlış. Çünkü ilki 25 Mayıs 1983 yılında yapılan ve adına daha çok “sıcak takip” vb. denilen ve sınır ötesine gidip geri dönülen bu başlangıçtaki harekatlara “operasyon” denilebilirdi. Ancak bir süre sonra bu askeri harekatların nitelik ve hedefleri değiştirilerek KBY’de askeri üsler oluşturularak kalıcı yerleşme olarak ilhak hedeflendi. Kalıcı ilhak politikası Özerk Rojava’da da sürdürülüyor. Türkiye, Rojava’da egemenlik kurduğu her yerde askeri konuşlanmanın yanı sıra okul, üniversite, banka, PTT şubeleri açarak kalıcı ilhak adımlarını geliştiriyor. Gerek KBY gerekse Özerk Rojava’da Türk devletinin hedefinde A veya B partisi, örgütü değil, Kürtlerin kazanımları olarak statü kazanmış yarı bağımsız iki Kürdistan parçası bulunuyor. Kürtlerin coğrafik statü kazanmalarından ve ayrıca iki parçada da Kürt yönetimlerinin Kürdistan’da bulunan halklar ve inançlarla her alanda eşitlik temelinde attıkları birlik adımlarından korkuyor. Kürtlerin yeni referanslarla bölgede sahne almaları Türkiye ve İran’ın en büyük korkuları ve saldırılarının temelinde bu yatıyor." 

Irak hükümetinin yaklaşımını da değerlendiren Çiftyürek, şu sözleri sarfediyor: "Irak Hükümeti’nin tutumunu “sessizlikten” çok danışıklı dövüş olarak görmek lazım ve verdikleri nota usuldendir. Ancak Kürdistan Hükümeti’nden ve Güneyli partilerden beklenen daha açık bir tutumla Türkiye’nin bu ilhak harekatlarına karşı tutum almalarıydı, halen de beklentimiz ve çağrımız budur. Asıl çağrımız; Suriye’nin, Rojava'da savaş hazırlığında olduğu; İran’ın, Deyrezor’da askeri güç yığdığı ve KBY’nin de her yerinde bulunduğu; Rusya’nın, Rojava'da Suriye ve Türkiye ile ortak çalıştığı; Türkiye’nin, KBY ve Rojava’da 50 km derinliğinde tamponu fiilen kurduğu… Bu kritik süreçte Kürt partilerinin hızla ulusal ittifakı örmeleridir. İlk adım PYNK ile ENKS arasındaki birlik adımlarına omuz vermeleridir.”

Savaş politikalarında ısrar

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbaşkanı Saliha Aydeniz ise gücünü ve meşruluğunu yitirmiş olan iktidarın savaş politikaları ile iktidarda kalmaya çalıştığını belirtiyor.

Son dönemlerde gerçekleştirilen operasyonlar ve en son yapılan operasyonun temel olarak iki neden etrafında somutlaştığını değerlendiren Aydeniz şöyle konuştu: "Birincisi faşizmin kalıcılaşması için her türlü zor, baskı, sindirme ve her yerle sürekli savaş durumunun yarattığı kriz ve kaostan kaynaklı meşruluğunu yitirmiş bir iktidar gerçekliği ve bu gerçeklik karşısında topluma ekonomik, sosyal, siyasal ve yaşamsal olarak hiçbir şey veremeyen, söyleyemeyen ve her geçen gün daha da çözümsüzlük politikasında kendini bitiren bir iktidarın, güncel olarak kendini savaş politikalarıyla ayakta tutma ömrünü uzatma çabası. İkincisi ve aslında birinci nedenin de asıl sebebi 100 yıllık Kürt düşmanlığındaki ısrardır. AKP-MHP faşist ittifakının 2023 stratejik hedefi, Kürt soykırım ve tasfiyesini 'Çöktürme planı' çerçevesinde tamamlamaktır. Kürt halkının özgürlük mücadelesini hegemonik ve bölgesel devletler desteğiyle ezip Kürtleri soykırıma uğratmaktır. Türkiye hem Ortadoğu hem dünya ile olan ilişkilerini, pazarlıklarını hep Kürt kazanımlarını bitirme ve işgal etme üzerinden kuruyor.”

Federe Kürdistan'daki partilerin ve Irak devletinin sessizliğinin de operasyona ortak olmalarından kaynaklandığını dile getiren Aydeniz, Kürt özgürlük mücadelesinin Ortadoğu halklarına bir alternatif sunduğu için hedef alındığını söylüyor. Aydeniz, şunları ekliyor: “Ayrıca Kürt özgürlük mücadelesi 100 yıldır kavga ve kan alanı olan Ortadoğu’ya halkların kendi kendini yönetebileceği bir alternatif sunmuş ve bu alternatif halklar nezdinde tutmuştu. Bu durum Ortadoğu üzerinde çıkarı olanların işine gelmediğinden sürekli kışkırtan, eski yöntemlerle halen kandırılan bir durum söz konusu. Ama unutulmaması gereken bu operasyonun asıl hedefinin Kürt soykırımı ve beraberindeki halkları sömürge gibi yönetmenin devam ettirilmesi gerçekliğidir. Osmanlıcılık hayallerini gerçekleştirmektir. Çünkü işgal, talan ve alan kapma politikası yürütmektedir. Bu görülmeli ve buna göre tutum alınmalıdır.”

İnkarın son adımı

İnsan ve Özgürlük Partisi (PİA) Genel Başkanı Mehmet Kamaç, bu operasyonun yüz yıllık inkarın son adımı olduğunu belirtiyor. Kamaç, şunların ekliyor: “Operasyon 100 yıllık cumhuriyet tarihî boyunca gerçekliği hava ve su kadar aşikar olan Kürt sorununu hak, hukuk ve adalet ekseninde çözme iradesi göstermeyenlerin güç kullanarak baskılama girişimlerinin son adımlarından bir tanesidir. 100 yıldır sonuç alınamayan bu yöntemin bugün için de çözüm getirmeyeceği ortadadır. Kürt meselesi çok yönlü siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel vb. komplike bir mesele olduğu gibi baskılandığı her dönemde Türkiye bu alanların tamamında ciddi krizler ile yüz yüze kalmaktadır. Türkiye şimdi tarihinin en büyük ekonomik, siyasi ve sosyal krizlerinden birini yaşıyor. Kriz ortamlarında çözüm üretemeyen iktidarların sığınağı, güç kullanma yöntemidir. Belediyelere kayyım atamalardan tutun siyasilere yönelik tutuklama furyasına, parti kapatma davalarına kadar ortaya konulan pratikler bunun en açık göstergesidir. Türkiye’de mevcut iktidar sorun çözme yeteneği olmayan, iktidarını sürdürmeyi sorunları derinleştiren krizlerle sağlamaya çalışan, Türkiye’nin en büyük sorunu haline gelmiştir. İçerde ve dışarda son dönemlerdeki gelişmeler ve olaylar bu gerçekliği apaçık bir şekilde ortaya koymaktadır.”

‘Tek güç halktır’

Bir Kürdün kaybının bütün Kürtlerin kaybı olduğun belirten Kamaç, Federe Kürdistan'daki partilerin tavrını şöyle değerlendiriyor: “Güneyli partilerden bahsederken oradaki siyasi gerçekliğe değinmek gerekiyor. Gerçekte bir tarafta bütün gücü yani askeri, siyasi ve ekonomik gücü daha doğru bir ifade ile bölgenin iktidarını elinde tutan KDP ve YNK ve bu iki partinin politikalarını kısmen destekleyen partiler diğer yanda muhalif fakat etkisiz partilerden bahsedebiliriz. Gücü elinde bulunduranların bölge devletleri ile kurdukları ilişkiler öncelikler sıralamasını şekillendirmekte ve genel ulusal meseleler bölge ve parti çıkarları karşısında ikinci plana düşürmektedir. Bunun bir yere kadar anlaşılabilir tarafı var ancak şu gerçeği herkesin bilmesi gerekir. Nerede olursa olsun bir Kürt bölgesindeki Kürtlerin kaybı bütün Kürtlerin kaybetmesi anlamına gelir. Ve bu durum ulusal birliğin de temelini oluşturacak olan, ulusal genel perspektifte bir anlayış birliğinin oluşmamasının verdiği ve verilebileceği zararı bir kez daha göstermiştir. Güney Kürdistan'da bu dengeleri değiştirebilecek tek güç halktır, Güney Kürtleri bunu değiştirecek deneyime de sahiptir.”  Kamaç, Irak hükümetinin tavrı ile ilgili ise şunları belirtiyor: “Irak merkezi hükümetinin de öncelikler sıralamasında Kürtlerin kaybetmesi ilk sırada yer alır. Dolayısıyla bu durum onların işine geldiği gibi aynı zamanda onayını da almıştır. En nihayetinde tarafı olduğu Sadabat Paktı anlaşmasının imzacı taraflarından biridir. Kürdistan bağımsızlık referandumunda da bunu çok açık bir şekilde gördük.”

Irkçı temelde kurulan cumhuriyet

Partiya Azadî Genel Başkanı Ayetullah Aşitî, cumhuriyetin ırkçılık temelleri üzerine kurulduğunu belirterek, bu gün yaşanan operasyonların nedenini şöyle açıklıyor: “Türkiye Cumhuriyeti, milliyetçilik değil, ırkçılık temelinde kuruldu. Bu iki kavramı birbirinden ayırmak lazım. Milliyetçilik kendi ulusunu sevmek, saymaktır. Irkçılık ise kendi milliyetini üstün görmektir. Türkiye Cumhuriyeti yüz yıldır çocuklara ‘Varlığım Türk varlığına armağan olsun’ andını okutuyor. Hala bu anlayış devam ediyor. Bir devlet ırkçılık mantığı üstüne kurulursa diğer ırklara boyun eğdirmek, asimile etmek için her yolu dener. Biz İslam dinine mensup insanlar olarak AKP’den bunu yavaş yavaş sonlandırmasını bekliyorduk. Ancak tam tersi oldu. O da diğer iktidarlar gibi Türk ırkçılığı için elinden geleni yapıyor. Buna karşı gelen Kürtleri diğer Kürtlerden ayırarak 'terörist' bahanesi ile şu isyan bu isyan bahanesi ile öldürmüşlerdir. Bugün de aynı şeyi yapıyorlar. Irkçılık mantığı değişmedikçe aynı tutum devam edecek. Müslümanların Allah’ın savaştan yana olmadığını göstermeleri lazım. Irkçılığın dünyaya barış getirmeyeceğini göstermeleri lazım. Kuran-ı Kerimi incelediğimiz zaman bütün peygamberlerin mücadelesi mazlum hakların özgürlüğü için olmuştur. Zalimlerin karşısında durmuşlardır yani. Dili, gelenekleri, kültürü, coğrafyasının isimleri yasak edilen bir halk var. Diğer yandan da bu yasağı uygulayan bir sistem var. Bir topluma, bir sisteme Müslüman diyebilmek için hangi tarafta olduğuna bakmak lazım. Eğer zalimlerin tarafındalarsa biz asla bunlara Müslüman diyemeyiz. Çünkü İslam zulme karşıdır. Siyasi konulara girmiyorum. Bugün Türkiye’de Türkler ve Kürtler aynı şekilde vergilerini ödüyorlar. Ama verilen hizmete baktığımız zaman tam tersi bir durum görüyoruz. Bu nasıl bir din anlayışıdır, bu nasıl bir insanlıktır? Türk ırkçılığını kabul etmeyen kesimler sürekli öldürülmüştür ve öldürülmeye devam ediliyor.”

Savaş huzur getirmez

Komşu ülkelere adalet götürdüğünü söyleyen iktidarın, kendi vatandaşı olan Kürtlere zulüm yapmasının anlaşılmaz olduğunu belirten Aşitî, devamla şöyle diyor: “Savaş ortamı, çatışma ortamı hiç kimseye huzur ve mutluluk getirmez. Sebep sonuç ilişkisine bakmak gerekiyor. Neden dövüyorsun denmiyor, neden dövülmeye itiraz ediyorsun deniliyor. Böyle mantık olur mu? Bütün dünya için söylüyorum, dünyada güç mantığı hakim. Temennimiz bu anlayışın son bulmasıdır. Kendim için istemediğimi başkası için de istememem lazım. Özellikle Kürtlerin bunu muhataplarına ve dünyaya anlatması lazım. Hani Müslümandık, hani kardeştik? Bu mu Müslümanlık? Bin yıl birlikte yaşadık diyorlar. Bu mudur kardeşlik? İtiraz edince terörist oluyorsun. Bizlerin özellikle, Kürt tarafının çatışma ile değil, dünyaya bu mazlumiyeti anlatmamız gerekiyor. Bizler asla ve asla çatışmayı önermeyiz, çatışmayı doğru bulmayız. Mazlumiyetimiz, mağduriyetimiz, bize yapılan haksızlığı çatışmasız bir dil ile bir söylem ile dünyaya anlatabilirsek, belki dünya buna bir çözüm bulabilir. Ama bizler çatışmayı tercih ettikçe, öldürülmemiz için gerekçe çıkıyor. Ben bu kanatteyim.”

 


Etiketler : Hüseyin K. Akçadağ,