'Kobanê nasıl ki düşmediyse, kadın mücadelesi de düşmeyecek'

30 Nis 2021

Mizgin Aksu*

Ortadoğu’da yaşanan her savaşın, toplumsal haraketliliğin pozitif ve negatif çelişkileri olduğu gibi, bunlardan yararlanan merkezi güçler de vardır. Modernitenin karanlık yüzleri, Ortadoğu üzerinde kurdukları eko-siyasal çıkarları bir tarafa, bu karanlığa karşı direnen, varlık mücadelesini sosyalist bir yerden kuran devrimci halk gerçekliği de bir tarafa. Yani hangi taraftan baktığınıza bağlı olarak mücadelenin okuması değişir.

Elbette orantısız güç ve denklemler süreçlerin nasıl ilerleyeceğini, bir bütün toplumun ve halkların yaşanan savaşlar karşında öz güçleri ile birlikte nasıl çıkacağı dönemin iradesi, gücü ve aklı ile birlikte sonuçlanacaktır. Kim bilir bu sessiz görünen derya taşmaya hazırlanıyordur...

Rojava kadın devrimi de kuşkusuz bu sessiz görünen deryanın taşmasıyla birlikte tarihin seyrini kadınlardan, haklardan ve özgürlükten yana kırarak devrimini gerçekleştirdi. DAİŞ karanlığına karşı (bu karanlık tüm halkları, dilleri, inançları, kadınları ve çocukları yani yaşamın kendisini boğmaya çalıştı) büyük bir savaş verdi. Karanlığı kendi aydınlığı/ışığıyla boğdu...

DAİŞ barbarlığını yerle bir eden mücadelenin bize anlattığı iki önerme; halklar için “yeni yaşamın” mümkün oluşu ve elbette ki kadın mücadelesinin olmadığı, kadınların iradesini ortaya koymadığı, kadınların aklının yaşam bulmadığı hiçbir ideolojik, politik hareketin, örgütün asla hayat bulamayacağı, haklı olamayacağı, topluma, haklara, inançlara, yaşama ve geleceğe umut olamayacağıdır.

Bu bağlam üzerinden bugün ‘Rojava devrimi, bir kadın devrimidir’ söylemi, bir slogan ya da tespit değil, yeryüzünün bütün kara parçalarında kabul gören bir gerçekliktir. Bu gerçeklik kaynağını bizatihi yaşamdan ve geride bıraktığımız on yılların mücadelesinden aldı ve almaya devam ediyor. Çünkü kadınlar buradaki her emeğin, her aktüelin, her savunmanın bizatihi öznesi ve kurucusu oldu. Kadınlar toplumsallığı örgütlemede, devrimin yürütücüsü oldular. Ve Rojavalı bir emekçi kadının da ifade ettiği üzere; ‘kadınlar burada devrim yapmadı, devrimin kendisi oldu.’

Rojava kadın devrimi, her şeyin tıkandığı, inançların çökertildiği, umutların nefessiz bırakıldığı Ortadoğu siyasetinde her şeyi tersyüz eden, nefes aldıran bir hakikattin kendisi oldu. Kadın özgürlük mücadelesinin talepleri ve iradesi geçmiş dönemlerde olduğu gibi, devrim sonrasına ertelenmeyerek, anda devrim yaparak bu coğrafyada bin yıllardır kök salmış erkek egemen zihniyeti ve hegemonik erkek anlatısını da büyük ölçüde kırmış oldu.

Yukarıda kısaca değindiğim çerçeve DAİŞ ve benzeri tüm yapıların en büyük hedefi oldu. Kadın öznelliğine ve kadının kazanımlarına saldırı; sadece ‘erkeklik’ üzerinden okunamayacak kadar önemlidir. Rojava'da kadınlara yönelik saldırılar son derece ideolojik, tarihsel bir hesaplaşma amaçlıydı.

Bu hesaplaşma ve bu örgütlü kötülük hali kadın ve kadın değerleri ile savaş halinde olmayı ve kadınları zapturapt altına almayı, iktidar olabilmenin temeli olarak görmektedir.

Kadın özgürlük mücadelesine yönelik her saldırı bu bağlam üzerinden ideolojik ve tarihsel hesaplaşma içine giren DAİŞ zihniyetinin ta kendisidir.

DAİŞ'in Kobanê'yi düşürebilmek için yaptığı katliamlara rağmen ve "Kobanê düştü" söylemiyle Kobanê'nin düşmesini bekleyen ve bunu arzulan örgütlü kötülüğe karşı kadınlar "Kobanê'yi Düşürmedi"

2014 ve sonrasnda DAİŞ’in tarihi yenilgisi ile birlikte kadın devrimi enternasyonal bir karakter ve ruh kazandı. DAİŞ'ın kadınlara dayattığı hayata karşı dünyanın her yerinde kadınlar Rojava'da, Kobanê'de direnen kadınların yanında, direnişlerinin birer parçası oldu.

Türkiye’deki demokratik kamuoyu, Kobanê devrimini en yakından yaşayan ve duygudaşlığını en iyi hisseden parçası olmakla birlikte bu sahiplenme, çok geçmeden hedef oldu. Kadınların mücadelesini savunmak, DAİŞ ve türevlerine karşı her eylem büyük bir saldırı dalgası altında kaldı. Hevrin Xelef’in adını anmak bile yargılanma nedeni oldu. DAİŞ zihniyetinin karşısında olmak, bu karanlığa karşı direnmek ve mücadele etmek yargılanma nedeni ve cezalandırılma sebebi oldu. Bu durum aslında adı konulmamış kirli ittifaktır.

26 Nisan’da başlayan Kobanê Davası bu kirli ittifakın bir parçasıdır. Çünkü yargılanan 17 kadın arkadaşımız DAİŞ'ın karşısında kadın özgürlük mücadelesinin değerleri ile yürüyen kadınlar ile aynı değerlerin, aynı özlemlerin, aynı direnişin notalarıdır. Kurulan mahkemeler, sessizliğe mahkûm etmek istenen savunmalar, hınç hukuku içinde iki kat daha dikkate alınan kadınlar olmaktadır.

Kobanê Davası'nda Figenler, Sebahatlar, Gültanlar, Zeynepler, Dilekler, Aylalar, Bircanlar ve nice kadın sadece yalanları yargılamıyor, aynı zamanda DAİŞ ve onun karanlığını da yargılıyor. Ona verilen desteği de yargılıyorlar.

Kobanê Davası, kadınlara karşı içinde her türlü nüveyi barındıran, kristalize bir yönelimdir.

Kadın düşmanlığı ile yöneltilen sorular, kadın kazanımlarını da tutsak etme hevesi ile yanıp tutuşanlardır. Rojava kadın devrimini yargılamaya çalışanlar, Kobanî zaferini yargılamaya çalışanlar kadınların bin yıllardır özgürlük mücadelesini yargılamaya çalışanlardır. Kadınlar için bu dava bunu göstermektedir.

Kobanê nasıl ki düşmediyse, kadın mücadelesi de bu davada düşmeyecek.

Bu mücadeleyi büyütenlere selam olsun.

*HDK Kadın Meclisi Üyesi

 


Etiketler : Kadının Sözü,