kimlik sınıfın düşmanı mı?

07 Tem 2020

abd’de george floyd’un katledilmesiyle başlayan ırkçılık karşıtı kalkışma, avrupa’yı da etkisi altına aldı ve şükür yatışmadı. kimi yorumcular, bu kalkışmanın sınıfsal bir temelinin bulunduğunu ve (anti-kapitalist olma anlamında) sistem karşıtı olduğunu iddia ediyor. “keşke” demekle birlikte bunlara katılmıyorum, olup bitenin kimlikle ilgili olduğu fikrindeyim. bu vesileyle kimlik siyasetleri üzerine düşünmeye çalışacağım.

bugün kimlik siyaseti olarak tanımlanan hareketlerin ortaya çıkışı yeni değil. örneğin kadın özgürlüğü; neredeyse tarih kadar eski bir kavram ve bir politik akım olarak örgütlenmesi geçen yüzyılın başlarında. benzer şeyler ulusal hareketler ve siyahlar için de geçerli. ama yirminci yüzyıla sınıf hareketinin damgasını vurması sanki bu hareketler yeni ortaya çıkmış hatta sınıf hareketine zarar vermek üzere zuhur etmiş gibi bir söyleme zemin sunuyor.

kimlik hareketlerinin 21. yüzyılda daha fazla ümit yaratmasının birçok sebebi var; bu salt–kelimenin olumlu ve olumsuz anlamlarıyla reel- sosyalist sistemin geçen yüzyıldaki başarısızlığıyla açıklanamaz. o sistem, aslında sadece ulusal kurtuluş programı olan bir hareketin, gördüğü maddi destek ve ideolojik hegemonya sayesinde, kendisini sosyalist bir hareket olarak tanımlamasını, iktidarı elde edebilirse, belli kamulaştırma hamleleri gerçekleştirmesini ve o sosyalist sistemle ilişkilenmesini sağlayabiliyordu. ya başarılı olamadan yeni yüzyıla taşınanlar; örneğin filistin ve kürt hareketleri? sosyalist sistemin yokluğunun sonuçları ortak olsa da bu hareketler için tek ortak bir yönden söz etmek mümkün değil.

kadın kurtuluş hareketi olarak da anılan ikinci dalga feminizm ve lgbti+ hareketler, geçen yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıktı. feministler, sosyalizmin kadınların kurtuluşuna dair bütün talepleri karşılamayacağını fark etmişlerdi, lgbti+ hareketler ise reel sosyalizmin kendilerine baskıdan başka şey vaat etmediğini görüyordu. abd’de, siyahların, sosyalist bir programa çok yaklaşan, kamulaştırma da içeren bir programla kara panter partisi’nde örgütlenmeleri dikkate değer çünkü abd komünist partisi o sırada aktifti. yani kimlik, hep vardı sadece bugün sesi daha net duyuluyor.

bu hareketlerin ortak noktaları nedir? bence en önemlisi, hepsinde hareketi taşıyanların aynı zamanda odaklandıkları sömürü ve/veya baskı ilişkisinin öznesi olması. yani örneğin, kadınlar kadınların gördüğü sömürü ve baskıyla mücadele ediyor, bizzat yaşadığı şeyle meşgul. ayrıca, farklı sınıflardan insanların aynı dava için harekete geçmesinin bazı avantajları var. örneğin servet sahibi siyahlar harekete maddi destek sağlayabiliyor.

bu noktada şunu söylemek istiyorum. ben kadınları bir kimlik değil, bir sınıf olarak gören feministlerdenim çünkü kadınların, haneiçi sayılan alanda, ücretsiz çalışmalarının, bunun aile kurumu başta olmak üzere toplumsal araçlarla düzenlenmesinin sadece baskıya değil, aynı zamanda bir sömürü ilişkisine de işaret ettiğini düşünüyorum. bu görüşleri başta christine delphy olmak üzere, avrupalı feministlerin yazdıklarından okudum.

ama türkiye’de böyle düşünen sadece kimi feministler değil, hikmet kıvılcımlı da kadın sosyal sınıfımız adlı çalışmasında benzer görüşleri dile getirir. ancak şunun altını çizmek istiyorum; bütün kimliklerin ekonomik sonuçları vardır, ezilen kimlikten olanlar iş bulmakta zorluk çeker, daha az ücret alır vb. evdeki ücretsiz sömürüden kurtulmak için ücretli çalışmaya niyet eden kadınlar da benzer şeylerle karşılaşır. kapitalizmin, farklı kimliklerin ezilmesinin sebebi olduğu doğru değil çünkü çoğu kapitalizmden önce de benzer bir baskı altındaydı, kimileri kapitalizmin sonrasında, reel sosyalizm koşullarında baskı görmeye devam etti. ancak kapitalizmin çeşitli kimliklerin baskı altında olmasından yararlandığı doğru.

ancak “sınıflar” ve “kimlikler” arasında iki temel fark daha var. iki sömürü sistemi yani kapitalizm ve patriyarka farklı ülkelerde farklı biçimler alsa da evrensel. buna karşılık kimliğe dayanan tüm baskıların evrensel olduğunu söylemek doğru olmaz, örneğin yahudiler türkiye’de ırkçılıkla karşı karşıya ama israil’de bizzat ırkçılık uyguluyorlar. konu burada bitmiyor. ama kâğıt baskıya geçtiğimiz için yerimiz sınırlı, o yüzden önümüzdeki ay devam etmek istiyorum.

ayşe düzkan

ayşe düzkan


Etiketler : Ayşe Düzkan,