Kadıneki Yazı,

ben de yaşadım, sen de yaşattın


ayşe düzkan-15 Aralık 2020 00:00

bugüne kadar görebildiğimiz kadarıyla tacizci erkekler teşhir edildiklerinde iki yol seçiyor: birincisi mutlak inkâr, kadını suçlama... ikincisi, özür. bu adamların bir kısmı, bir basın ve halkla ilişkiler danışmanı bulunacak bir servet ve ünün sahibi 

geçen hafta, sosyal medyada, bir erkek yazarın, çevirmenlerle ilgili son derece kibirli bir konuşmasının videosu, başka bir şeyi tetikledi ve kadınlar onun kendilerini taciz ettiğini ifşa etmeye başladı. sonrası çorap söküğü; bu mecranın okurları arasında izlememiş olan yoktur, o yüzden ayrıntıya girmeyeceğim.

aslında cinsel tacizle mücadele yeni değil. türkiye’de 1989 yılında düzenlenen mor iğne kampanyası’nı hatırlamayanlar bile duymuştur. o kampanya daha çok sokakta, toplu taşımada vuku bulan taciz girişimleriyle ilgiliydi. eski zamanlarda, şehirlerde toplu taşımada, kadınların tacizcilere, fark ettirmeden batırmak ve böylece kendilerini korumak üzere yakalarının altında iğne taşıdıkları biliniyordu. mor iğne kampanyası o tecrübeden yola çıktı, iğneyi yakanın dış tarafına çıkarttı, ona mor bir süs -boncuk, fiyonk- takarak rengini verdi ve böylece o geleneksel yöntemi politikleştirdi.

geçen hafta yapılan ifşalar akla me too hareketini getirdi. ancak arada bir fark var. me too kampanyasında, failler de tacize maruz kalan kadınlar da ünlü, dünyanın birçok yerinde tanınan insanlardı. bunun meselenin kolayca yaygınlaşmasında büyük etkisi oldu. ayrıca, örneğin gywenth paltrow, uma thurman gibi güçlü kadınların tacizle yüz yüze kalmış olması, aynı şeyleri yaşamış kadınların kendilerini yalnız hissetmemesine ve tıpkı onlar gibi, suçu ve suçluları teşhir edecek gücü bulmalarına yardımcı oluyor. buradaysa, erkekler ünlü ve daha önemlisi itibarlı. taciz cüretini bulmalarında bu itibarın büyük etkisi var, suçlarının ifşa edilmesinin dikkat çekmesinde de ünleri etkili.

sen beni yanlış anladın ama

şunu hatırlayalım, birçok kadın tacize uğradığında hissettiği rahatsızlığın sebebini tanımlamakta güçlük çekiyor. tanımladığında da bununla ilgili konuşacak cesareti bulması zaman alabiliyor. ayrıca diyelim ki bu cesareti buldu, yasal bir işlem yürütecek gücü olmayabiliyor, sonuç alamamaktan, o süreçte yıpranmaktan çekiniyor. devletin yargısı dışında başvurabileceği bir merci yok ve en önemlisi; o erkeğin güç aldığı itibarını sarsmak zor çünkü aynı erkeğin taciz ettiği kadınların birbirlerine ulaşmaları kolay değil. sosyal medya bu açıdan önemli bir imkân sunuyor. 

daha önce başka mecralarda yazdığım bir şeyi tekrar etmek istiyorum; teşhir, tacizle mücadelenin tek yolu değil. daha önemlisi, taciz hiç gerçekleşmeden ya da teşebbüsün başlangıcında engelleyebilmek, tacizin sebep olacağı travmayı, örselenmeleri engelleyebilmek. bir erkekten gelen ve istenmeyen herhangi bir yaklaşma -ister arkadaşça bir yakınlaşma, ister bir flört denemesi, ister bir taciz girişimi olsun-  “hayır” diyecek gücü bulmak, bu güce ulaşmak çok önemli. bu bireysel gibi görünen ama kolektif süreçlerle edinilen bir güç. bunu tayin ederken odak, erkeğin niyeti değil, kadının duyguları, istekleri. “beni yanlış anladın” anlamsız çünkü mesele erkeğin niyetini anlamak, tanımlamak değil kendi isteğini ifade etmek. tacizin, tecavüzün kişide sebep olduğu hasar terapi süreçleri gerektiriyor, bunu örgütlemenin dayanışmanın bir parçası olması gerektiğini düşünüyorum. 

şunu da unutmamak gerek; geçen hafta gündeme gelen vakaların çoğunu taciz olarak tanımlamak çok yetersiz, önemli bir kısmı tecavüz girişimleri. örneğin, bir adam bir taksinin arka koltuğunda bir kadını öpmeye çalışıyorsa bu tecavüz girişimidir, o adamı daha ileri gitmekten alıkoyanın taksi şoförünün varlığı olduğu açık! bir kadın bir adamdan kaçmak için kendisini bir yere kilitliyorsa, bu da tacizin ötesinde tecavüz girişimi.  

bugüne kadar görebildiğimiz kadarıyla tacizci erkekler teşhir edildiklerinde iki yol seçiyor: birincisi mutlak inkâr, kadını suçlama, kadını kendisini ifşa ettiğine pişman edecek şeyler yapma ve böylece başka ifşaların önünü kesme. ikincisi, özür. bu adamların bir kısmı, bir basın ve halkla ilişkiler danışmanı bulunacak bir servet ve ünün sahibi. o metinlerde bu profesyonellerin de katkısının bulunduğunu düşündüren çok şey var. (zaten hasan ali toptaş ertesi gün yanlış anlaşıldığını, “o” vakalar için özür dilemediğini açıkladı.) burada ufak bir parantez açmak istiyorum. diyelim, bizim gündelik hayatta “geçinemiyoruz”, “yoksulluk” diye anlattığımız şey iktisat fakültelerinde “alım gücünün düşmesi” olarak tanımlanabilir. aynı şekilde, cinsiyetle ilgili meseleleri de akademi, gereken terimlerle tartışabilir. ama bu terimleri feminist siyasette, kadın özgürlüğü mücadelesinde kullanır hale geldiysek, “eril fallik” gibi, olayı muğlaklaştıran, durumun ateşini soğutan ifadelerle karşılaşmamız da mümkün oluyor. sitemi kesip devam ediyorum, bu metinlerdeki “farkında değildim” teması itibar kurtarmaya yönelik. tamam, tacizi mümkün kılan, erkekliği biçimlendiren toplumsal ilişkiler. ama taciz, o toplumsal ilişkiler ve sık sık erkek olarak tanımladığımız adalet nezdinde bile suç. onlarca kadına fiziksel şiddete varan, basbayağı tecavüz girişimi sayılabilecek tacizlerde bulunan insanın yaptığının farkında olmaması mümkün değil. 

beyan meselesi

cinsel suçlarda, şiddete maruz kalanın beyanının esas olması ilkesi, yargıtay’ın eski bir içtihadı ve bu tür suçlara maruz kalanların “namus” vb. gerekçelerle bunu dillendirmelerinin zaten güç olduğu gerçeğine dayanıyor. ama bir başka nokta daha var: bu türden suçlar genellikle başkalarının olmadığı ortamlarda gerçekleşiyor yani tanık bulunması mümkün değil. tecavüzde kimi zaman olayın ardından, mağdurun bedeninde tıbbi olarak değerlendirilebilecek kanıtlar kalabiliyor ama tacizi kanıtlamak çok zor. bu sebeplerle, hakkında böyle bir iddia bulunan erkeğin masumiyetini kanıtlaması gerekiyor. karşılığında itibarını geri alacak. bu masumiyet, ifşayı yapan kadını itibarsızlaştırmakla değil, başka tanıklar, tanıklıklar, inandırıcı açıklamalarla kanıtlanabilir ancak. böyle süreçlerde kurunun yanında yaş yanar mı? başka devrimlerde olduğundan daha az diye düşünüyorum. 

everest yayınları, kendisiyle ilgili suçlamaları kabul eden hasan ali toptaş’la yollarını ayırdığını açıkladı. iletişim yayınları da suçlamaları hiç inandırıcı olmayan bir biçimde reddeden bora abdo ile yayın ilişkisini kestiğini açıkladı. bu açıklamaların ne anlama geldiğini tam olarak anladığıma emin değilim. yazarın sözleşmeleri mi yenilenmeyecek, yeni kitapları mı basılmayacak, kitapları piyasadan mı çekilecek. bir kitabı yayınlarken yazarının kişiliğini de dikkate almak bir yayınevinin en doğal hakkı. herhangi bir kitabı ortadan kaldırmak zaten mümkün değil. yasaklansa hatta kopyaları yakılsa bile kitaplar ortadan kaldırılamaz. (başka sanat dallarında durum farklı. örneğin halit refiğ’in kemal tahir’in ünlü romanından uyarladığı yorgun savaşçı adlı dizinin kopyalarının 12 eylül cuntası tarafından yakılmasıyla eser ortadan kalkmıştı.) bu yazarların kitaplarını okuyup okumamak da kişisel bir tercih bence. edebiyat tarihi, insanlığa karşı suçlar işlemiş yazarlarla dolu. onların eserleri insanlık mirasının bir parçası diye de düşünebilirsiniz, suçluların yazısıyla işim olmaz da diyebilirsiniz, faşistlerin, katillerin, tecavüzcülerin yani belli suçları işleyenlerin kaleme aldığı tek harfi okumam da! esas mesele o harflerin itibar vesilesi olup olmaması. 

herhangi bir yazarları ya da çalışanlarıyla ilgili böyle bir iddia bulunmayan yayınevleri de bu konuda tavizsiz olduklarını ifade eden açıklamalarda bulundu. ama zaten kimse, ”kadınları taciz de etse yazarımızdan vazgeçmeyiz,” demiyor ki. iddialar asılsızdır, sosyal medya hesapları belirsizdir, bu suçlamalar linçtir, diyor. o yüzden bu açıklamalar, birer taahhüt olmaktan ziyade, kadınların öfkesinden korunmanın bir aracı gibi geliyor bana. o öfkenin gücü ve haklılığı çok önemli, hareket meşruiyetini oradan alıyor. feminizm türkiye bilindik siyasal fay hatlarının dışında bir harekete sebep oldu, bu da çok önemli bir meşruiyet kaynağı. bir mücevher değerinde olan bu meşruiyetin, o haklılığın değerini hepimizin bildiğine, bunu asla çarçur etmeyeceğimize, bu bilinçle hareket edeceğimize inanıyorum.   

 


Etiketler : Taciz, Taciz faillerinin ifşası, Susma bitsin, Uykularınız kaçsın, İfşa,


...

ayşe düzkan