Ebedi barış ışığında 1 Eylül

31 Ağu 2021

Dr. Ayhan Kavak*

Vedik metinlerde geçen “ineklere göz koymak” savaş manasına gelmekte. Ne yazık, asırlardır ineklere göz koymayı bırakmadılar. Nice düşünür ve filozof içine fırlatıldığımız savaş heyulası hakkında kafa patlatmışlardır. Savaşlara karşı bir barış filozofu diye de niteleyeceğimiz Kant, bu konuda önemli çıkarımlarda bulunduğundan yazının izleği onunla ilintilidir. Kant, Hollandalı bir hancının tabelasından feyz alarak, “Ebedi (Sonsuz) Barış nasıl mümkündür?” sorusuna yanıtlar ararken; insan doğasında salt savaşma arzusunun değil, barış içinde kalmanın da var olduğunu tespit eder. “Ebedi Barış” kapsamındaki ideasını, ahlaklı (etik) kılgısal vurgusuyla belirginleştirirken; bunun hukuk ve politikayla da bağını kurar.

Şöyle der Kant, “Bütün ahlâk yasalarının yüce mahkemesi olan akıl, savaşı hukuksal bir yol olarak kullanmayı şiddetle lanetler; barış halini de mutlak bir yükümlülük olarak tanır.” Filozof, dayandığı fikriyatı sözde barış zamanlarından ayırt etmek için “Ebedi Barış” kavramsallaştırmasına sığınır. Savaşlar arasındaki kısa veya uzun aralıkları barış yerine veya savaşlara hazırlık biçiminde ele alırken, “Barış Antlaşması” (pactum pacis) ve “Barış İttifakı” (Foeduspasifucum) söylemlerini kalın çizgilerle birbirinden ayırır. Ona göre “Barış Antlaşması” sadece bir savaşa son vermeye yarar. “Barış İttifakı” ise tüm savaşları sona erdirmenin yanı sıra ileride çıkabilecek savaşların sebeplerini de ortadan kaldırmayı ihtiva eder.

Yeni savaşları doğuracak hiçbir antlaşmayı barış olarak görmeyen Kant, “Ebedi Barış”ı maddeler şeklinde formüllendirir. Birinci maddesi, “İçinde gizlenmiş yeni bir savaş unsuru bulunan hiçbir antlaşma bir barış antlaşması olamaz”dır. İkinci madde, “İster küçük, ister büyük olsun hiçbir devletin miras değişim, alım-satım ya da bağış yollarıyla başka herhangi bir devletin egemenliği altına girmemesini” salık verir. Keza, “Sürekli orduların zamanla tümden ortadan kaldırılması”nı (Üçüncü madde); hiçbir devletin “başka devletlere ticarette borçlanmamasını” (Dördüncü madde); “Hiçbir devletin başka bir devletin anayasasına ve hükümetine zor kullanarak karışmaması”nı (Beşinci madde); “Savaşta hiçbir devletin, ileride barış zamanında devletlerin birbirine karşı güven duymalarını, anlaşmaları bozmak, ihaneti kışkırtmak gibi yollara başvurmaması”nı (Altıncı madde) somutluğa kavuşturur.

Tüm bunlara payanda oluşturan postula ise “Karşılıklı olarak birbirini etkileyen insanlar herhangi bir kamusal statü (Anayasa) içinde olmalıdırlar” biçimindedir. Yazı kapsamında kısaca değinilen önermeler daha bir açımlanmayı gerektirir. Kant’ın sürekli orduların varlığının “Ebedi Barış” önündeki en büyük tehdidi oluşturduğunu söylemesi dikkat çekicidir. Ona göre sürekli orduların bulunması, diğer devletlere gözdağı vereceğinden, onları da militer yapılanmalarını güçlendirmeye sevk edecektir. Bu durum, insanları devletin elinde bir makine veya bir araç konumuna sürüklenmeyle birlikte, insan onurunu hiçe sayacak mevcut orduların barışı mütemadiyen baltalayacağını öne sürer.

“Edebi Barış” kontekstinde, “Devletler hukuku özgür devletlerden kurulu bir federasyona dayanmalıdır.” (İkinci madde) şeklinde açımlanır. Üçüncü maddede yer alan, “Dünya vatandaşlığı hukuku, evrensel konukluk koşulları ile sınırlandırılmalıdır” vargısıyla noktalanır. Kant’taki devlet olgusu, tahkim edilmiş bir statükoya dayanmayan özellikler de taşır. Kant, yurttaşlık hukuku çerçevesinde, “Devletler bütün kaynaklarını şiddete dayanan ve boşuna yayılma tasarıları uğruna kullandıkça, zihinlerini eğitmek isteyen yurttaşlarının çabalarına durmadan engel oldukça ve hatta onlardan bu çabaları için tutundukları bütün destekleri çekip aldıkça bu yönlü hiçbir ilerleme beklenemez” diyerek önemli saptamalar yapmıştır.

Kant’ın düşünce sistematiğindeki yurttaşlık ideası doğanın amacıyla paralellik oluştururken, vizyonunu dünya vatandaşlığı boyutuna ulaştırır. İnsan türünün de ancak böyle kendine has yeteneklerini özgürce kullanıp gelişiminin önündeki engelleri kaldıracağını belirtir. Hasılı, kapsamını çizdiği dünya düzeninde vücuda gelecek barış ve özgürlüğün ancak ahlâkla ifadeye kavuşturulacak bir politikayla şekillenebileceğini savunur.

Bilgelik Kitabesi’nde de “Kant’ın güncellenmesi, günümüze uyarlanmasına” parmak basılır. Kuşkusuz 1 Eylül Dünya Barış Günü münasebetiyle, barış mefhumunu da Kant’ın güncellenmesi ve günümüze uyarlanmasını bu veçheden ele almak zenginleştirici bir izlek oluşturacaktır.

Kant’ın esinlendiği Hollandalı Hancı, “Ebedi Barış” adını, üzerinde bir mezarlık resminin de olduğu tabelasında kullanmıştı. Hancının çizdiği sembolden anlaşılacağı üzere, Ebedi Barış’ın ancak mezarda sağlanılacağı dolayımlanır. Kant’ta ise, kendi çıkarlarını düşünmeyen yöneticilerin olduğu bir dünya cumhuriyetler federasyonunda, savaşların sonunun geleceği savunulur.

Ebedi (sonsuz) barış çıkarımları geliştiren Kant’ın bilindik devlet anlayışında ordulara yer olmasa da, hukuk devleti ve cumhuriyet yönetimine önem izafe eder. Mevcut fikriyatta eksik ve gedikler de göze çarpar. Zira Kant’ın ideasında özyönetim ve demokrasi boyutlarının yer almaması söz konusudur. Olacaksa şayet Ebedi Barış, mezarda değil bizatihi bu dünyada iktidar ve devlet reddiyesine dayanacak, özyönetim ve demokrasiyi de muhteva edecek sınırsız, sömürüsüz, komünal, eşitlik ve özgürleşmeyle biraradalık olmalıdır.

Böylesi bir donatıyla tikelden evrensele yayılacak Dünya Demokratik Konfederal yapılanmalarla taçlanması, Kant’ın günümüze uyarlanmış fikriyatına katkı sağlayacaktır. Sonsuz barışa vesile olacak bu yönlü tecessümlere olan umutla 1 Eylül Dünya Barış Gününüzü kutlarım!

* Siverek 1 nolu T Tipi Cezaevi


Etiketler : forum, 1 Eylül Dünya Barış Günü,