Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’ndeki koşullar

27 Tem 2020

Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan kadın siyasi mahpuslar, bir arkadaşlarına gönderdikleri mektuplarında özetle şöyle diyorlar: “6 Aralık 2019’da bulunduğumuz cezaevinde odalarımızda baskın tarzında arama yapıldı. Odalarımızı adeta talan edildi. Her türlü defterimiz (şiir defterinden adres defterlerine, seminer çalışmalarından anılara, öykülere, günlüklere, siyasal yorumlara, araştırma notlarına kadar) birçok kitabımız, bağlama kelepçeleri, elişi tığları ve daha sayamadığımız birçok şey çöp poşetlerine doldurularak götürüldü. Sonrasında bütün taleplerimize, suç duyurusu dilekçelerimize rağmen bize dönülmedi ve eşyalarımız halen verilmedi.


Çoğumuz otuz yıla varan tutsaklık süresini yaşamış bulunuyoruz. Dolayısıyla okumalarımız, araştırma çalışmalarımız var. Bize idare tarafından, içeride kitaplarımızın çok olduğu, çoğunun depo olarak kullandığımız maltaya götürüleceği, ihtiyacımız olduğunda alıp, kullanacağımız belirtildi. Kitaplarımızın çoğunu depoya taşıdık. Ancak Corona tecridi başladığından bu yana tek bir kitap almamıza izin verilmediği gibi, idarenin memurlarıyla kitaplarımızın arasına girip talan ettiğini öğrenmiş bulunuyoruz.


Corona fırsat yapılıp, tüm iletişimlerimiz durdurulurken hak gasplarına dair hiçbir şeyden geri durulmadı. Bu koşullarda bize yapılan tebliğde, artık dışarıdan hiçbir biçimde dergi, gazete ve hatta kitap alamayacağımız söylendi. Bunların sadece doğum günü, yılbaşı ve bayramlarda alınabileceği; ancak bunların da cezaevi kantini üzerinden alınacağı belirtildi. Bizleri onlarca yıl tek tip kaleme, bardağa mahkûm eden cezaevi idarelerini istediğimiz kitabı bulup, getirmeyeceği açıktır. Tüm bunlarla arkadaşlarımızın içine sokulmak istendiği ekonomik sıkıntılar da diğer bir boyuttur.


Dünyada tutsaklar dışında mektuplaşma gibi tarihte kalmış bir iletişim aracını hiç kimse kullanmazken, mektupların fiyatına bir yılda beş kez zam yapıldı. Normal mektuplarımızın kaybedildiğinden tüm mektuplarımızı katlanan fiyatlarla taahhütlü göndermek zorunda kalıyoruz. Kartlar kart fiyatına gönderilmediğinden bir cümlelik yazıyı da mektup fiyatına göndermek zorunda kalıyoruz. Corona tecridi başladığından bu yana tek iletişim aracımız olarak kalan mektuplara her açıdan engel ve sansür getirildi. Aynı blokta, birkaç oda ötede kalan arkadaşlarımıza üç ayda bir mektup ulaşmıyor. Kürtçe mektuplarımız özellikle ulaştırılmıyor.


Corona’dan dolayı sosyal mesafe var denerek tahliye olan arkadaşlarımızla vedalaşmamıza izin verilmiyor. Ancak aynı koşullarda genelde uydurulmuş yahut düşürülmüş gizli tanıklarla 200 arkadaşımıza dava açılarak, 27-28 yıldır cezaevinde olan insanlar için tutuklama kararı çıkarıldı. Böylece bir-iki yıla kadar cezası bitecek olanların da dışarıya çıkmasına engel olunmuş oldu.


Corona tehlikesi var denilerek, kanser, şeker hastası, tansiyon, hepatit, kalp hastası arkadaşlar hastaneye götürülmediği gibi, burada tedavi edilmeleri için hiçbir düzenleme yapılmadı. Sağlık açısından arkadaşlarımız gerçek anlamda ölüme terkedilmiş oldu. Bu tecridin başlayıp sürdüğü dönemde Sabri Kaya, Vefa Kartal, Bedri Bozkurt arkadaşlarımız zindanda hastalık nedeniyle hayatını kaybetti.


Son olarak TBMM’de çıkarılan infazla ilgili yasanın her türlü insan haklarına, demokrasiye, evrensel sözleşmelere aykırılığı o kadar açık, aleni ve somuttur ki, üzerinde ek bir değerlendirme yapmayı gerektirmiyor. Bu düzenleme Corona riski, yani tutukluların içeride hasta olup ölebilme olasılığına karşı yapıldı. Ancak topluma her türlü zararı vermiş çeteler, faşistler serbest bırakılırken, siyasi tutsaklar içeride, daha da koyulaştırılmış bir tecritte tutuldu.
Bu tutum, çok açık bir adaletsizlik ve düşmanlıktır. Uluslararası demokratik kurumların, insanların buna sessiz kalmaması gerekir. Haksızlığa sessiz kalmak, her zaman insanın insanlığını eksiltir. İnsanlığın, insanlığını sahipleneceğine olan inancımız ve beklentimizle...”


*


İstanbul-Maltepe 1 nolu L Tipi Cezaevi’nde bulunan Sinan Bülbül, Yeni Yaşam gazetesini okumak istediklerini; ancak cezaevi yönetiminin gazetemizin cezaevine girebilecek gazeteler listesinde olmadığını belirtiyor ve okurumuza olumsuz yanıt veriyormuş. Okurumuz bu konuda mahkemelere başvurmalı ve konuyu AYM’ye kadar taşımalı. Çünkü AYM’nin hakkında toplatma-yasaklama kararı olmayan tüm yayınların cezaevine girebileceği yönünde bir kararı var.


MEKTUBU GELENLER

Şadiye Manap - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Türkan İpek - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Rojda Tursun - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Sibel Uçar - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Emetullah Akgara - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Melek Yalçın - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Nazime Avras - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Hazal Köysüren - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Aslı Doğan - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Hatice Arat - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Ruken Vural - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Ayten Gülsün - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Gülistan Abdo - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Bese Özer - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Sinan Bülbül - Maltepe 1 nolu L Tipi Cezaevi

Posta Kutusu: 253
Yenişehir
ANKARA
e-mail: [email protected]

Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’ndeki koşullar

27 Tem 2020

Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan kadın siyasi mahpuslar, bir arkadaşlarına gönderdikleri mektuplarında özetle şöyle diyorlar: “6 Aralık 2019’da bulunduğumuz cezaevinde odalarımızda baskın tarzında arama yapıldı. Odalarımızı adeta talan edildi. Her türlü defterimiz (şiir defterinden adres defterlerine, seminer çalışmalarından anılara, öykülere, günlüklere, siyasal yorumlara, araştırma notlarına kadar) birçok kitabımız, bağlama kelepçeleri, elişi tığları ve daha sayamadığımız birçok şey çöp poşetlerine doldurularak götürüldü. Sonrasında bütün taleplerimize, suç duyurusu dilekçelerimize rağmen bize dönülmedi ve eşyalarımız halen verilmedi.


Çoğumuz otuz yıla varan tutsaklık süresini yaşamış bulunuyoruz. Dolayısıyla okumalarımız, araştırma çalışmalarımız var. Bize idare tarafından, içeride kitaplarımızın çok olduğu, çoğunun depo olarak kullandığımız maltaya götürüleceği, ihtiyacımız olduğunda alıp, kullanacağımız belirtildi. Kitaplarımızın çoğunu depoya taşıdık. Ancak Corona tecridi başladığından bu yana tek bir kitap almamıza izin verilmediği gibi, idarenin memurlarıyla kitaplarımızın arasına girip talan ettiğini öğrenmiş bulunuyoruz.


Corona fırsat yapılıp, tüm iletişimlerimiz durdurulurken hak gasplarına dair hiçbir şeyden geri durulmadı. Bu koşullarda bize yapılan tebliğde, artık dışarıdan hiçbir biçimde dergi, gazete ve hatta kitap alamayacağımız söylendi. Bunların sadece doğum günü, yılbaşı ve bayramlarda alınabileceği; ancak bunların da cezaevi kantini üzerinden alınacağı belirtildi. Bizleri onlarca yıl tek tip kaleme, bardağa mahkûm eden cezaevi idarelerini istediğimiz kitabı bulup, getirmeyeceği açıktır. Tüm bunlarla arkadaşlarımızın içine sokulmak istendiği ekonomik sıkıntılar da diğer bir boyuttur.


Dünyada tutsaklar dışında mektuplaşma gibi tarihte kalmış bir iletişim aracını hiç kimse kullanmazken, mektupların fiyatına bir yılda beş kez zam yapıldı. Normal mektuplarımızın kaybedildiğinden tüm mektuplarımızı katlanan fiyatlarla taahhütlü göndermek zorunda kalıyoruz. Kartlar kart fiyatına gönderilmediğinden bir cümlelik yazıyı da mektup fiyatına göndermek zorunda kalıyoruz. Corona tecridi başladığından bu yana tek iletişim aracımız olarak kalan mektuplara her açıdan engel ve sansür getirildi. Aynı blokta, birkaç oda ötede kalan arkadaşlarımıza üç ayda bir mektup ulaşmıyor. Kürtçe mektuplarımız özellikle ulaştırılmıyor.


Corona’dan dolayı sosyal mesafe var denerek tahliye olan arkadaşlarımızla vedalaşmamıza izin verilmiyor. Ancak aynı koşullarda genelde uydurulmuş yahut düşürülmüş gizli tanıklarla 200 arkadaşımıza dava açılarak, 27-28 yıldır cezaevinde olan insanlar için tutuklama kararı çıkarıldı. Böylece bir-iki yıla kadar cezası bitecek olanların da dışarıya çıkmasına engel olunmuş oldu.


Corona tehlikesi var denilerek, kanser, şeker hastası, tansiyon, hepatit, kalp hastası arkadaşlar hastaneye götürülmediği gibi, burada tedavi edilmeleri için hiçbir düzenleme yapılmadı. Sağlık açısından arkadaşlarımız gerçek anlamda ölüme terkedilmiş oldu. Bu tecridin başlayıp sürdüğü dönemde Sabri Kaya, Vefa Kartal, Bedri Bozkurt arkadaşlarımız zindanda hastalık nedeniyle hayatını kaybetti.


Son olarak TBMM’de çıkarılan infazla ilgili yasanın her türlü insan haklarına, demokrasiye, evrensel sözleşmelere aykırılığı o kadar açık, aleni ve somuttur ki, üzerinde ek bir değerlendirme yapmayı gerektirmiyor. Bu düzenleme Corona riski, yani tutukluların içeride hasta olup ölebilme olasılığına karşı yapıldı. Ancak topluma her türlü zararı vermiş çeteler, faşistler serbest bırakılırken, siyasi tutsaklar içeride, daha da koyulaştırılmış bir tecritte tutuldu.
Bu tutum, çok açık bir adaletsizlik ve düşmanlıktır. Uluslararası demokratik kurumların, insanların buna sessiz kalmaması gerekir. Haksızlığa sessiz kalmak, her zaman insanın insanlığını eksiltir. İnsanlığın, insanlığını sahipleneceğine olan inancımız ve beklentimizle...”


*


İstanbul-Maltepe 1 nolu L Tipi Cezaevi’nde bulunan Sinan Bülbül, Yeni Yaşam gazetesini okumak istediklerini; ancak cezaevi yönetiminin gazetemizin cezaevine girebilecek gazeteler listesinde olmadığını belirtiyor ve okurumuza olumsuz yanıt veriyormuş. Okurumuz bu konuda mahkemelere başvurmalı ve konuyu AYM’ye kadar taşımalı. Çünkü AYM’nin hakkında toplatma-yasaklama kararı olmayan tüm yayınların cezaevine girebileceği yönünde bir kararı var.


MEKTUBU GELENLER

Şadiye Manap - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Türkan İpek - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Rojda Tursun - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Sibel Uçar - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Emetullah Akgara - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Melek Yalçın - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Nazime Avras - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Hazal Köysüren - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Aslı Doğan - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Hatice Arat - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Ruken Vural - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Ayten Gülsün - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Gülistan Abdo - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Bese Özer - Gebze Kadın Kapalı Cezaevi
Sinan Bülbül - Maltepe 1 nolu L Tipi Cezaevi

Posta Kutusu: 253
Yenişehir
ANKARA
e-mail: [email protected]


Etiketler : İçeriden,