Galatasaray Meydanı’na mutlaka geri döneceğiz

13 Nis 2021

Cumartesi Anneleri ile birlikte yargılanan kayıp yakınları, yaşadıklarını gazetemize anlattı

Yadigar Aygün/Gülcan Dereli

Binlerce yurttaş gözaltında işkence ile öldürüldü, kör kuyulara atıldı, diri diri yakıldı hatta Botaş’ın asit kuyularına atılanlar oldu. Türkiye ve bölge kentlerinde yaklaşık 17 bin yurttaş “faili meçhul” bir şekilde katledildi. Bir mezarları yok çoğunun. Yine cezasızlık sistematik bir politika olarak işlemeye devam ediyor. Bir zamanlar 90’lı yılları eleştiren iktidar, artık o dönemin failleri ile ortak. O dönemin iktidarı “faili meçhullere” imza atarken, bu dönemin iktidarı faili meçhullerde yakınları kaybedilenleri yargılıyor... İşte yeni Türkiye’ye hoş geldiniz! Cumartesi Anneleri, 25 Ağustos 2018 yılına kadar Galatasaray Meydanı’nda evlatlarının akıbetini soruyordu. Bu tarihten sonra ise İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatı doğrultusunda Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından oturma eylemi yapmaları yasaklandı. Anneler, yerlerde sürüklenerek, şiddet uygulanarak gözaltına alındı. Yetmedi haklarında dava açıldı.

Anneler gözaltına alındı

Annelerin yıllardır oturduğu meydan 700. haftada yüzlerce polis tarafından ablukaya alındı. Cumartesi Anneleri’nin meydana girmesine izin vermeyen polis, Beyoğlu’ndaki Hazzopulo Pasajı da dahil anneler ve kayıp yakınlarının oturduğu pek çok noktaya biber gazı ve plastik mermi ile saldırdı. Aralarında milletvekilleri ile basın mensuplarının da olduğu çok sayıda kişi polis şiddetine maruz kaldı. Çok sayıda kayıp yakını ve hak savunucusu gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında işkence ile katledilen Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak da vardı. Kamuoyunun büyük tepkisini çeken olayda 46 kişi hakkında dava açıldı. Ve 46 kişiye, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” suçundan 6 aydan 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Davanın ilk duruşması 25 Mart’ta İstanbul 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Peki, yıllardır sessiz bir şekilde eylemlerini sürdüren ve basın açıklamasının ardından dağılan Cumartesi Anneleri neden hükümeti rahatsız etti? Adalet isterken adaletsizlikle karşı karşıya kalan kayıp yakınları gazetemize konuştu.

Çeyrek asırlık mücadele

Gözaltına alındıktan sonra kayıp edilen Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç, yargılananlar arasında bulunuyor. 26 yıldır adalet mücadelesi verdiklerini söyleyen Hasan Karakoç, “Benim abimi gözaltına aldılar, en aşağılık yöntemlerle işkence yaparak öldürdüler. Birçok kaybın hikayesi aynı şekilde. Biz azimle, ısrarla yıllarca sahip çıktık ve bugünlere getirdik. Biz ilk eyleme başladığımızda gözaltında kaybedilme riskine rağmen başladık. İçimizde kaybedilen insanlar da oldu. Bu riske rağmen gözaltında kaybedilme, işkence, hapse atılma riskine, tehdidine rağmen biz bu mücadelemizi çeyrek asırdır sürdürdük. Her alana geldiğimde ben ve pek çok arkadaşım gözaltında kaybedilme riskiyle karşı karşıya olduğumuzu bile bile Galatasaray Meydanı’na geldik. Biz hazırlığımızı yapardık, arkadaşlarımızı götürür önemli eşyalarımızı, aracımızın anahtarını, yanımızda fazla para varsa gözaltına alınırsak bize sahip çıkarsınız diye yanımızda şahit bulundurarak giderdik. O kadar zorlu süreçlerden geçtik. O zorlu süreçlere rağmen biz o mücadelemizi ısrarla sürdürdük. Bırakmadık. O dönemler bu dönemden çok daha şiddetli tehlike ile karşı karşıyaydık. Eylemin ilk başladığı dönemlerde üzerimize polis köpekleri salındı. Coplandık, gaz sıkıldı, sürekli gözaltına alındık. Çiçek attığımız zaman çiçeklerimize el koydular. Yoldan geçerken çiçek atıyorduk, çiçek atmamıza dahi izin vermiyorlardı. Bu kadar zorlu süreçlerden geçtik ve ısrarla o mücadeleyi sürdüreceğimizi herkese duyurduk” diyor.

Mücadelemiz haklı

Rıdvan Karakoç’tan 20 Şubat 1995’ten itibaren bir daha haber alınamamış. Cansız bedeni ise kimsesizler mezarlığında bulunmuş. Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç, abisi kaybedildiğinde 28 yaşında olduğunu söylüyor. Adaletsizliğe tepki gösteren Hasan Karakoç, sözlerine şöyle devam ediyor: “700 hafta yani 23 yıl eylem yaptık. Kayıplar bulunsun, failler yargılansın, sorumlular cezalandırılsın diye. 23 yıl süren bir mücadelemiz oldu. O dönemlerde çeşitli insan hakları savunucuları, aydınlar, yazarlar, sanatçılar pek çok kişi dünyanın dört bir yanından politikacılar hepsi bizim meşru, haklı davamıza destek verdiler. Bütün dünya tarafından meşru, haklı bulunduğumuz bir mücadeleyi sürdürüyorduk 700. hafta boyunca. 700. haftada birdenbire yasaklama geldi. Biz bunun doğru olmadığını söyledik. Eylem sırasında bizleri apar topar yere yatırarak, ters kelepçe yaparak, şiddet uygulayarak gözaltına aldılar. Ardından karakola götürüldük. Bize dava açtılar. Biz yıllardır süren mücadeleden sonra yasaklamaya hiçbir anlam veremiyoruz. Bu bize yapılan bir haksız, hukuksuz bir muameleydi. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.”

Vazgeçmeyeceğiz

Asıl sorumluların ve faillerin yargılanması gerekirken kayıp yakınlarının yargılanmasının adaletsizlik olduğunun altını çizen Karakoç, adalet mücadelesinden asla vazgeçmeyeceklerini belirtiyor ve ekliyor: “Yargılanacağız. Kamuoyunun bu davaya sahip çıkması lazım, birlikte hareket ederse sonuca ulaşırız. Haklı, meşru bir sahiplenme gerçekleştirdiğinde adalet mekanizması bunun karşısında duramaz. Bu mücadeleye başladığımızda kayıplar grafiği hızla yükseliyordu. Bu mücadeleye başladık grafik hızlıca düşmeye başladı. Baktılar yaptıkları işkenceler, yok etmeler açığa çıkıyor, kaybetmeyi durdurdular. Bizim verdiğimiz mücadele binlerce insanın yaşamasına vesile oldu. Binlerce insanın kaybedilmesini engellemiş olduk. Bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. Bu mücadeleye sahip çıkmak insanlığa sahip çıkmaktır. Biz asla mücadeleyi bırakmayacağız. Adalet aramaktan, Galatasaray Meydanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz.”

Babası kaybedildiğinde 12 yaşındaydı

35 yaşındaki 5 çocuk babası Fehmi Tosun, Lice’nin Licok köyünde yaşıyordu. Köyde koruculuk dayatmaları başlar. Ardından operasyonlar, gözaltılar, toplu işkenceler. Sonra köylüler göçe zorlanır. Ağır baskılar sonucu artık göçler başlar. Fehmi Tosun da tehdit edilir, gözaltına alınır, işkence görür ve 3 yılı aşkın bir süre cezaevinde kalır. Cezaevinden çıktıktan sonra da tehditlerin devam etmesi üzerine ailesiyle birlikte İstanbul’a göç eder. 19 Ekim 1995 tarihinde sabahı kahvaltı sonrası Avcılar’daki evinden arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte çıkar. Akşam saatlerinde silahlı, telsizli, sivil giyimli üç kişi tarafından 34 UD 597 plakalı Beyaz Toros araçla evinin önüne getirildi. Bu kişilerle evin bahçesine doğru ilerlerken kendisini gören eşi ve çocuklarına “Beni öldürecekler!” diye bağırır. Zorla Beyaz Toros’a bindirilip kaçırılan Fehmi Tosun’dan bir daha haber alınamaz. Babası kaybedildiğinde 12 yaşında olan Besna Tosun da yargılananların arasında.

‘Onları arkadaşı sandım’

Besna Tosun yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Babam kaçırılmadan 3-4 dakika öncesi evin önünde duran beyaz aracı gördüm, yaklaştığımda arabanın yanında duran 4 kişiden birinin babam olduğunu fark ettim. İçlerinden biri beni görünce babamın koluna girip babamla birlikte bahçeye atladı. Arabanın yanına geldim. Bahçe tarafındaki kapıları ve bagajı açıktı. Bahçeye baktım, çok karanlıktı kimseyi göremedim. Biri bagajda bir şeylerle uğraşıyordu babamın arkadaşı sandım; yüzüne bakıp bir şey söylemesini bekledim, gözlerimin içine baktı, birbirimize gülümsedik. Koşarak yukarı çıktım, anneme misafirimiz var dedim. Annem, ‘Kim, nerede?’ diye sordu. ‘Babam ve üç arkadaşı ama bahçeye indiler’ dedim. Sözlerimi bitirmeden annem koşarak balkona çıktı. Tam o sırada iki kişi babamın kolunda sürükleyerek arabaya bindiriyorlardı. Babam kafasını kaldırıp yukarı baktı ve annemi görür görmez, ‘İmdat, beni götürüp öldürecekler’ diye bağırdı. Birkaç saniye içinde hepimiz aşağıya indik. İndiğimizde babamı zorla arabaya bindirerek götürdüler, bir daha da haber alamadık.”

Yargılamak istedikleri...

700. haftada yaşadığı polis saldırısını anlatan Tosun, “Aralarında 9 kayıp yakınının da olduğu 46 kişi darp edilerek gözaltına alındık. Sadece 700. haftada değil daha sonra da Galatasaray Meydanı’na gelmek istediğimizde dar bir sokak arasında polis şiddetine maruz kalıyoruz. Darp raporlarımızla, olay yerinin görüntüleriyle savcılıklara suç duyurusunda bulunduk ama yaptığımız suç duyuruları takipsizlikle sonuçlandı. 27 ay sonra bize dava açıldı. Şunu çok iyi biliyoruz ki burada yargılamak istedikleri 46 kişi değil, Cumartesi Anneleri’nin mücadelesidir. Gözaltında kayıplara karşı mücadele edenleri yargılamak istiyorlar. Bu dava ile yasaklarla, baskılarla, şiddetle bizi sindirmek susturmak ve bastırmak istiyorlar. Bizler 26 yıldır her alanda mücadelemizi sürdürdük. Kayıplarımızı bulmadan failleri adil bir yargı önüne çıkarmadan asla vazgeçmeyeceğiz. Devletin gözaltında kayıpları sahiplenmesi bu suçu işleyenleri koruma çabasıdır. Bu suçları işledik, faillerini de koruyacağız demektir” diyor.

Meydan hafızadır

Adalet mücadelesinden ve Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceklerinin altını çizen Besna Tosun sözlerini şöyle noktalıyor: “Cumartesi Anneleri ve kayıp yakınları çeyrek asırdır Galatasaray Meydanı’nda devlet eliyle insanlığa karşı işlenen suçu görünür kılmaya çalışıyor. Galatasaray Meydanı bu ülkenin hafızalarından bir tanesidir. Bu meydan gözaltında kaybedilen yüzlerce insanın hikayesidir. Galatasaray Meydanı olmamış olsaydı, Cumartesi Anneleri o meydana çıkmamış olsaydı Türkiye belki de binlerce kaybedilen insandan haberdar dahi olmayacaktı.

Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’na çıkarak gözaltında kayıplara bir set kurdular. Devleti rahatsız eden de tam bu. Galatasaray Meydanı aileler için bir mezar yeri. Kaybedilen yakınlarımızın çoğunun bir mezarı dahi yok. Yakınlarımız gözaltında, işkenceli sorgulardan geçtiler ve kaybedildiler. Galatasaray Meydanı bir anne için mezar yeri. Mezarsız sevdiklerimizle buluştuğumuz tek mekan orası. Bu yüzden bizim için önemli. Bu meydandan vazgeçmiyoruz. Salgından dolayı online olarak buluşuyoruz ama asla o meydandan vazgeçmiş değiliz. Galatasaray Meydanı’na geri döneceğiz. Devletin bu suçları işlenmesine, üzerini örtmesine izin vermeyeceğiz. Failleri korumalarına izin vermeyeceğiz. Bedeli ne olursa olsun ne Galatasaray Meydanı’ndan ne de kayıplarımızı aramaktan vazgeçeceğiz.”


Etiketler : Cumartesi İnsanları, Cumartesi anneleri,