Ortadoğu’daki herkes savaştadır

01 Ağu 2021

Savaş algısında değişim yaratmayanların dışında hemen herkes 1990’lı yılların başlarından itibaren yaşananları bir dünya savaşı olarak görmektedir. 1990’lı yıllarının başlarından itibaren gelişen bu savaşın merkez üssü ise Ortadoğu’dur. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları gerçekte kapitalist modernist güçler arasında yaşanan hegemonya savaşlarıydı. Kimin hegemon güç olacağını ve sömürgelere kimin daha fazla hakim olacağını netleştirmeyi öngören savaşlardı. Bu kapsamda geçmiş savaşlarda kamplaşmalar çok daha keskin ve belirgindi. Kuşkusuz bugün de kapitalist modernitenin büyük güçleri arasında geçmişteki gibi olmasa da belli gruplaşmalar vardır. Farklı çıkarlar, çelişkiler nedeniyle bunun olması kapitalizmin özü gereğidir. Ancak bu savaş hem süre hem yöntem hem amaç hem de hedef bakımından ilk iki savaştan oldukça farklıdır. Zaten yaşananları bir dünya savaşı olarak görmeyenler de bu karışık durumdan dolayı öyle yaklaşmaktadırlar.

3. Dünya Savaşı esas olarak kapitalist moderniteyi temsil eden Batılı güçlerin Ortadoğu’ya karşı yürüttükleri bir savaştır. Bu yönüyle Ortadoğu’daki tüm devletler, toplumlar, halklar, inançlar ve kültürler bu savaşın hedefi konumundadır. İsrail’in dışındaki tüm Ortadoğu bu savaşı yürüten güçlerin hedefidir. Zira İsrail kapitalist modernitenin çekirdek hegemon gücüdür. Özetle ilk iki dünya savaşından farklı olarak 3. Dünya Savaşı’nda Ortadoğu’nun kültürel ve ideolojik kimliği hedeflenmektedir. Kültürel ve ideolojik kimliğin hedeflenmesi; petrol, doğalgaz gibi enerji kaynaklarının ele geçirilmesinden çok daha önceliklidir. 

Peki, Ortadoğu’yu kapitalist modernite açısından bu kadar hedef haline getirecek olan nedir? Ortadoğu bütün yetersizliklerine, hatta çarpıklıklarına rağmen bugün toplumsallığın en güçlü şekilde yaşandığı coğrafyadır. Kapitalist modernitenin yoğurup şekillendirdiği Batılı ülkelerde ise bireysellik ve bireycilik hakimdir. İkincisi kapitalist modernite demek maddi kültür demektir. Her şeyi maddiyatla ele almanın, pozitivizmin, kazancın, kârın, çıkarın hakim olduğu bir kültürel şekillenme vardır. Zaten kapitalizm hem kelime anlamı hem de içerik bakımından da böyledir. Oysaki Ortadoğu’da manevi kültür öğeleri baskındır. Ortadoğu’da inanç, iman, din, moral değerler, toplamda da manevi kültür öndedir. Denilebilir ki manevi kültürün merkezi konumundadır. O açıdan kapitalist modernitenin merkez üssü Batı’dan özü bireycilik ve maddi kültür olan bir saldırı özünden uzaklaşmış da olsa toplumsallığın ve manevi kültürün merkezi olan Ortadoğu’ya yönelik gerçekleşmektedir. Ortadoğu toplumsallığının ve manevi kültürünün gücüne dayanarak, bunda yaşanan çarpıklıkları birey-toplum dengesi temelinde gidererek kapitalist moderniteye alternatif sistem inşasının tüm potansiyeline sahiptir. Tüm bu nedenlerden ötürü Ortadoğu’ya yönelim sistemiktir.

Kapitalist modernite güçleri, kendi aralarında ciddi çelişki ve çatışmaları olsa da sistemik yaklaşmaktadır. Ama Ortadoğu’daki mevcut yapı her bakımdan paramparçadır ve sistemik olmanın çok uzağındadır. Geçmişte Osmanlı, İran ile birlikte neredeyse tüm Ortadoğu’yu temsil ediyordu. Dolayısıyla sistemik yaklaşma potansiyeli daha fazlaydı. Yanı sıra ulus devlet ve milliyetçilik henüz bölgeye giriş yapmadığından ve ümmetçi anlayış ön planda olduğundan tüm çelişkilerine rağmen Ortadoğu günümüze göre çok daha bütünlüklü ve güçlüydü. Dogmatik düşüncenin hakimiyetinde yeterince değişemeyen Ortadoğu’ya kapitalist modernitenin ruhu olan milliyetçiliğin, bu ruhun bedeni olan ulus-devletin ihraç edilmesiyle Ortadoğu alabildiğine zayıfladı. Deyim yerindeyse tarumar hale geldi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ise paramparça edilerek iradesiz, güçsüz, uydu bir konuma getirildi.

Bir de Ortadoğu devletleri despotiktir; demokrasinin, özgürlüklerin, eşitlik ve adaletin yanından bile geçmemektedirler. O denli çıplak zora ve baskıya dayanmaktadır ki maskeleme ihtiyacı bile duymazlar. Adeta köleci dönemden kalmış gibidirler. Halkı tebaa, ülke topraklarını da de kişiye, hanedana, aileye ait görme geleneği hala güçlüdür. Hukuk yerine keyfiyet vardır.

Ortadoğu devletlerinin bu karakteri onları her an istismara açık hale getirmektedir. Denilebilir ki, demokrasiden, özgürlüklerden bihaber olmaları nedeniyle kapitalist modernite güçlerince el atılamayacak bir devlet yok gibidir. Kapitalist modernite güçlerinin istismarı için kapılar sonuna kadar açıktır. Topluma dayanmadıklarından alabildiğine güçsüz ve iradesizdirler. Despotizmle, dış güçlerle boyun eğme temelinde kurdukları ilişkilerle, maddi imkânların bir kısmını topluma vermeyi öngören ‘Firavun Sosyalizmi’ ile ayakta kalmaya, ömürlerini sürdürmeye çalışıyorlar.

İşin kötüsü ise Türkiye’nin Ortadoğu’da olduğunu unutmasıdır. Mevcut durumda Türkiye’nin en büyük yanılgısı budur. Herkes bilmeli ki 3. Dünya Savaşı da ilk ikisi gibi yeni bir dizaynı kendisiyle getirecek. Birinci Dünya Savaşı ile imparatorluklar dağıtıldı, yerlerine pek çok ulus-devlet kuruldu. Bu bir dizayndı. İkinci Dünya Savaşı’yla küreyi ilgi alanı haline getiren Dünya Bankası, IMF ve Birleşmiş Milletler gibi kurumlar kuruldu. Hukuk alanında evrensel haklar tanındı, Soğuk Savaş dönemi başlatıldı ve reel sosyalizmin yıkımına kadar da bu sürdü. Bu da bir dizayndı. Şimdi savaş Ortadoğu’da gerçekleştiği ve Ortadoğu hedef olduğu için burası için de yeni bir dizayn gerçekleşecek. Yani, Ortadoğu şu an kaldığı gibi kalmayacak, değişecek.

Bazıları kendilerini öyle görmese de Türkiye de bir Ortadoğu devletidir ve Ortadoğu’daki herhangi bir devletin yaşadığı tüm sorunları fazlasıyla yaşamaktadır. Tam da bu nedenle yeniden dizayn edilecek ülkeler kapsamındadır. Batılı güçlerle kurulmuş olan ilişkiler yanıltmamalıdır. O halde bu dizaynın Türkiye’de ne şekilde ve neye dayanarak gelişeceği önemli olmaktadır. Bu da bir sonraki yazıya…


Etiketler : İsa Taşçı,