Felaketin birikimi

15 Nis 2021

Hakan Yurdanur

Kapitalistler kârlarının azalmasından doğan kaygılarını sadece kendi aralarında çözmeye çalışmazlar. Bu kaygı önce topluma, toplum üzerinden de doğaya yayılmaya çalışılır. Kaygının -yaşamak için yok et- anlayışını tetiklemesi doruk noktasına vardığında felaketin ayak sesleri yaklaşmaya başlamıştır.

Aşırı üretimin ve buna bağlı fazla kapasitenin yarattığı “ekonomik atık" kullanım değerli ekonominin zayıflayarak yok olması demektir. Bu da sosyal ihtiyaçları karşılayamayan bir üretim döngüsünü yaratır. İşte bu bir birikimdir: Felaketin birikimi...

Ekonomi-toplum-doğa dizilişindeki sistemde ekonomi hem kendisinin hemde toplum ve doğanın felaketini biriktirir. Ekonominin büyümesi toplumsal işleyişi daraltır, doğanın denge yapısını küçültür. Bu küçülme en ufak etkiye en büyük tepkiyi verme sürecini hızlandırır. 

Felaketin birikimi kendisini ekonomik büyümenin artması ve beraberinde doğal kaynakların azalması üzerine inşa eder. Bu ikili yapı işleyen ters orantınında göstergesidir. Kural gayet basit: bir şeyin artması fazlalaşması için diğer şeylerin azalması zamanla yok olması gereklidir. Ters orantı kanunu bizlere ekonomik sistemle ekosistem arasındaki çatışmayı da anlatır.

Felaketin kısa vadeli dikey, uzun vadeli yatay birikimi söz konusu. Bu aynı zamanda ekonominin kısa vadeli çıkarları ile toplum ve doğanın uzun vadeli çıkarları arasındaki uzlaşmaz çelişkinin de göstergesidir. Bu çelişkiden hareketle kapitalizmde sürdürülebilir ön eki alan ne varsa (ekonomi-toplum-doğa) bunun gerçekçi olmadığını aslında söylenmek istenenin sömürülebilirlik olduğunu ekleyebiliriz. 

1980'lerle başlayan neoliberal saldırılara “ekolojik mahşer" dönemi de diyebiliriz. Bu dönemle birlikte iklim krizi ve ekolojik yıkım en üst seviyeye ulaştı, vahşi doğanın yerini vahşi ekonomi aldı. Mahşerin içinden doğan bu vahşet aniden ve çok hızlı yol aldı, önüne gelen ne varsa yaktı yıktı yok etti. 

Genişletilmiş yeniden değer, fazladan değer üretemeyen sermayenin doğanın yerini almak, onu ele geçirmek istemesi kaçınılmazdı. Bu ele geçirme sürecinde ekolojik mahşerin yaratıcıları için kendi bilgileri tekti, doğruydu ve bilimseldi. Sorgulanamaz kutsallık içindeki dünyanın geleceği görünenin yanıltıcılığında gizliydi.

Doğal koşulların yerini piyasa ve kâr baskısıyla hareketlenen ekonomik koşullara bırakması, toplum ve doğadan oluşan iki sütun üzerinde yükselen ekonominin de sallanmasına neden olmakta. 1980'lerle birlikte bu sallanmaya dur demek için siyaset alanı daraltıldı ve yeni bir biçime, denklem eşitliğine geçildi. Artık, parti=hükümet=devlet modellemesi söz konusuydu.

Bu modellemede amaç, ekonominin önüne çıkabilecek tüm engelleri bir daha çıkmamak üzere yok etmektir. Şayet sütun sallanırda ekonomi zarar görürse bu beraberinde parti, hükümet, devlet üçlüsününde zarar görmesi anlamına gelmektedir.

Tüketimin üretime bağlı işleyişi birikimin elindeki en büyük gücüydü. Böylece kendisini sağlama alma koşullarını da yaratmış olacaktı. Sağlama almak demek, felaketin korunumunu bir nevi yasalaştırmak demektir. Felaketin korunumu yasası; doğanın dengesini değiştirmek için sarfedilen çabanın yaşanacak felaketlerin bedeli olması anlamını taşır.

Bir yandan ekonomik felaket birikirken öte yandan toplumsal ve doğal gerilimler artıyor. Unutmamak gerekir ki felaket birikiminde sorunun kendisi çözüm olarak sunulurken, çözüm olarak sunulan da sorun olarak görülür.


Etiketler : forum,