Özgürlük zamanı

16 Nis 2021

   Zerdeşt Baran

21- 28 Ocak tarihleri arasında yapılan 7. TEV- ÇAND konferansı tarihsel bir anlamı barındırmaktadır. Güçlü değerlendirmelerin, eleştirilen ve sorgulamaların olduğu konferans; aynı zamanda aldığı kararlar ve planlamalarla birlikte alanlarda, kendisini daha güçlü hissettirecektir. Öte yandan tiyatro, sinema, müzik, edebiyat ve birçok sanat alanına dair yürütülen tartışma, alınan kararlar ve açığa çıkan perspektifle; kültür ve sanat çalışmalarına dair bir ivme açığa çıkaracaktır. Biliyoruz ki, güçlü fikirlere ve düşüncelere dayanan, kültür ve sanatta kendini derinleştiren her toplum, kalıcılığını sağlar. Fikir ne kadar derin ve köklüyse, önüne gelen bütün engelleri aşar… Bir fikrin gücü bir insanı değiştirmeye yeterdir, dahası bir toplumu hatta bir uygarlığı da…

Yeter ki, fikir sağlam olsun! Gerisi açığa çıkan devrimler, kültür- sanatta ileriye taşınmış etik ve estetik değerleriyle örülü ve tepeden tırnağa, kendi öz gücüne dayanan insan ve toplumun yaratılması; hayal bile değildir. Özgürlük hareketi yarım yüzyıla varan mücadelesi ile bunu başardı ve başta Kürdistan ve Ortadoğu halkları olmak üzere, tüm dünya halklarına umut olmaktadır.  Bahsedilen fikir, adından anlaşılacağı gibi özgürlük fikridir. Dile gelirken bile coşkuludur. Kültür ve sanattaki atılım, özgürlük fikrinin dile gelişidir. Tınısıdır, anlamıdır, rengidir, sesidir, isyanıdır… Yani bir bütün özgür yaşama olan tutkunun yansımasıdır. Konferansta, alınan karar ve planlamaların yanı sıra ilk hedef olarak “Bütün çalışmaların merkezine önderliğin fiziği özgürlüğünü alması, tarihsel sorumluluğunu da ortaya koymaktadır. Özgürlük tek gerçeklik olmaktadır” denildi.

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın, Özgürlük Sosyolojisi adlı savunmasında özgürlüğü, “adeta özgürlük evrenin amacıdır” tanımlamasıyla dile getirmesi, aynı zamanda hakikati da belirtmiş olmaktadır. Yine aynı adlı savunmada “enerjinin özgürlük olduğu” tanımlaması bizi tarihselliğe götürmektedir. Terzi Hermes’lerden Zerdüşt’e, Mani’ye, Sühreverdi’ye, Hallac- ı Mansur’a… dek uzanan süreçlerde felsefelerinin temelinde ışığın ve enerjinin oluşu elbette ki tesadüfi değildir. Avrupa felsefesi özellikle Hegel ve onu takip eden filozof ve düşünürlerde de yine bu gerçek vardır.

Özgürlüğün anlamına varılması bilinebildiği kadar insanla mümkündür. İnsanın metafizik özelliğinden dolayı çeşitli tanımlamalar da bulunabilir. En zor anlarda Tanrı-Toplum gibi kavram ve kuramlar yaratabilir ya da sanat ve bilimde çeşitli fikir ve düşüncüler açığa çıkarabilir… Bu metafizik özellik aynı zamanda direnme gücünü de insana verir. Katı kurallara gelmeyen, faşizmin etkisinde ezilmeyen özgürlük bilinci gibi. Tutsaklık sadece 4 duvar arasında kalmayla açıklanabilecek bir durum değildir elbette. Fazlasıdır… Daha da kötüsü zihinlerin tutsak kılınmasıdır…

İnsanı diğer canlılardan ayıran bir özelliği bütün evrensel oluşumları, bünyesinde taşımasıdır. Yani doğada gerçekleşen fiziksel- kimyasal- biyolojik tüm özellikler; manyetik- elektriksel ya da kimyasal tüm tepkimeleri doğada incelemeye gerek kalmadan, insanda bir bütün var olması, insanın, “en gelişkin laboratuvar” ya da “Evrenin küçük bir maketi” şeklinde tanımlanmasına neden olmuştur. Tabi burada insanı, tek başına kaba bir atom atom-altı parçacıklarından oluşan maddesel bir diziliş olarak görmek eksik ve yanlış olacaktır… İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliği belki de metafizik yaşayabilmesidir… Hakikat adına yola çıkmış tüm mitoloji- din- felsefe- bilim ve sanatın altında yatan gerçeklik bu arayışın sonucudur biraz da. İnsanın kendi özüne varabilmesi, kendi olması yani, Hebûn… Xwebûyin… Tüm özgürlük ve hakikat tanımlamaları insanı işaret etmektedir ki; İnsan-merkezci yaklaşımdan ziyade,  tanımlamanın esası, evrenin adeta “Küçük bir maketi”, bütün evrenin toplamı olmasından ötürüdür. Hiçlik düzeyinde kendini oluşturan evrenin; atom- atom-altı parçacıklarından, bitkisel ve hayvansal yapılara oradan insana uzanan serüvenini, tamamen özgürlük bilinciyle açıklamak mümkündür. “Özgürlük evrenin amacıdır” ve insandaki durum, yalnızca kendini tanıma kavuşturmasıdır. “Ben benim, ben evrenim, ben öncesi ve sonrası, yakını ve uzağı olmayan zaman ve mekânım!”  

Bu noktada, “anlamak özgürlük” olmaktadır. Tüm Hiyerarşik- Devletçi erkek egemenlikçi sistem; insanı (evreni) parçaladı. Kendi bilincine varmaması için; sahte bilgiler, algılar, tarihler, oluşturdu… Duygular yarattı… İnsanı oyalayacak düşünceler ve ideolojiler tasarladı… Her etkisine girilen duygu ve düşünce köleliği açığa çıkarmaktadır… Her gün, her dakika ve her an yaratılan sahte anlam, kavram ve duygularla beden ve düşünce esaret altına alınmak istenmektedir. Köleliğin olduğu yerde elbette iyilik ve doğruluk da olamaz, güzellik de olmaz. Arayış, başkaldırı, tutku olmaz, öfke olmaz! Sanat biraz da bundandır ki, hakikatin kendisidir. Sanatın yaratıldığı yerde yalnızlık vardır, yalnızlık içinde çokluk vardır, toplum vardır, acı, sevgi, öfke, hissetme vardır. Fakat aynı zamanda insanın kendini hissedişi, kendine dönüşü, evrene, tüm yaşama dönüşü de vardır… Samimiyet, hakikat vardır. Yalan ve hile yoktur! Sadece özgürlük vardır!

Özgürlük hareketinin başlatmış olduğu, “Tecride, işgale, faşizme son, şimdi özgürlük zamanı” kampanyası, “Önderliğin özgürlüğünü hedefleyen hamlesine kültür sanat cephesinden de etkili ve yaratıcı bir tarzla yanıt olma kararlılığı” her yönüyle söz konusu konferansta açığa çıkmıştır. Yaşama dair en belirleyici olan duygunun da zaten kendisi bu olmaktadır. Hedef tereddütsüz ve nettir; Özgürlük! Ve özgürlükle birlikte örülen yaşam aslolandır, hakikattir.


Etiketler : imralı tecrid,