Faşizmin alacakaranlığında şafak pogromu

08 Eki 2020

HDP’li 82 siyasetçiye yönelik geçen hafta gerçekleştirilen siyasi pogrom, hem oluş hem de kapsamı itibariyle, ülkenin gidişatına dair önemli bir fotoğraf ortaya koymaktadır. “Yurtta savaş, dünyada savaş” ilkesi etrafında her zaman joker bir düşman olarak görülen HDP’ye yönelik yeni saldırı dalgası Ege, Libya, Akdeniz’den sonra Kafkasya’da girişilen yeni maceraperestlikle senkronize bir şekilde tekrar gündeme getirildi. İçeriği ve mahiyetinden bağımsız olarak, hukuki bir operasyon olarak gündeme getirilen bu kıskaç operasyonu, iktidar blokunun dış politikasının ve içeriye dair tasavvurunun şifrelerini de faş etmektedir.

Bu son operasyonlar her ne kadar “korsan bir şafak pogromu”nu andırsa da oluş şekli ve kapsam açısından salt rejim içi dinamiklerin keskinliğinden kaynaklandığını söylenemez. Oluş şekli tamamıyla hukuk dışı, antidemokratik ve kapsamı ise bir sindirme ve intikam alma girişimidir. Hukuk dışı olması hususu salt altı yıl önce cereyan eden bir meselenin servis edilmesi değil, hukuki olarak davanın daha önce görülmüş ve lehte sonuçlanmış olması ile ilgilidir. HDP’yi ve onun üçüncü yol merkezli siyasi fikriyatını sindirmek ve intikam almak mevzusu ise uzun bir süredir HDP ile ilgisi olmayanların da gözaltına alınması şeklinde vuku bulmakta. İster buna düşman hukuku ister antidemokratik uygulama diyelim, operasyon bir bütün olarak Führer onaylı sistematik bir “SS” pogromundan başka bir şey değildir.

Bu sistematik baskı üzerinden, yani HDP’ye vurarak, ötekileştirerek, damgalayarak bütün muhalefeti susturmak arzulanıyor gibi okunabilir, lakin esas hedef Ortadoğu’daki Kürt kazanımları ve Kürtlerin her geçen gün dünyada kazandığı pozitif imajla ilgili olduğu, operasyonun alt metinlerinden anlaşılmaktadır. Dolayısıyla HDP’ye karşı girişilen bu siyasi kırım pogromu Kürtlerin demokratik kazanımlarını bertaraf etme teşebbüsünden bağımsız düşünülemez. Amerika’daki seçimlerin sonuçlanması ile beraber geçici bir sol liberal değerler merkezinin oluşması nedeniyle bu husus oldukça önemlidir.

Hem toplumsal barışın sağlanması hem de bölgedeki barışın tesisi için dönüşmekte olan dünyadaki siyasi süreçlerin iyi okunup değerlendirilmesi lazım. Şiddet siyaseti üzerinden inşa edilmiş iç dinamikler ve diş ilişkiler aksının evrensel çapta bir politik alan üretemediğini görmek gerekir. Bağlamanın bu noktasından bakıldığında son saldırıların bütün şiddet ve hukuksuzluk veçhesine rağmen HDP açısından önemli bir fırsat ve bütün muhalefet için ise yeni bir “siyasi alan kazanımına” dönüşebileceğini ifade etmek de mümkün. Meselenin esas özünün ve kısaca (Der Satz vom Grund) burada saklı olduğunu düşünüyorum. Bu durum muhalefetin ilkeli veya ilkesiz duruşundan bağımsız olarak önemlidir.

Her ne kadar muhalefet kısa devre yaparak karanlığı ışığa tutmaya çalışsa da içlerine sirayet eden korkunun hakikatinden kaçmaları mümkün değildir. Günün sonunda gelmekte olan bu karanlığa karşı ellerindeki kandilleri yakmak zorunda kalacaklardır, çünkü onların kaybedecekleri, bizim inşa etmeye çalıştıklarımızdan mevcut haliyle daha büyüktür. Onun için son olarak gözaltına alınan HDP’li siyasilerin tamamını kapsayacak şekilde değil de bazılarını belirgin özne olarak gösterip operasyonu kınamak hakikaten başka bir biçimini gözler önüne sermektedir.

Hiç şüphesiz gözaltına alınan veya hakkında gözaltı kararı çıkarılan her düşündüğümüz den daha değerlidir ve hepsinin de mücadelesi, güzel bir gün, güzel bir barışa dair hafızaları kolektiftir ve emekleri tabi ki değerlidir. Bunun soyutlama boyutuysa son saldırıları HDP’nin adını vermeden kınamak ve saldırılar karşısında duranların içsel dünyalarındaki ulusalcı ve hatta kimi ırkçı saikleri ortaya dökmesi. Hayatın anlamını bu eksenden bakınca alple karşılıklı bulabileceğimiz kuşkusuzdur. İnsanlar hayatın ne olduğunu belirginleştirdikten sonra, anlamı üzerine genellikle ezbere dair bir feyzle konuşurlar. Anlamın büyüklüğünü ifade edebilecek şekil, biçim, gesstalt ve izahla kapladığı alansa çizilebilecek bir büyüklük, bölgedir buna karşılık.

Bunu yaparken dilin sıkıştırılmış hali, kuşatılmış boyutu ve tek düzeye indirgenmiş güzel laflama yüklemi de bir şekilde sınıflandırılmış oluyor. Dolayısıyla HDP’ye karşı başlatılan son pogromla beraber muhalif bazı kesimlerin rejime karşı bir beyanda bulunuyormuş gibi çok anlamlı olması iyice anlaşılması açısından çok önemlidir. Böyle beyanlar mevcut koşullarda elbette olumlu bir tutumdur ama dili itibari ile ilkesel değildir. Bunun anlaşılmayacak bir tarafı da yoktur, çünkü nihayetinde istisnai bazı durumların dışında hepsinin buluştuğu kavşak “kutsal devlet” durağıdır. Bu duraktan dünyaya bakarak kurulan dilin ancak bu kadar olabileceğini de bizim bilince çıkarmamız lazım.

Unutulmamalıdır, dil, onu kuranın içsel dünyasının bir dışavurumudur ve hatta niyet beyanıdır. Dolayısıyla hukuk dışı ve antidemokratik olarak hayata geçirilen HDP’ye karşı son “şafak operasyonunun” net bir dille kınanmamasının esas sebebi bu dili kuranın devletle olan bağının güçlü olmasındadır. Devletle bağından kasıt ise, kamuyu, evrensel ilkeleri, hukuku ve yaşam hakkını, bir bütün olarak devlet adı altında yürütülen politikalara kurban edecek kadar körleşmesidir.

Şafak operasyonuyla gözaltına alınan siyasetçileri birbirinden ayrıştırarak sahiplenme gayreti o dilin içsel düzeyle dışsal düzeyi arasındaki uyumla ilgilidir. Lakin kullanılan dilin içsel analmı dışarıdaki dünyayla birebir ilişkili bir diyalekt düzleme sahiptir. Yani salt bir retorik değildir anlam derinliği ve ağır basan bir saikten gelmektedir. Ona rağmen bu beyan sahiplerinin rejim karşısındaki tutum ve konumlarını değerlendirerek bir ilişki kurma gayreti içinde olmalıyız. Buradan hareketle salt iç dinamiklerimizin diyalektik düzlemi üzerinden bina edilmiş bir saiklerle değil, mevcut koşulların tahlili üzerinden üç aşamalı (kısa, orta ve uzun) stratejik bir ilişki kurmanın tam zamanıdır, zira böylesine temel ve kurucu dönemler, ak ile karanın mutlak bir şekilde belirlenmesi açısından ayrıca önemlidir.

Onun için tüm alanları savunmama, bölünme fobisi, alan hakimiyeti kaybı gibi kaygılara kapılmadan toplumcu ve devleti devlet yapan en mühim nosyon olan hukuku, evrensel ilkeleri merkeze alan bir tutumla pozisyon almanın tam zamanıdır. Bu saldırılara ve siyasi pogroma meydanlara inmek yerine proaktif bir siyasi programla cevap vermek, bu operasyonun arkasındaki aklın emellerini boşa düşürmenin olmazsa olmazı. Çünkü meydanları en iyi tanıyanlar HDP ve onun çeperindeki muhalefettir.

Kazanılan belediyeler, mevki ve koltuk korkusu olmayan bir yapının, koşuların uygunluğuna göre her yerde demokratik direnişe kalkışması mümkün ve demokratik bir hak olsa da, siyasi koşullara göre mevzileri yumuşak geçişlerle muhafaza etmek ve korumak hem zaruri hem akılcı bir seçenektir. HDP’nin mirasıyla beslendiği düşüncenin teorik ve pratik ilkeleri bu somut özeti vermektedir.

Tam da bu noktada eğer onlar kendi stratejileriyle HDP üzerine geliyorlarsa HDP de kendi siyasi yöntem ve mücadele metotlarıyla onlara karşı koyarak, strateji anlamda yeni kazanım alanları açmalıdır. Bu noktada doğru zamanda teoriyi pratiğe seferber etmek gerekir. Aksi taktirde büyümek ve başarmak zorlaşır.

Bu operasyonun arkasındaki akıl, ellerindeki devletin gücüne güvenirken, HDP de barışa, demokrasiye ve kardeşliğe olan evrensel bilincine ve mücadele kudretine güvenmelidir. Bu güvenle yol alırsa, istenen yerden veya en uygun sapakta ayrılma da kolaylaştırılabilir. Bu tür durumlarda belirleyici olan öncül koşulların tahlili değil, iç dinamiklerin motivasyonu ve dışsal faktörlerin esnekliğidir.

Kısaca son operasyon dalgası, hem yeni ve muhtemel saldırı dalgasının şifreleri, hem de ona karşı geliştirilecek mücadele metotlarına dair önemli emareler ortaya koymaktadır. Bu operasyonla amaçlanan şeyi bertaraf etmenin, bu süreci kolektif bir kazanıma dönüştürmenin yolu da, evvela amaçlanan şeyi anlamak ve buna uygun çoklu mücadele metotları geliştirmektir.

Azad Barış

Azad Barış


Etiketler : Azad Barış,