Evdeki hesap çarşıya uymuyor!

03 May 2021

TSK, Federe Kürdistan topraklarına sayısız operasyon düzenledi ama istenilen sonuç alınamadı. HDP'li Tayip Temel, operasyonların Kürt sorununu çözümsüz bırakma amaçlı olduğunu kaydetti

Türkiye'nin Federe Kürdistan Bölgesi'ndeki Avaşin, Metina ve Zap alanlarına 23 Nisan'da başlattığı "sınır ötesi" operasyonlar 1980'li yıllardan bu yana bölgeye yapılan operasyonları ve nasıl sonuçlandıklarını bir kez daha gündeme getirdi. Ocak ayında göreve başlayan ABD Başkanı Joe Biden'in 3 ay sonra Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile telefonda görüşmesine paralel başlatılan operasyon, zamanlaması itibari ile manidar bulundu ve ABD onayını akıllara getirdi. Federe Kürdistan topraklarındaki MİT üssünde ABD'li subayların bulunduğunun basına yansıması da bunu doğrular nitelikte.

23 Nisan'ı 24 Nisan'a bağlayan günde başlatılan Federe Kürdistan topraklarına yönelik operasyon devam ediyor. Bölgeden özellikle yerel kaynakların verdiği bilgilere göre asker kayıpları çok fazla. Peki bu sınır ötesi operasyonlardan bugüne kadar ne sonuçlar çıktı, kaç operasyon düzenlendi, Türkiye amacına ulaşabildi mi? Siyaset bunu nasıl değerlendiriyor?

Şaşalı isimler...

“Sıcak takip”, “Süpürge”, “Çelik”, “Balyoz”, “Çekiç”, “Sandviç” “Güneş” ve “Pençe1-2-3", "Pençe Kartal", "Pençe- Şimşek", "Pençe Yıldırım", peşpeşe gelen "pençeler" serisi. Bu isimler Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK), Federe Kürdistan Bölgesi topraklarına yönelik gerçekleştirdiği operasyonlara verilen isimler. Her defasında havadan savaş uçakları ve helikopterler, karadan da her türlü teknoloji kullanılarak "sınır ötesi" operasyonlar  yapıldı. Son yıllarda bu araçlara, İnsansız Hava Araçları (İHA) ve Silahlı Hava Araçları da (SİHA) eklendi. Yapılan her operasyon medyanın da etkisi ve gücü kullanılarak kamuoyuna yansıtıldı. Her türlü savaş aracı, siyaset ve medya etkisi ile operasyonlardan sonuç alınacağı umut edildi. Yapılan her operasyona dışardan da destek verildi. Farklı kritik süreçlerde, çeşitli çap ve hacimlerde, değişik isimlerle tarihe not düşülen operasyonlarda nasıl sonuçlar çıktığına, neler olduğuna bakmak günümüz açısından da önemli.

1983 başlangıç

"Evdeki hesabın çarşıya uymadığı” sınır ötesi operasyonlar ilk kez 1983'te başladı. 83'ün Şubat ayında Ankara’ya davet edilen Irak Dışişleri Bakanı 1. Yardımcısı Taha Yasin ile dönemin Başbakanı Bülent Ulusu arasında "Sınır Güvenliği ve İşbirliği Anlaşması” adı verilen anlaşma imzalandı. Bu şekilde, Türkiye'ye "sınır ötesi askeri harekatlar" için aradığı uluslararası "meşruiyet" verilmiş oldu. 25 Mayıs 1983’te 10 bine yakın güçle Zaxo ve Amediye arasındaki bölgeden Federe Kürdistan topraklarına operasyon başlatıldı. Saddam Hüseyin'in güçleri ve KDP peşmergeleri de PKK'nin kamplarına yönelik güneyden saldırı başlattı. Dönemin anaakım medyasından Bekir Coşkun, Güneri Civaoğlu, Hasan Pulur, Mehmet Barlas gibi isimlerin de operasyona eşlik etmeleri sağlanarak, medya ayağı örgütlendi. Fakat operasyonda istenilen sonuç alınamadı.

11 maddelik protokol

Ancak operasyon sonucunda PKK ve KDP arasında Temmuz 1983'te "Dayanışma ilkeleri" adıyla protokol imzalandı. 11 maddeden oluşan protokolün temelini Kürtler arasındaki kardeş kavgasını suç olarak nitelendirmesi ve birlik için siyasal çalışmalara işaret etmesi oluşturdu. Kürtler arasında herhangi bir çatışmanın olmaması ve birliğin sağlanması için PKK Lideri Abdullah Öcalan sık sık bu protokole işaret ediyor.

15 Ağustos öncesi ve sonrası

27 Mayıs 1984'te 5 bin askerin katıldığı "Sıcak takip operasyonu'nun” amacı, PKK'nin 15 Ağustos hamlesinin önünü almaktı. Diğer kapsamlı operasyon ise 11 Ekim 84'te başlatılan "Güneş Harekatı" idi. Binlerce askerin katıldığı kara ve hava operasyonunun amacı  "3-5 çapulcuyu 72 saat geçmeden temizlemek" idi. Operasyon için Bağdat'tan da destek alındı. Günlerce süren saldırılardan sonuç alınamadı.

'Musul-Kerkük provası'

Başlatılan saldırıların devamı olarak irili ufaklı birçok operasyon yapılsa da 15 Ağustos'un ikinci yılında yeniden kapsamlı bir saldırı başlatıldı. Bu operasyonda sadece PKK kampları değil KDP ve YNK peşmergelerinin üsleri de bombalandı. Bu operasyonun devamı ise Şubat 1987'de geldi. Binlerce asker Federe Kürdistan topraklarına geçti, havadan da 30 savaş uçağı bombardımana katıldı. Bu operasyon o döneme kadar yapılanların en kapsamlısı olarak kayıtlardaki yerini aldı. Bu operasyona yönelik yapılan yorumlarda şöyle denildi: "Amaç PKK güçlerini tasfiye etmek değil, Güneyli güçleri de zayıflatarak İran ile savaş halinde olan Irak’ın sınırları içindeki bu bölgeyi işgal etmekti. Hatta batı basını bu saldırıyı 'Türkiye’nin Musul ve Kerkük’ü işgal provası' olarak duyuracaktı."

Birkaç yıl sonra yeniden...

1988-1991 yılları arasında adına “sınır ötesi operasyonlar” denilen Federe Kürdistan’a yönelik operasyonlara dönemin Irak yönetiminin izin vermemesi yüzünden gerçekleşmedi. Ancak 1991’in başlarında patlak veren Körfez Savaşı sonrası bölgede yaşanan beklenmedik gelişmeleri fırsat bilen Türkiye, 5 Ağustos 1991'de operasyon için düğmeye bastı. Adını “Süpürge operasyonu” koyduğu harekatla “komando” birlikleri sınır hattını geçerek Xakurkê’yi hedef alan saldırılar başlattı. Havadan ve karadan yapılan bu yoğun saldırılarda her ne kadar resmi kaynaklara göre “24 hedef” vurulmuş olsa da askerler ancak iki hafta bölgede kalabildi. Bu sürecin bir özelliği Türkiye'nin bölgeye askeri ve istihbarat birimlerini yerleştirmesinin adımını atması oldu, Güneyli güçlerin desteği ile bundan sonra saldırıların olacağı mesajı verildi.

'Güney savaşı'

Uluslararası güçlerin kararıyla Saddam Hüseyin rejimine bağlı ordunun Federe Kürdistan topraklarından çekilmesiyle ortaya çıkan belirsizliği, Türkiye fırsata dönüştürüp, küresel güçlerin de federal yapıya yeşil ışık yakmaları ile KDP ve YNK'yi PKK'ye karşı savaştırmak istedi. Bu temelde 4 Ekim 1992'de Federe Kürdistan Parlamentosu'ndan PKK'ye karşı savaş kararı alındı. Bu kararın hemen akabinde de "Güney savaşı" olarak adlandırılan savaş için düğmeye basıldı.  Türkiye de savaşa tanklarıyla destek verdi. 45 gün süren savaşta gösterilen direnişe karşı Türkiye çekilmek zorunda kaldı, Güneyli güçler de büyük yenilgi aldı.

'Balyoz' ve 'Çekiç'

Sınır ötesi operasyonlar 94 yılı ve sonrasında da çeşitli adlar altında kesintisiz bir şekilde devam etti. Ancak 94'teki "Zelê baskını" , 95 Newrozu'na denk getirilen "Çelik harekatı" Süleyman Demirel, Tansu Çiller ve Doğan Güreş ekibinin en kapsamlı operasyonlarından oldu. Onbinlerce askerin katıldığı operasyonlara onlarca general komuta etti. Aylarca süren harekat sonrasında askerler büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldı.

1997 yılında 50 bin askerin ve KDP'nin de aktif olarak katıldığı "Balyoz" ve 10 bin askerin katıldığı "Çekiç" operasyonlarının da sonuçları diğerlerinden farklı olmadı.

Uluslararası komplo fırsatı

90'lı yılların sonuna gelindiğinde PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın Suriye'den çıkması ve uluslararası komplo ile Türkiye'ye getirilmesine paralel PKK'nin tasfiye edilmesi amacıyla sınır ötesi operasyon başlatıldı. Bu kez operasyonun adına "Sandviç" denildi. Bu operasyonun bir özelliği de TSK'nin havadan indirme yapma girişi oldu. Sonuç, diğerlerinden farklı olmadı.

'Siwar hatin peya çûn'

Avaşin, Zap ve Metina alanlarına başlatılan operasyona gelinceye kadar yapılan sınır ötesi irili ufaklı sayısız operasyon düzenlendi. Karadan ve havadan yapılanların hiçbirinden sonuç alınamayan operasyonlardan en belirgin olanlarından biri de 2009'daki Zap'a yönelik "Güneş operasyonu" oldu. Bu operasyon da görüşme sonrası başlatıldı. Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı George Bush ile görüştükten bir süre sonra ABD’nin verdiği istihbaratla PKK karargahı hedef alındı. Zap operasyonu, sadece 9 gün sürdü. Operasyondan dönen askerlerin bitkin görüntüleri başarısızlığın resmi olarak kayıtlara geçti. Zap operasyonunun en başından itibaren başarısız olacağını ve sonuç alamayacağını savunan Kürt halkı ve siyaseti, o dönemi "Siwar hatin peya çûn -Atlı geldiler, yaya gittiler-" sözleriyle tanımladı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, "tereyağından kıl çeker gibi çekildik" diyerek iddialı başlayan operasyonda geri çekilmek zorunda kalınmasını başarı olarak sundu.

Yeni bir savaş konsepti

PKK Lideri Abdullah Öcalan ile İmralı'da yapılan görüşmelerin AKP iktidarı tarafından bitirilmesinin ardından sınır ötesi operasyonlar da hız kesmeden devam etti. 24 Temmuz 2015'te Federe Kürdistan topraklarındaki birçok alana 50'den fazla savaş uçağı ile saldırı düzenlenmesi ve sivillerin de hedef alınması ile yeni bir savaş dönemi ve konsepti de başlamış oldu. 2017'de Hakkari sınırından Federe Kürdistan topraklarına girilerek burada askeri üsler kuruldu. Saldırıların en önemli boyutlarından biri de onlarca sivilin hedef alınmasıydı. Saldırılarda Federe Kürdistan Peşmerge Bakanlığı'nın verilerine göre 288 köy hedef alındı.TSK'nin Federe Kürdistan topraklarına yönelik başlatmış olduğu "Pençe" operasyonları serisinin ilki de Mayıs 2019'da başlatıldı. Bu operasyonda da siviller hedef oldu.

Salgın günlerinde Kürt karşıtlığı

2020 yılına girildiğinde tüm dünya küresel kovid-19 salgını ile mücadele ederken, Türkiye'nin hedefi ise Kürtler oldu. Salgında halka ayrılması gereken her türlü kaynak Kürtlere karşı savaşta kullanıldı. Haziran 2020'de Federe Kürdistan Bölgesi'ndeki Haftanin'in her alanına havadan ve karadan operasyon başlatıldı. Bu operasyonda da istenilen sonuç alınamadı.

'Başarısız olduk' itirafı

Haftanin operasyonu sonrası bu yılın başlarındaki Garê operasyonu ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın "başarısız olduk" itirafı ile tarihe geçti. Saldırıda yıllardır PKK'nin elinde sağ olan asker ve polisler yaşamını yitirdi, aynı zamanda TSK kayıp vererek çekilmek zorunda kaldı.

'Soykırım' telefonu

TSK'nin Federe Kürdistan topraklarına yönelik son operasyonu da 23 Nisan'da gerçekleştirildi. Erdoğan'ın Biden ile yaptığı telefon görüşmesine zamanlama itibari ile denk gelen bu saldırı "Soykırım telefonundan operasyon çıktı"  diye değerlendirildi.. Savaş uçakları, helikopter ve silahlı insansız hava araçları ile startı verilen bombardımanla ilk gün eş zamanlı olarak sınır karakollarından da bölgeye topçu atışları yapıldı. Son operasyona ilişkin yerel kaynakların verdiği bilgilere göre TSK yine büyük kayıplar veriyor. Kürt siyasetinin başlatılan operasyona ilişkin değerlendirmeleri ise bunun da 1980'lerin başından bu yana yıllardır yapılan operasyonlar gibi başarısız olacağı ve istenilen amaca ulaşılmayacağı yönünde.

Temel: Durdurulmalı

HDP Milletvekili Tayip Temel, 1983'ten bu yana TSK'nin gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyonları gazetemize değerlendirdi. HDP olarak 83 yılından bu yana "sınır güvenliği" adı altında gerçekleştirilen tüm operasyonları Kürt sorununun çözümsüz, Kürtlerin statüsüz bırakılmasının bir parçası olarak gördüklerini söyleyen Temel, bu operasyonların uluslararası pazarlıklardan bağımsız geliştiğini söylemenin gerçekçi olmadığını belirtti. Temel şöyle devam etti: "Aradan 38 yıl geçmesine rağmen ve binlerce sivilin ölümü, binlerce köyün boşaltılması, ekolojik kıyımın oluşmasına sebep olan ve Kürt toplumuna büyük bedeller ödeten bir politikadır. Çözümsüzlüğü dayatan bir politikadır. Bu yüzden aslında konjonktörel olarak bugün de yanlışlardan dönmek yerine halklar arası, ülkeler arası diyaloğu, çözümü, barış perspektifini esas almak yerine sürekli sınır ötesine, Suriye’ye, Kürdistan bölgesine hatta son Karabağ’a savaş ihraç eden bir zihniyet ile karşı karşıyayız. Tabi Kürde yönelik politikaların özel yönleri var bunda. Kürt kırımına ya da Kürt intiharına hizmet eden operasyonlar bunlar."

Zamanlama tesadüf değil

Temel, saldırıların Ermeni Soykırımı'nın tartışıldığı günlerde gerçekleştirilmesinin de tesadüf olmadığını ifade etti. "Büyük toplumsal ve ekonomik kayıpları da beraberinde getiren, işsizliği derinleştiren, ekonomik krizi daha da büyüten ki hükümet yetkilileri bu 'SİHA’lar bedava mı uçuyor' ya da 'ücretsiz mi uçuyor' diye itiraflarda da bulundu" diyen Temel, bu politikalardan geri adım atılması gerektiğini belirtti. Federe Kürdistan Bölgesi sınırına yapılan operasyonun aynı zamanda başka bir ülkenin sınırlarının ihlali olduğunun altını çizen Temel, "Sınır haklarına tacizdir, müdahaledir. Bu yüzden HDP olarak barışa, çatışmasızlık çalışmalarına katkı verme, sınır ötesi operasyonların değil sınır ötesi barış ve müzakerelere ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz" diye konuştu. Saldırıların Kürt halkının kazanımlarını hedef aldığını bildiklerini söyleyen Temel, "Mesele işaret edilen bir örgüt ya da parti değil. Kürdistan ve Kürt kazanımlarının yok edilmesi üzerine kurulan bir uluslararası pazarlıklar silsilesinin sonucudur. Tehlikelidir. Bir an önce durmalıdır" dedi.

Krizleri örtme operasyonları

"Şu aşamada o operasyonun ki Gare’de de gördük daha önceki Zap operasyonlarında da gördük, bu operasyonların içte ve dışta aslında yaşanan siyasi ve iktidar krizlerinin aşılmasının da ya da en azından o krizlerin perdelenmesi için de yürütülen operasyonlardır" diye belirten Temel, şöyle dedi: "Aslında içte büyük bir yolsuzluk tartışması var, dışarda Suriye politikası çökmüş, Amerika’da Biden yönetime geldikten sonra yüz vermiyor v.s şimdi her defasında aslında diyalog kurması gereken, inkâr etmekten vazgeçmesi gereken Kürde yöneliyor. Kürde saldırı ile Kürdü hedef alma ile bu krizler perdeleniyor. Milliyetçilik dalgası yükseliyor. Bakın son 5-6 gündür ne merkez medya yansıtıyor ne de hükümet yetkilileri ama onlarca insan bu operasyonda yaşamlarını yitirdi, cenazeler geldi. Birer birer açıklıyorlar işte; acısını paylaşıyoruz diyorlar. O zaman bu acılara yol açacak politika ve siyasetten vazgeçeceksiniz tek yol bu." 

HABER MERKEZİ


Etiketler : Metina, Zap,