Filistin yanıyor-İsrail, Türkiye'nin Ortadoğu'daki etkisinin sınırlarını belirliyor

15 May 2021

İsrailli yetkililer geleneksel olarak Türk yönetimi ile yakın bağları ile tanınan Hamas örgütünün güçlendirilmesinden endişe duyuyor

Türkiye'nin, ülke nüfusunun yaklaşık % 20'sini oluşturan İsrail vatandaşı Filistinliler arasından nüfuz sahibi ajanlar yerleştirdiğine inanmak için geçerli sebepler var

Dimitri Nifedov/ 

Yeni bir kriz döneminin sonucu olarak Ortadoğu'daki güç dengesi önemli değişikliklere uğrayacak.Ülkedeki karantina koşullarına rağmen Türkiye’nin büyük şehirlerinde kitlesel İsrail karşıtı gösteriler düzenleniyor. Göstericiler, “Mehmetcik gazzeye, Mehmetcik Al Aksaya!” sloganları atıyor. Bununla kastettikleri Türk askerinin Filistin’i korumaya gitmesi.

İsrail polisi ile Filistinli göstericiler arasında El Aksa Camii’nde çıkan çatışmalar ve iki ülke sınırlarındaki barikatların yakılması sonucunda Türk vatandaşlarında öfkeye neden oldu. Daha önce Yahudi devletiyle ilişkilerini düzeltmeye çalışan Türk liderler de (Karabağ savaşında Bakü’ye sağlanan ortak destek, dolaylı işbirliği örneklerinden biriydi) öfkelerini ifade ettiler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Twitter hesabından Türkçe, Arapça ve İbranice, İsrail'i  "acımasız terör devleti" olarak nitelendirerek Müslüman ülkeleri şiddeti sona erdirmek için etkili adımlar atmaya çağırdı. Türk lider, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas ve Hamas Lideri İsmail Haniye'yi telefonla arayarak onları desteklediklerini ifade etti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye'nin "Filistinli kardeşlerinin" haklarını savunarak, onların sesi olmaya devam edeceklerine söz verdi. Bakanın sözlerinden de anlaşılacağı üzere, BM Genel Kurulu'nun bir sonraki oturumunda, Türkiye Filistin halkının haklarını desteklemek için yeni bir karar sunacak. Bu belgeye Filistinliler için bir "uluslararası koruma gücü" gönderilmesine ilişkin kasıtlı olarak uygulanamaz bir madde eklemeye çalışmaları olasıdır.

Erdoğan yönetiminin halkla ilişkiler dairesi başkanı Fahrettin Altun, İslam dünyasına ve tüm insanlığa "İsrail'in çirkin ve vahşi saldırılarını durdurmaya" ve "bu apartheid (ayrımcı) devlete son vermeye" çağırdı. Diğer yandan Erdoğan ve onun en yakınındakilerden biri olan İbrahim Kalın, Doğu Kudüs'teki isyanlar nedeniyle dünya toplumunu İsrail'e karşı harekete geçmeye çağırdı.

İsrail Enerji Bakanı'nın Haziran ayında Antalya'da bir diplomatik foruma katılma daveti iptal edildi. Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı'nın emriyle, "El Aksa Camii'ni İsrail terörist işgalinden kurtarmak için" ülke genelindeki camilerde dualar okundu.

Suudi Arabistan, Kuveyt, Mısır ve diğer Arap ülkeleri de İsrail'in eylemlerini kınadı, ancak açıklamalarının dili Ak Saray'ınkinden çok daha ölçülüydü.

Üç dinin merkezi olan Kudüs'teki Tapınak Tepesi bölgesinde 7 Nisan'da patlak veren isyanlar, hızla Batı Şeria'ya ve radikal grup Hamas'ın kontrolündeki Gazze Şeridi'ne yayıldı. Şiddet, İsrail'in orta ve güneyindeki şehirlere (özellikle Tel Aviv ve Aşkelon) roket saldırılarına, İsrail’in Filistinli radikaller tarafından kontrol edilen bölgeye füze ve bombalarla cevap vermesiyle yayıldı. Sonuç olarak çoğu Filistinli olmak üzere onlarca insan öldü ve yüzlerce kişi yaralandı, bu da daha da büyük şiddete yol açtı. 11 Mayıs akşamı Doğu Kudüs'ün Şeyh Jarah bölgesinde isyanlar yeniden başladı.

Yair Lapid ve Naftali Bennett

Pek çok uzmana göre çatışmaların arka planında, İsrailli yetkililerin, ülkenin başkenti ilan edilen şehrin (Kudüs) doğu mahallerinde, daha sonra İsrail halkını yerleştirmek için Arap nüfusunun sayısını azaltmaya yönelik çabaları var. Diğer olası nedenler arasında İsrail'deki şiddetli iç siyasi kriz ve Benjamin Netanyahu'nun yerini almayı bekleyen Yair Lapid ve Naftali Bennett partilerinin yeni bir parlamento koalisyonu oluşturmadaki zorluklar olduğu belirtiliyor.

Türkiye-İsrail ilişkileri her zaman "Filistin sorunu"ndan ve uzun süredir devam eden Ortadoğu çatışmasından etkilenmiştir. İsrailli yetkililer geleneksel olarak Türk yönetimi ile yakın bağları ile tanınan Hamas örgütünün güçlendirilmesinden endişe duyuyor. 

Türkiye'nin, ülke nüfusunun yaklaşık % 20'sini oluşturan İsrail vatandaşı Filistinliler arasından nüfuz sahibi ajanlar yerleştirdiğine inanmak için geçerli sebepler var. Batı Kudüs'ün Ankara ile ilişkileri normalleştirme konusundaki temel talebinin, Türkiye’nin Hamas'a verdiği desteği sona erdirmesi ve bu grubun üyelerinin Türkiye topraklarından çıkarılması olması tesadüf değil.

MİT gizli görüşmesi

Kasım 2020'nin sonunda, Türk Milli İstihbarat Teşkilatı başkanı Hakan Fidan'ın ikili ilişkileri normalleştirme çabaları kapsamında Ankara'nın başlattığı çabaların bir parçası olarak İsrailli meslektaşları ile gizli müzakereleri olduğu biliniyordu. 

Daha önce, Ocak 2020'de, iki ülkenin gizli servislerinin başkanlarının Washington'da bir araya gelerek Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz'deki çatışmaları tartıştığı iddia edildi. Mayıs 2020'de İsrail'in ulusal havayolu El Al, 2019'da 7 milyar doları aşan artan ciroyla Türkiye'ye kargo uçuşlarına yeniden başladı.Türk diplomasisinin İsrail ile ilişkileri en azından kısmen normalleştirme girişimleri büyük ölçüde Washington ile sarsılan diyaloğu yeniden kurma arzusundan kaynaklanıyor. 

Türkiye ayrıca İsrail, Yunanistan, Kıbrıs, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin kendisi için olumsuz olan ve Doğu Akdeniz'deki "yeni Osmanlılar" için ciddi bir meydan okuma oluşturabilecek ittifakını bozmayı umuyor. Fas ve Sudan gibi Bazı Körfez ülkeleri ile diplomatik ilişkilerin normalleştiren İsrail için, Müslüman Türkiye ile kuruluşunun ilk on yıllarında olduğu kadar yakın bir ittifak ilgi çekici gelmiş gibi görünmüyor.

Türkiye'nin yapabileceği başka bir şey yok aslında

Türk liderin sözlü saldırılarına yanıt veren mevcut İsrail liderinin oğlu, Türkiye'nin Kürdistan'daki saldırılarına işaret ediyor.. Bu durumu blöf olarak nitelendirsek bile İsrail’in Türkiye’ye düşman diğer ülkeler kadar bir baskı oluşturduğunu varsaymak faydalı olacaktır. Her halükarda 2010 tarihindeki gibi bir sonraki "Mavi Marmara"nın Gazze Şeridi kıyılarına gönderilmesi beklenmemelidir. Türkiye’nin Kudüs'ün Osmanlı geçmişini anımsatan vatansever söylemler ve "uluslararası topluma" şikayet etme dışında yapabileceği başka bir şey yok aslında.

Neler olduğuna dair ahlaki bir değerlendirmelerden bağımsız olarak, İsrail'in politikasının, parçalanmış Libya'da ve (Paşinyan rejimi tarafından zayıflatılmış) Dağlık Karabağ’da olduğu gibi Türkiye’nin bölgesel gücünün sınırlarını, tartışmasız bir şekilde ana hatlarıyla belirlediği görülmektedir. Krizin yeni boyutunun bir sonucu olarak, Ortadoğu'daki güç dengesinin önemli değişikliklere uğrayacağı varsayılabilir.

* Dimitri Nifedov/ Voyenno-Politiçeskaya Analitika

* https://vpoanalytics.com sitesinden çeviren Aysel Tabak


Etiketler : çeviri,