Orası burası: Uzak Değil

08 May 2021

Hatırlananı anlatmak, bir devretme biçimidir. Olanı tarihe geçirmek saldırmanın ve aynı paralelde savunmanın bir biçimidir. Yazı biraz da öyledir. Kurgu da o kadardır.

Eylem Ata Güleç, yakın zamanda Yapı Kredi Yayınları (YKY) tarafından yayımlanan ‘Uzak Değil’ adlı öykü kitabında geçmişe götürüp getiriyor okuru. Gerçek şu ki travmatize edilmiş bir toplumu kişisel hikayelerle aktarmak biraz çetin bir meşgale. Kitabın başından sonuna kadar gittiğiniz de, Güleç’in bu halleri ustalıkla yazdığını göreceksiniz.

Hiç kuşkusuz kuşaklar arası aktarım ve bağ kurmak, hayati bir mirastır. Yazar Güleç de geçmişe gidip geliyor. Örneğin yeni kuşağın pek bilmediği geçmişteki Kürt sol fraksiyonlar arası çatışmalar, yaşananlar ve son olarak birkaç yıl önce yaşanan şiddetli çatışma ve göç meselesi. Her bir öyküde farklı bir hayata dokunup gerçekle günümüz arasında bağ kurması, bunu yaparken zengin bir dil ile okuyucuya aktarması, hem okuru sıkmıyor hem de çağrışımlarla insanlık hallerine dokunuyor.

Kitabı okuduktan sonra şunu fark ettim; yazar olayın ya da olayların nerede yaşandığını belirtmese de oraya ışınlanıp haritada yerini görebiliyorsunuz. Çünkü yazar şunu bilmiş: göç ve savaş evrenseldir yani acı evrenseldir. Bunu bilen Güleç, hiç de kaba propaganda ya da ajitasyona girmeden gündelik yaşam içinde hatırlamalarla okuru beraberinde sürüklüyor. Zaman ve mekânın olanaklarını kullanarak dolu dolu bir anlatımla birçok hayat hikayesine değinen Güleç, geçişleri de aynı maharetle kullanıyor.

Yas, göç, mezarlık ve yıkımın içinden geçen bu öykülerde şunu da fark ettim. Bugün yazarın kitabında bahsettiği olaylar silsilesi en azından üç veya dört kuşaktır tekrarlanıyor. Delilik ile isyan, esirgeme ile reva görülen insanlık halleri, Güleç’in her bir öyküsünde ve her karakterinde kendini dışavuruyor.

Bu kitapta aslında her öyküdeki karakterin hatırlamaları ile bir hafıza aktarımına şahit oluyoruz. Mahalle kültüründen beton sitelere geçişte yaşananlar, yıkımın insan psikolojisi üzerindeki etkisi, geleceğe dair kırılgan umutlar sinmiş her öyküye. İhanet, feda ve vefa beraber yürüyor bu kitapta.

Göç olgusunun insan üzerindeki psikolojik etkisine değinen Güleç, bu olgunun sınıfsal boyutuna da değiniyor. Örneğin bir apartmanda geçen öyküsünde her dairenin farklı sorunlarla boğuştuğunu aktarırken, bunun ekonomik yanını da görüyoruz. Bir evde her şey varken, diğer evde ise akşam ne yemek yapılacağı bilinmiyor. Burada kadın olma hallerine de ayrıca değinen Güleç, travmatize edilmiş bir toplumu deliliğin kıyısında sürüklüyor.

Kitaba dair şunu söylemek eksik olmayacaktır; düşlerle gerçeğin, gerçekle düşlerin kesiştiği ve birbirine karıştığı öyküler var bu kitapta. Bir düş bir gerçeği gölgelerken, bir gerçek bir başka düşe ışık oluyor. Sıkı bir öykü kitabı okumak isteyenler listesine ekleyebilir.


Etiketler : Ahmet Güneş,