Fikri mülkiyet ve Covid-19

04 Haz 2021

COVID-19 aşılarının süratle geliştirilmesi inanılmaz bir teknolojik başarı. İnsan yaratıcılığı ve özel sektör katılımına geniş çaplı bir halk desteği verildiğinde (temel araştırmalardan büyük sübvansiyonlara kadar) ne kadar çok şey başarılabileceğini gösteriyor.

Ne var ki aşıların eşit dağıtımı sağlanmadıkça inovasyon beyhudedir. İnovasyonun halk sağlığı açısından yararları, bulunabilirlik konusundaki derinleşen uçurum nedeniyle zayıflamakta. Aşıların önemli bir kısmının sadece birkaç zengin ülkede üretildiği ve dünyanın büyük çoğunluğunun hâlâ korunmasız olduğu düşünüldüğünde, bu eşitsizliğin üstesinden gelinmediği takdirde pandeminin daha da uzaması muhtemel. Hastalığı kontrol altına almak için hâlihazırda kaydedilmiş sınırlı ilerlemeleri tehdit edebilecek yeni virüs mutasyonları ortaya çıkıyor.

Çözüm Halk Aşısı’dır: herkesin ulaşabileceği ve isteyen herkesin edinebileceği aşı. Ahlaki, tıbbi ve ekonomik felaketler yaratan “aşı apartheid”ine son verebilecek olan şey budur. Mevcut aşı kıtlığı suni ve önlenebilirdir. Dünya fikri mülkiyet iddialarıyla sıkıştırılmış olmasaydı herkesin aşılanmasına yetecek aşı miktarının üretimi için gereken kapasiteyi toplu olarak seferber edebilirdik: bir tahmine göre bu yıl içinde dünyanın %60’ı ve 2022’nin sonunda isteyen herkes aşılanmış olabilirdi.

Aşıların zengin ülkeler tarafından; teknolojininse ilaç firmaları tarafından istiflenmesi kıtlığın devam etmesine yol açıyor. Kanada’dan Bangladeş’e kadar dünyanın dört bir yanından çok sayıda şirket bilgi paylaşımı yapıldığı durumda yüz milyonlarca doz aşı üretmeye hazır. Ama başlayamıyorlar. Teknoloji paylaşılmış olsaydı bu üreticiler Moderna ve Pfizer’in geçen yıl yaptığı gibi hızlı bir şekilde aşı üretebilirlerdi. Ve bu da daha fazla ülkede daha fazla insanın aşılanmasını sağlayabilir ve varlıklı ülkelere bağımlılığı azaltabilirdi. Küresel bir acil durum söz konusu olduğunda halk sağlığı teknolojileri üzerindeki tekelci kontrol hiçbir biçimde meşrulaştırılamaz.

İlaç şirketleri üretimi kendi imkânlarıyla artırabileceklerini iddia ediyor. Ancak bunun doğruluğu şüpheli; çünkü aşı konusunda öncelikli olan zengin ülke piyasaları için fazla doz vaat ettiler ve hâlihazırda yetersiz teslimat yaptılar. Hem AstraZeneca hem de Johnson & Johnson üretim zorluklarıyla karşı karşıya ve Avrupa ile Kuzey Amerika’daki tedarik taahhütlerini yerine getiremiyor. Moderna ile Pfizer ise bugüne kadar büyük ölçüde Amerika’ya aşı sağladı; diğer ülkelereyse yeterli miktarı sunamadı.

Halk Aşısı uygulama sorumluluğu tüm ülkeler ve kuruluşlar açısından küresel ve kolektif bir sorumluluktur. Ne var ki zengin ülkeler, bilim insanlarının ve Dünya Sağlık Örgütü’nün dünyanın her yerindeki sağlık çalışanlarının ve nüfusun en savunmasız kesiminin aşılanmasına öncelik verilmesi yönündeki önerilerine rağmen önce kendi nüfuslarını tamamen aşılamayı içeren bir strateji benimsediler. Zengin ülkeler en azından hızlı ve kapsamlı bir küresel aşı uygulamasına engel teşkil etmemeliler. En azından kendi dozlarını üretmeye çalışan diğer ülkeleri engellemekten vazgeçmeliler.

Fikri mülkiyetin paylaşılmasıyla ilgili tartışmanın kritik olduğu yer burasıdır. Patent daha fazla çıktı üretilmesinin önünde duran büyük bir engeldir çünkü ilaç şirketlerine üretim için gerekli bilgi üzerinde tekelci bir güç sağlar ve dolayısıyla bu şirketlerin üretimi kendi tesisleri ve lisans verdikleri birkaç şirketin tesisiyle sınırlı tutmalarına olanak tanır.

Fikri mülkiyet, Ticaretle İlgili Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması (TRIPS) adı verilen bir Dünya Ticaret Örgütü anlaşması ile küresel düzeyde yönetilmekte. Bunun covid-19’un istisnai koşullarına uyarlanması bir grup gelişmekte olan ülkenin konuyla ilgili taleplerinin merkezinde yer alıyor. Patent konusunda özel bir feragat yapılmasını istiyorlar; böylelikle covid-19 aşıları, teşhisleri, tedavileri ve benzerlerini üretmek ve sunmak için patentli teknolojileri kullanmaları fikri mülkiyet hakları nedeniyle engellenmeyecek.

TRIPS sözleşmesinin patentler üzerinde esneklik sağlayan hükümleri (üretim kapasitesine sahip ülkeler tarafından zorunlu lisans verilmesi gibi) hâlihazırda içerdiğini iddia edenler var. Ancak bunların kapsamı çok sınırlı ve uygulanmaları zaman alır. Feragat yapılması teknoloji transferinin yolunu açacaktır ve böylelikle bütün ülkeler aşı üretebilecek veya ithal edip dağıtabilecektir, -üstelik bu kıtlık ortamında ilaç firmalarının bugün talep ettiklerinden çok daha düşük fiyatlara. Feragat, yoksul ülkeleri daha zengin ülkelerin onlara karşı açacağı ticari davalardan da koruyacaktır.

Mali durum şu an çok kötü. Pek çok ülke nüfusunun tamamı için aşı satın alamıyor. Doz satın alımında rekabet, pazarlık gücünün yokluğu ve sözleşmelerin şeffaf olmaması nedeniyle aşılar için talep edilen fiyat doz başına yaklaşık 2 ila 40 dolar arasında. Rekabet, pazarlık gücünün yokluğu ve şeffaf olmayan lisans anlaşmaları dolayısıyla bazı durumlarda zengin ülkeler aynı aşı için yoksul ülkelere göre büyük oranda daha az ödeme yapıyor.

AstraZeneca ürettiği aşıyı maliyetine satmayı taahhüt etti, ancak farklı bölgelerde farklı fiyatlar uyguluyor. Avrupa Birliği bu aşıya Bangladeş, Uganda ve Güney Afrika gibi ülkelerden daha az para ödüyor. Daha ticari yönelimli ilaç şirketlerinde fiyatlar daha da yüksek olabilir. Pfizer salgının akut aşaması sona erdiğinde büyük olasılıkla fiyatları artıracağını söylüyor. Johnson & Johnson ile Moderna da bu yolu izleyebilir.

Ancak konu yoksul ülkelere yardım yapmak değil: fikri mülkiyetin askıya alınması zengin ülkelerdeki insanlara da fayda sağlayacaktır. Dünyanın her yerinde daha fazla doz ve daha az istifleme olacaktır. Daha büyük bir arz, aşı fiyatlarını genel olarak düşürecektir. En önemlisi, hastaları tedavi etme yükünü azaltacak ve mevcut aşıların işe yaramayabileceği daha tehlikeli varyantların ortaya çıkma riskini azaltacaktır.

Aşı açısından fikri mülkiyet feragatinin gerekliliği açıktır, ancak böyle bir feragat ilaçlar, solunum cihazları, maskeler ve diğer ürünler için de oldukça önemlidir. Daha şimdiden, gelişmekte olan dünyanın büyük bir kısmında, şiddetli vakaları tedavi etmek için kullanılan remdesivir gibi ilaçların kıtlığı yaşanıyor ve bunun sebebi dağıtıcıların ilaçlara erişimi engelleyen yağmacı fiyatlandırması. Daha etkili ilaçlar geliştirildikçe bu sorunlar şiddetlenebilir. Yani feragat, pandeminin doğurduğu bir dizi sağlık sorununun çözümüne katkı sağlayacaktır.

İlaç endüstrisi, fikri mülkiyet haklarını kurcalamanın gelecekteki inovasyonları baltalayacağını; yatırımları ve riskleri ödüllendirmek için bilgi üzerinde yaratılan bu tekellere ihtiyaç duyduklarını savunuyor. Yine de, covid-19 aşılarıyla alakalı bu özel durumda söz konusu hususlar önemsizdir.

Birincisi, yapmamız gereken şey teknolojik iş birliği iken patentler rakiplere yönelik engeller oluşturuyor ve virüse karşı birlikte savaşmak için küresel bilimsel ve teknolojik yapabilirliklerimizi kullanmamızı engelliyor. Fikri mülkiyet hakları asla salgın hastalıklar sırasında kullanılmak üzere tasarlanmamıştır. Ve geçmişte, ikinci dünya savaşı sırasındaki penisilin üretimi istisnası gibi, fikri mülkiyetin halk sağlığı açısından bir engel oluşturmamasını sağlamak amacıyla genel istisnalar yaratılmıştır.

İkincisi, salgının önlenmesi amacıyla yapılan Ar-Ge’ler hiçbir zaman patentler gibi klasik piyasa temelli teşviklere dayalı olmamıştır. Aksine, bu Ar-Ge’lerin itici gücü devletin riski ortadan kaldırmak amacıyla araştırma fonu ve satın alma taahhütleri sağlaması olmuştur. Ar-Ge’lerin büyük bir kamu yatırımı ve liderlik olmaksızın yapılamayacağı Ebola’da durum böyleydi; bugün, büyük kamu yatırımlarının aşı çalışmalarını hızlandırdığı ve sektör açısından riskleri bertaraf ettiği covid-19 için de durum böyle.

Yalnızca Amerika’da altı aşı şirketi toplamda yaklaşık 12 milyar dolar kamu yatırımı aldı. AstraZeneca/Oxford aşısının geliştirilmesi sürecinde yapılan harcamaların tahminen %97’si kamu tarafından finanse edildi. Sübvansiyonlar ve peşin alımlar firmaların riskini azalttı ve başarılı şirketlerin ödüllendirilmesini sağladı. Dahası, aşı geliştirme sürecinde daha önceki kamusal araştırmalardan ve hızlandırılmış onay yasalarından yararlanıldı ve bu da klinik test maliyetlerini düşürdü.

Yani bugün, büyük aşı üreticileri yatırımlarından makul büyüklükte getiriler ve hatta daha fazlasını elde etmiş durumda. Örneğin, Pfizer’ın tahminlerine göre Pfizer-BioNTech aşısının 2021 satış geliri 15 milyar dolara ulaşacak.

Feragatin gerekliliğine muhalif olanlar, bunun üretim kıtlığı sorununu çözeceğinin bir garantisi olmadığı iddiasındalar. Fakat bir salgın söz konusu olduğunda üretimi artırmak için mümkün olduğunca fazla sayıda engelin ortadan kaldırılması zorunludur ve patent çok temel ve çok geniş kapsamlı bir engeldir. Elbette ki fikri mülkiyet haklarının askıya alınması bu anlamda yeterli olmayacaktır. Hükümetler, Ar-Ge’lerini sübvanse ettikleri şirketlerin teknoloji ve know-how’larına erişim hakkı konusunda ısrarcı olmalıdır. Dünya Sağlık Örgütü’nde yer alan ve Covid-19 Teknoloji Erişim Havuzu adı verilen özel bir tesis aracılığıyla gönüllü bilgi paylaşımı yapılması şirketler tarafından reddedildi ve sonuç olarak tesis, Mayıs 2020’deki kuruluşundan bu yana kullanılmadı. Dolayısıyla bu konuda daha radikal adımlar atılmalı.

Fikri mülkiyet haklarının askıya alınması kâr olasılığının ortadan kaldırılması anlamına gelmez: Ar-Ge maliyetleri ve şirketlerin yapmış olduğu diğer yatırımlar dikkate alınarak feragatin makul bir tazminat içermesi sağlanabilir.

Bununla birlikte bu tür bilgilerin özel ellerde tutulması sadece etik dışı değildir; krize çözüm getirmesi amaçlanan kamu yatırımlarının var olma gerekçesini de ortadan kaldırır. Covid-19 küresel bir halk sağlığı ve ekonomi sorunudur. Bilgi paylaşımını gerçekleştirebilme yönünde yeni çözümler benimsemeye cüret etmedikçe; ve süreci atlatmak ve insan olmanın gereğini yerine getirmek için iş birliği yapmadıkça salgının sona ermesi mümkün değildir.

PolitikYol'dan alınan bu yazıyı Pelin Tuştaş çevirdi.


Etiketler : Güncel, çeviri,