Şair Osman Tuğlu: Şair başlangıçta patolojik bir insandır

19 Nis 2021

Şiir şairin uzunca yazdığı kendi mezar taşı yazıtıdır biraz da. İyi şairlere anı evi yapıldığı gibi, mezarları yanına şairin kitaplığını açmak kötü bir fikir olmasa gerek

Şiire tanımlamalar sığmıyor ama her duruma yaraşır anlamlar yüklenebiliyor. Kimisi ilham diyor, kimisi yetenek. Bir de şiirin çevirilmesi var. Nihayetinde her halkın kendine göre bir geleneği olduğu yine kendine göre bir anlatısı var. Burada aslında şiir çevrilmiyor sadece, o halk çevriliyor. Genel kanıya göre ise en iyisi şairlerin şiiri çevirmesi.

Osman Tuğlu da bu anlamda hem şair hem çevirmen. Edgar Allan Poe, Oscar Wilde, T. S. Eliot, W. B. Yeats, H. Heine, W. Blake, Coleridge, W. Wordsworth’un şiirlerini çevirdi. Aynı zamanda kendisinin de Cenan ile Mecnun, Eski Sesler Müzesi, Son Şaman Böyle Dedi, Şiirler isimli kitapları yayımlandı. Üretken bir edebiyat işçisi aslında. İlk kitapları İmge Yayınları’ndan çıkan şairin kitapları artık Klaros Yayınları tarafından yayımlanıyor. Klaros için farklı çalışmaları da var. Şimdilerde ise Rilke ve Dickinson’u çeviriyor. Biz de Osman Tuğlu ile şiiri ve şiirin çevrilmesini konuştuk.

Şiirlerinizde sadelikten yanasınız. Hatırlamalar ve yakınmalar da var. Genel anlamda var olduğunuzun kanıtı olarak görüyorsunuz şiiri, doğru mudur?

Şiirde sözcük ekonomisini severim. Fazla kelimeleri ata ata yazmaya çalışırım, bir taşı yontar gibi. Şiir ortaya çıktığında ne bir kelime eksik ne kelime fazla olmalıdır. Yontulmamış taş parçası da, taşın fazladan yontulması da heykele zarar verir. Aynı öyle.

Sadelik sorusu içerik ile ilgiliyse şöyle cevap verebilirim. Bu konuda dile gelmek isteyen en karmaşık durumlar, duygular, imajlar yeraltında taşla, toprakla, kumla karışık halde bulunan altın madeni gibidir, iyice yıkanmalı, ayıklanmalı, saflaştırılarak kâğıt üzerine dökülmelidir diye düşünürüm.

Soruyu ses sadeliği olarak algılayacak olursam Nazım Hikmet’in iki şiiri üzerinde durmak isterim. Orkestra ve Kız Çocuğu şiirleri.. Nazım’ın zaman içinde çok sesli şiirlerden neredeyse hece şiiri özellikleri gösteren tek sesli, sade şiirlere geçişi üzerinde durması gereken bir konudur.

Şiir şairin uzunca yazdığı kendi mezar taşı yazıtıdır biraz da. İyi şairlere anı evi yapıldığı gibi, mezarları yanına şairin kitaplığını açmak kötü bir fikir olmasa gerek. Guiseppe Ungaretti şiirlerini Bir Adamın Hayatı adı altında toplamıştır. Bu soruya o cevap vermiş çok eskiden.

Gerçek şair kendini gerçekleştirebilmiş bir insandır, şiiri de bir yerde kendisinin kâğıda vuran izdüşümüdür, onu dünyaya sunar, kendinden bir iz olarak bırakmak ister. Onun şiiri yaşadıklarının kanıtı, bir hatırası, insanlara sunduğu bir örnek olarak kalır, kalırsa.

Osman Tuğlu’nun şiirde derdi nedir diye sormak istiyorum.

Şair başlangıçta patolojik bir insandır, tedavisi de yine şiir yazmaktır. Şair, şiir yazmadan topluma uyum sağlayamayan, yaşayamayandır. Toplumdan, pratik dünyadan bir tür geri çekilmek, onu daha güvenli gördüğü bir ortamda yeniden, ama akıl dışına kaçmadan yaratmak, o dünya ile birlikte kendini de bütünlemek zorunluluğunda bir insandır. Çekildiği yalnızlık içinde dünyayı gözlemler, çözer, ayrıntılarına iner, onu imgelere, kelimelere indirger kendine özgü bir şekilde, dille kurar.

Biraz mistiklere, peygamberlere benzer. Tam Şuurluluk haline erişmektir çabası. Beni de şairden sayan olursa, buna benzer yollarda bir hayli süründüğümü tahmin edebilir.

Poe, Eliot, Lorca, Wilde, Blake ve Yeats’ten çeviriler yaptınız. Çok iyi şair ve yazarlar. Merak ettim, siz en çok kimi çevirirken zorlandınız?

Bunlara ilaveten Wordworth, Coleridge, Heine çevirilerim kitaplaştı. Rilke ve Dickinson çeviriyorum.

Çeviri yaptığım uzun süreç içinde acemi olduğum dönem var, biraz daha işi kavradığım dönemler var. Çevirdiğim şairleri tanımak da uzun bir zaman istedi. Ben şöyle bir yol izledim. Tüm şairlerime aynı anda başladım diyebilirim. Hepsini paralel götürdüm. Birinden kazandığım deneyimi diğerinde kullandım, sonradan kazandığım beceriyi başa dönüp ilk şiirlerde yeniden kullandım. Kitap bastırmak için bir acelem, hatta böyle bir kaygım olmadı. Önemli olan iyi bir şeyler yapmak, şiiri öğrenmekti benim için. Tekrar tekrar elden gözden geçirdim yaptığım işleri. Bu çabamda bana özel bir zorluk çıkaran olmadı, Rilke müstesna. Bu adamdan Almanlar bile şikâyetçi çok kapalı yazdığı için bazı şiirlerini. Ama o da olacak zamanla. 

Şiir çevrildiğinde büyüsünü kaybediyor diyenler var. Tersini de savunanlar var. Bir şair ve çevirmen olarak siz ne düşünüyorsunuz?

İkisine de katılırım. Şiirleri çevirirken şairleri de çevirmek mümkün olsa keşke.. Yeats’ı Türk yapabilsek örneğin. Sanırım daha çok beğenecektir o zaman Türkçe’ye çevrilmiş şiirlerini. Bizim dilimizin büyüsü iyidir, alır götürür onu.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Teşekkür ediyorum bu güzel sohbet için.

Kimdir?

Kabataş Erkek Lisesi ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 2005 yılında Cenan ile Mecnun adlı ilk kitabı yayımlandı. Poe şiir çevirileri “Şiirler ve Anılar adıyla yayımlandı. Dünyaca tanınan birçok şairin şiirlerini çevirdi.


Etiketler : Ahmet Güneş, şiir,