Süreci Erdoğan bitirdi, Kürtler kanmayacak!

12 Tem 2021

İmralı Heyeti üyesi Hatip Dicle, Erdoğan’ın çözüm sürecini HDP’nin bitirdiği yönündeki açıklamasına tanıklığıyla yanıt verdi: Süreci Erdoğan bitirdi, Kürtler kanmayacak!

Erdoğan, Ergenekon ve MHP dayatmasıyla, Kürtlerle sürdürülen çözüm sürecinin bitirilmesine karar verdi. İttihat-Terakki zihniyetini temsil eden iktidarla barış ve çözüm mümkün değil Erdoğan’ın son gelişi ‘Kürtleri nasıl aldatabilirim, kandırabilirim, Kürtler içinde oylarımı nasıl arttırabilirim’in arayışıydı. Görecekler bakalım, Kürt halkı kanacak mı, kanmayacak mı! 

Nasıl ki Nelson Mandela olmadan Güney Afrika’da sorunun çözülmesi mümkün değildi. İşte Sayın Öcalan’ın pozisyonu da aynı devlet heyetinden de duyduğumuz gibi bu pozisyondur. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 9 Temmuz’da geldiği Diyarbakır’da bir kez daha Kürt sorununa dair söylem değiştirdi. Erdoğan, “Buzdolabına kaldırdık” sözleriyle bitirdiği “çözüm” olarak adlandırılan sürecin sonlandırılmasından Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) sorumlu tuttu. Erdoğan’ın bu açıklamaları, PKK Lideri Abdullah Öcalan ile devlet heyetinin 2013-2015 yılları arasında sürdürdüğü “çözüm” sürecinin nasıl başladığı ve nasıl sonlandığını yeniden gündeme getirdi. İmralı Heyeti’nde yer alan Hatip Dicle, Erdoğan’ın 7 yıl aradan sonra “çözüm” sürecine ilişkin açıklamalarını ve Kürt sorununun çözümsüzlüğünü değerlendirdi.

 

Tayyip Erdoğan, durup dururken neden Diyarbakır’a geldi? Kamuoyu araştırmalarına göre Kürt kentlerinde oldukça oy kaybı yaşadığı bir dönemde, Erdoğan’ın Diyarbakır’a gelişini nasıl yorumluyorsunuz? Erdoğan, olası bir seçimde yine Kürt seçmenine mi oynuyor?

Artık AKP de Erdoğan da bir erime sürecinde olduklarını görüyorlar. MHP’deki erimenin daha fazla olduğunu tespit edebiliyorlar. Kürtlerin oylarında çok çok büyük kayıplarının olduğunu artık müşahede edebiliyorlar. O nedenle Erdoğan’ın Diyarbakır’a gelişi tabi ki planlı bir çıkıştı kendileri açısından. Çünkü Kürtlerle nasıl sorunlar yaşadıklarını en iyi onlar biliyorlar. Kürtler, onların gerçek yüzünü bu süreçte çok iyi kavradı. AKP’nin, MHP’nin nasıl bittiğini çok net gördü. Bu nedenle AKP içindeki Kürtler çok açık şunu söylüyor: Gidin görüşün eski bizim kazandığımız insanlarla, mutlaka ikna etmeye çalışın. Bir çaresizlik içerisinde oldukları çok açık görülüyor. Bu çaresizlik iki şey getiriyor. Birincisi gerçekten bir panik hali var. Artık iktidarı kaybetmenin eşiğinde olduklarını hissediyorlar. Bu nedenle Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels’in taktiklerine daha çok sarılıyorlar. 

Bu aynı zamanda bir algı operasyonudur. Kürtler için de Türkler için de son zamanda Erdoğan’ın özellikle Diyarbakır’a geldikten sonra yeni bir taktiği devreye soktuğunu görüyoruz. Erdoğan’ın son gelişi Kürtleri tekrar nasıl aldatabilirim, kandırabilirim, hiç olmazsa önümüzdeki seçimde Kürtler içinde oylarımı nasıl arttırabilirim, bunun arayışıydı. 

Sizce Kürtler nezdinde Erdoğan’ın bir güvenirliliği kaldı mı; Kürtler Erdoğan’a nasıl bakıyor?

Tabi Kürt halkı çok büyük acılar içinden geçmiş, deneyimli, politik bir halk. Hafızası çok güçlü. Ben hatırlıyorum, biz daha çocukken, Kürt sorununu evde büyüklerimizin ya da misafirlerin sohbetlerinden öğrenirdik. Kürtlerin o noktada hafızaları çok güçlü. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden beri, 1925’ten, 1940’a kadar, nasıl Kürt katliamları yaptıklarını, Kürtçe konuşanlara ne kadar büyük para cezaları kestiklerini, Kürtçe’yi tamamen unutturmak için her türlü baskıyı denediklerini, halk bunların tümünü biliyor. Çok uzak değil, İmralı sürecinden sonra yaşananlar, sonra 5-6 yılda yaşananlar, canlı olarak halkımızın hafızasındadır. Bu atanan kayyumların Kürtçe’ye ne kadar düşmanlık yaptıkları, yani MHP ne kadar açıkça Kürt düşmanı ise AKP’nin de tamamen Kürt düşmanı olduğunu halkımız biliyor. O nedenle bu sözlerin halk üzerinde etkili olabileceğini düşünmüyorum. Ama onlar ısrarla, Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels’in büyük yalanlar söylemine sarılmaya devam ediyorlar. Görecekler bakalım, Kürt halkı buna kanacak mı, kanmayacak mı? Hep birlikte göreceğiz.

Erdoğan, “Çözüm sürecini sonlandıran biz olmadık” dedi. Ancak 2015 yılında Dolmabahçe Mutabakatı için “Doğru bulmuyorum”, çözüm süreci için de “Buzdolabına kaldırdık” diyen de Erdoğan’dı. Erdoğan, ne yapmaya çalışıyor?

Şimdi Goebbels taktikleri bu dönemlerde belli çevrelerde etkili olsa da şimdi her şey kayıt altında. Örneğin 5-6 yıl önce Erdoğan ne konuştu? İşte ‘buzdolabına kaldırdık’ demişti. Ya da ‘Dolmabahçe Mutabakatı benden habersiz yapıldı’ gibi yalanlar söylediği zaman, bazı muhalif kanallar, kendisinin tarihiyle işte hangi gün ne dediğini önüne koyduğunuz zaman, bunların hepsi bir anda çürüyebiliyor. Toplumun hafızası ne kadar zayıf olursa olsun, muhalif kanallar, basın, bunu açıklıkla doğru söyleyip söylemediğini tespit edebiliyor. Bu nedenle çok sonuç alabilecekleri inancında değilim. 

İmralı Heyeti’nin bir üyesi olarak süreci kim bitirdi?

İmralı süreci nasıl bitti dersek, kısaca bunu söyleyebiliriz. 2013 yılı sonunda 17-25 Aralık’ta Fethullah Gülen cemaatiyle Erdoğan’ın birlikte koalisyon tarzında sürdürdükleri birliktelik sona erdi. Aralarında büyük bir iktidar savaşı başladı. Erdoğan, o sıralar şunu gördü; Şimdi bunlar da bir devlet kliğiydi. 1965’ten beri devlet içinde örgütlenen ama 12 Eylül’den sonra iyice devlet organları içerisinde yuvalanan bir kesimdi. Onların bir devlet kliği olduğunu biliyordu. Bir devlet kliğini karşısına almak, artı bu Fethullahçılarla birlikte Ergenekon örgütünün üzerine gitmeleri vs. Erdoğan’ı düşündürdü, çark etti. Görüşmeler yürütülürken de bazı şeyler hissediliyordu. Ama daha sonra tümüyle açığa çıktı. Ergenekon ve MHP dayatmasıyla, hem Fethullah Gülen cemaatinin devlet içinde tamamen tasfiye edilmesi hem de Kürtlerle sürdürülen çözüm sürecinin bitirilmesine karar verildi.  

Bu karar “çözüm” sürecinin devam ettiği dönemde mi verildi?

Bunun için 2014 yılı boyunca bu gelişmeler alttan alta devam etti. Mesela Ergenekon’un tutuklularıyla AKP milletvekillerinin cezaevinde görüşmeleri... Bu kulağımıza geliyordu. Hatta bir ara gündeme geldi, işte devlet heyeti ‘biz bunu bilmiyoruz ama araştırıp biz size bilgi veririz’ dediler. Tabi bizim olduğumuz toplantılarda bilgi verilmedi. Ama belki de Sayın Öcalan ile bu konuyu baş başa görüşmüş olabilirler. Sonuçta 2014’ün Eylül ayında artık bunun resmi anlamda da böyle olduğunu biliyoruz. Asla hiçbir devlet yetkilisi tarafından da yalanlanmadı. Bir “Çöktürme Planı” hazırlanmış. Bu plan tarihiyle, DAİŞ’in Kobanê’ye saldırısı hemen hemen aynı günlerdedir. Hatta Kobanê saldırısından sonra biliyorsunuz, 6-8 Ekim olayları da gelişti. Ondan sonra DAİŞ’in üst düzey bir komutanı YPG’nin eline esir düşüyor, sorguluyorlar. ‘Kobanê’yi neden hedef aldınız’ diye soruyorlar. Çünkü Kobanê bir petrol bölgesi değil, ayrıca zenginliklere sahip değil. DAİŞ komutanı verdiği bilgi çok önemlidir. Aynen şunu söylüyor: “Bizim aslında bütün planlarımız Şam’a yönelikti ama Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’la bizim çok iyi ilişkilerimiz olduğu için o ısrarla Kobanê’yi almamız gerektiğini söylüyordu, biz de onu kırmadığımız için bu harekatı başlattık.” Erdoğan bir taraftan Kürtlerle masada otururken, aslında diğer taraftan DAİŞ’i Kobanê için teşvik ediyor. Böyle bir düşmanlık. Yani açık bir Kürt düşmanlığı. Kısacası İmralı süreci açısından şunu belirtebilirim: Bir; Erdoğan, Ergenekon ve MHP ile yaptığı ittifak nedeniyle, ikincisi de Rojava konusunda bazı dayatmalarda bulundu. 

Rojava dayatmalarını biraz açabilir misiniz? 

Üç konuda dayatmaları çok önemliydi. Onu sonuna kadar yaptı. Ancak Sayın Öcalan kendilerine net cevap verince, artık gündeme getirmediler. Bu üç şey şuydu: Birincisi Rojava’daki statünün, yani Kobanê, Qamişlo ve Efrîn’de ilan edilen demokratik özerklik statülerinin kanton ilanlarının feshedilmesiydi, geri adım atılması ve dağıtılması. İkincisi, YPG’nin o zaman Müslüman Kardeşler’in denetiminde olan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adı altındaki çatı örgüte katılması, bir anlamda Müslüman Kardeşler örgütünün -Türkiye denetiminde tabi ÖSO- kuruluşu olmayı dayattılar. Üçüncüsü de YPG’nin Suriye’ye savaş ilan etmesi idi. Bunlar reddedildi. Zaten daha sonra Dolmabahçe Mutabakatı olmasına rağmen yine de Erdoğan’ın 5 Nisan’da yaptığı açıklamayla masa devrildi. Böylece sürecin savaşa evrilmesine neden oldu. Bu çok açıktır. 

AKP ve MHP arasındaki çatışma ve çatlaklık gittikçe derinleşiyor. Erdoğan’ın Diyarbakır’a gelmesi de bununla bağlantılı mı? Cumhur İttifakı’nın yarınını nasıl görüyorsunuz?

Bazen basın da yanıltıcı haberler yapabiliyor. Özellikle iktidar basını, bunu bilerek de yapıyorlar. Son günlerde emniyet müdürlerinin yerleri değişti, merkeze çekilenler oldu. O zaman yandaş medyada, Süleyman Soylu’nun bilgisi dışında yapıldığı, Erdoğan’ın yakında Soylu’yu görevden alacağı yazıldı. Sonradan açığa çıktı, Tolga Şardan yazdı. Açıkça yazdı, Süleyman Soylu’nun hazırladığı listenin geçtiğini söyledi. Şimdi dolayısıyla görmek gerekiyor. AKP-MHP arasında öyle uzlaşmaz, hemen kopmaya açık, hemen birbirlerinden kurtulmasına açık bir ortam var gibi algılamak doğru değil. AKP-MHP iki büyük suç ortağıdır. Sonuna kadar bunu sürdürmeye çalışacaklardır. Ama onların arasındaki çelişkiler eğer bundan sonra keskinleşirse, bu toplumsal mücadeleye bağlı olur. Toplumsal mücadele güçlendikçe,  birbirlerini günah keçisi ilan etme sürecine kadar gidebilir. 

Toplumsal mücadeleler, Kürtlerin ulusal mücadelesi güçlendikçe, AKP-MHP arasındaki çelişkiler tabi ki artacaktır. Çünkü birbirlerini suçlamaya başlayacaklardır. Hatırlayın, Garê sonrası Erdoğan açık açık orada başarısız olduklarını itiraf etti. Sonra iktidar klikleri arasında çatışma da oldu. Bazıları basına yansıdı, bazıları yansımadı. Dolayısıyla AKP-MHP’nin çöküşü, kesinlikle toplumsal mücadeleyle ilgilidir. Devlet çürümüş. Çürüme sesleri, çöküş sesleri alttan alta geliyor. Bunun tamamen sonuca evrilmesi için toplumsal mücadeleyle, Kürtlerin, kadınların, emekçilerin, bütün muhalif kesimlerin kararlı duruşuyla olabilir. 

2013-2015 gibi bir süreç bekliyor musunuz veya Kürt sorununda nasıl bir sürecin olmasını istersiniz?

Şu anda faşist bir iktidar, İttihat-Terakki zihniyetini temsil ediyor. Öyle bir zihniyetle barış ve çözüm mümkün değil. 2013-2015 sürecinin tekrarı gibi, bir sürecin olasılığı çok çok zayıf, yoktur hemen hemen. Ancak bu zihniyet çöktüğü zaman Kürt sorununda demokratik çözümün önü açılabilir. Sayın Öcalan bu sürecin bozulması durumunda nelere yol açabileceğini çok açık söylüyordu. Hatta 2040’a kadar Türkiye’nin, bütün Ortadoğu’nun bu Üçüncü Dünya Savaşı denilen süreçte ne kadar büyük yaralar alacağını, Türkiye’nin Iraklaşabileceği, Suriyeleşebileceğini çok net söylüyordu. 

Sonuçta AKP, Erdoğan hükümeti utanmadan kalkıp süreci biz bozmadık, onlar bozdu diye yalan söylüyor. Buna bile bile girdiler ve gittikçe batıyorlar. Ama kendiliğinden çöküşü kimse beklememeli. Bu CHP’nin en büyük hatalarından biri ol oluyor. Topluma sürekli bunu şırıngalıyorlar, ‘işte efendim bunlar zaten çökmek üzere, provokasyonlara gelmeyin’ gibi söylemler, AKP’nin ömrünü uzatan yaklaşımlar oluyor. Eğer sadece CHP ve İyi Parti, ki HDP zaten buna hazır, parlamentodan çekilseler bile, inanın bunlar çökecektir. Öyle bir tepki koysalar, çökerler. Devletin çökme aşamasında olduğu çok net görülüyor. Bunlar gün geçtikçe çöküşe adım adım gidiyorlar, kurtarmaları çok zordur. Onun için her türlü yalana da tehdide de sarılacaklar. Akla hayale gelmeyecek, savaşı kışkırtıcı, ırkçı saldırıları teşvik edici yol ve yöntemleri deneyecekler. 

Öcalan olmadan çözülemez

Öcalan, Kürt sorununun neresinde, çözüm için nasıl rol oynayabilir?

Öcalan İmralı süreci sırasında bir gün, ‘Ben çekileyim’ dedi. İşte arkadaşlar var, HDP var, Kandil var, gidin onlarla görüşün. Artık bir sonuca varırsınız, varmazsınız, sizin görüşmelerinize bağlı olur dedi. Devlet heyeti hemen ‘Hayır, siz çekildiğiniz anda süreç hemen biter’ diye karşılık verdi. Biliyorsunuz devlet bu süreçte Sayın Öcalan’ı baş müzakereci olarak tanımlamıştı. Ama şimdi baş müzakere pozisyonunu bırakın, işkence boyutuna varan, korkunç, hukuk dışı bir tecrit sisteminde tutuluyor. Şu anda Sayın Öcalan’ın sağlık durumu nedir, orada nelerle karşılaşıyor, hiç birimiz bunu bilecek durumda değiliz. Dolayısıyla şunu rahatlıkla söyleyebilirim, Sayın Öcalan ve paradigması, bugün dünyada artık bir filozof nitelendirmesiyle çeşitli üniversitelerde tez konusu oluyor. Güney Afrika’da, Amerika’da, İngiltere’de… Herkes artık şunu görüyor, sadece Kürtler değil ya da sadece Ortadoğu halkları değil, Sayın Öcalan’ı 21’inci yüzyılın büyük filozofu olarak nitelendirerek, Kürt sorunun çözümünde de Mandela rolünü görüyorlar kendisinde. 

Ortadoğu’yu çok iyi bilen, Kürt halkını iyi tanıyan, diğer halkları da iyi tanıyan, Türk devletini her şeyden önce çok iyi tanıyan ve dünyanın küresel güçlerinin Ortadoğu hesaplarını çok iyi analiz eden Sayın Öcalan olmadan, onun baş müzakereciliğinde gelişmeden bu soruna çözüm bulunamaz. Bu sadece biz Kürtler olarak söylemiyoruz, bunu dünyanın sorunlarıyla uğraşan, bu konuda tezler hazırlayan, paradigmaları tek tek gözden geçiren herkes söylüyor. Yüzlerce akademisyen, dünya çapında söylüyorum, Öcalan’ın paradigmasını değerlendiriyor, tezler hazırlıyor. Sayın Öcalan bu işin merkezindedir. O olmadan, Kürt sorununu çözmek akıl dışıdır. Nasıl ki Nelson Mandela olmadan Güney Afrika’da sorunun çözülmesi mümkün değildi. İşte Sayın Öcalan’ın pozisyonu da aynı devlet heyetinden de duyduğumuz gibi bu pozisyondur. Ne zaman olursa olsun, kendisinden bağımsız çözülemez.

Özgür Paksoy/MA


Etiketler : HATİP DİCLE,