Demokrasi Konferansı sona erdi: Çare ortak mücadele

24 Haz 2021

“Ekmek, Özgürlük Adalet” sloganı ile gerçekleşen Demokrasi Konferansı'nın sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgede, faşizme karşı mücadelede hiç kimsenin dışarıda bırakılmaması gerektiği belirtilerek, adaletsizliğe karşı "ortak mücadele" vurgusu yapıldı

Toplumun birçok kesimine ulaşarak talepleri ve mücadeleleri ortaklaştırmayı hedefleyen ve uzun zamandır hazırlıkları devam eden Demokrasi Konferansı, Dr. Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’nde başladı. “Ekmek, Özgürlük, Adalet” sloganıyla gerçekleşen konferansta 200’ü aşkın bileşen yer alıyor. Konferans, Ahmet Türk, Canan Arın, Celal Fırat, İhsan Eliaçık, Genco Erkal, Melda Onur, Murathan Mungan, Nejla Kurul, Öztürk Türkdoğan, Rıza Türmen, Şebnem Korur Fincancı, Tarık Ziya Ekinci ve Zülfü Livaneli’nin çağrıcılığıyla bir araya gelme kararı almıştı.

'Artık susmaya dayanamıyoruz'

Tilbe Saran’ın konferansın amaçlarına ve hedeflerine ilişkin sunumu ile başlayan konferans, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) eski Yargıcı Rıza Türmen’in açılış konuşmasıyla başladı. Konferansın demokrasi, barış, özgürlük, eşitlik, iş, aş, ekmek ve adalet isteyenlerin konferansı olduğunu belirten Türmen, “Bu konferans Deniz Poyrazların konferansıdır. Bugün neden buradayız çünkü artık susmaya dayanamıyoruz. Çünkü adaletsizliğe, baskıya daha fazla boyun eğmediğimiz için buradayız. Biz bunun için varız dediğimiz için buradayız. Özgürlük, adalet, eşitlik, iş, aş, ekmek gibi taleplerin hiçbiri bir diğerinden daha önemli değildir. Hepsinin temelinde demokrasi vardır. Bir başka hak talebinde bulunan başka hak taleplerine kayıtsız kalamaz” dedi.

'Bu konferans yola çıkışın ilk adımıdır'

Kamusal alanların iyice karanlıklaştığının altını çizen Türmen, “Bu konferansın amacı bir yandan karanlıkları aşmak, sesi duyulmayanların sesini duyurmak; öte yandan bütün hak taleplerini demokrasi çerçevesinde geliştirmek ve ülkeyi yeniden inşa edecek bir demokrasi talebi başlatmaktır. Yeni bir Türkiye programının da ipuçlarını bizlere vermektedir. Bu konferansın son değil başlangıç olduğunu söyleyebiliriz. Bu konferanstan yeni bir Türkiye’nin inşası için kol kola yürüyüp haklarından yoksun bırakılanların, ezilenlerin başlattığı bir hareket geliyor. Siyasetin amacını değiştirmeyi hedefliyoruz. Halkın siyasetin öznesi olduğu yeni bir siyaset anlayışının gerçekleştirmesi gerekiyor. Hep beraber, hep birlikte yola çıkıyoruz. Bu konferans yola çıkışın ilk adımıdır. Hepimizin yolu açık olsun hep birlikte yürüyeceğiz” diye belirtti.

'Barış işçi sınıfının en temel talepleri arasındadır'

Rıza Türmen’in konuşmasından sonra konferans Emek Çalışma Grubu’nu söz aldı. Emek Çalışma Grubu adına konuşan Özgür Karabulut, Neo-liberal programa uyarlanma adımlarının AKP ile büyük bir hız kazandığını ifade ederek, 2002’den bugüne çalışma yaşamına yönelik Cumhuriyet tarihinde görülmedik ölçüde bir dizi yasal değişiklik yapıldığını hatırlattı. Karabulut, örgütlenme, TİS ve grev hakkı, güvencesizlik, işsizlik, mevsimlik tarım işçileri ve göçmen işçiler, KHK’liler, işçi cinayetleri, kayıt dışı çalışma, kadın emeği, emekliler ve emekli olamayan EYT’liler, emek ve ekoloji gibi pek çok konuya ilişkin yaşanan sorunları anlatarak, “Savaşa ve şiddete ayrılan kaynakların bizlerin yoksullaşmasında önemli bir payının olduğunu biliyoruz. Çok çeşitli kaynaklardan savaş ve silahlanma için harcama yapılmaktadır. Silahlanmaya çok büyük kaynakların ayrılmakta ve bu nedenle de yaşama koşullarımız daha da zorlaşmaktadır. Öte yandan, savaş ve şiddet ortamı işçi sınıfı ve emekçilerin taleplerini görünmez kılmakta, yaşanan siyasal baskı ortamı hak aramayı zorlaştırmakta, her hak arayışımız zor ve şiddetle bastırılmaktadır. Bu nedenle, barış işçi sınıfının en temel talepleri arasındadır” diye belirtti.

'Bir üniversitenin olması gerektiği gibi özerk ve özgür değildir'

Bilim Akademi Çalışma Grubu’nun hazırladığı bildirgeyi okuyan Beyzade Sayın, akademi ve bilim dünyasında yaşanan sorunları anlatarak, üniversitenin kendi değişiminin öznesi olmak bir yana, dışarıdan dayatılan değişmelere (müdahalelere) bile direnme gücü bulunmadığını vurguladı. Bu durumun üniversitelerin tam bir kısır döngü içine saplanıp kaldığını gösterdiğini kaydeden Sayın, şöyle devam etti: “Bir üniversitenin olması gerektiği gibi özerk ve özgür değildir; bu yüzden üretken ve yaratıcı değildir. Üniversite, üretken ve yaratıcı olamadığı için de özgür düşüncenin ve özerk kurumsallaşmanın önündeki engelleri kaldırıp demokrasiyi ve toplumsal/kültürel ortamı yeşertecek gücü bulamamaktadır. Bu kısır döngü sonucu olarak herkesin herkese benzediği üniversitede, düşünce ve eylem tembelliği başat bir nitelik kazanmaktadır. Kuşku ve eleştiri üniversiteden kovulmuş; itaat ve biat asli norm haline gelmiş ve dolayısıyla suskunluk ve teslimiyet egemen olmuştur.” Sayın, akademi ve bilim alanında yaşanan sorunlara ilişkin çözüm önerilerini sıralayarak, konuşmasını sonlandırdı.

Ekonomide Demokrasi Çalışma Grubu adına hazırlanan bildiri okundu

Ardından Ekonomide Demokrasi Çalışma Grubu adına hazırlanan bildiri okundu. Bildiriyi okuyan Mert Karabacak, demokrasi mücadelesini güçlü bir yeniden dağıtımcı-bölüştürücü ekonomik programla birlikte ele alabilmenin, demokrasinin ve kamusal olanın geleceğinin savunulması açısından hayati bir önem taşıdığını kaydetti. Türkiye’nin içinden geçtiği otoriterleşme sürecinin de benzer dinamiklerden beslendiğini dile getiren Karabacak, “Siyasi gücünü; insanın, doğanın, kadının karşılığı ödenmeyen emeğinin, özcesi yaşamın talan edilmesi yoluyla sermaye birikimini her ne pahasına olursa olsun büyütmek için kullanan tek adam rejimi, meşruiyetini büyük oranda neoliberal projenin derinleştirilmesini, emekçi sınıfların rızasını devşirerek yürütme kapasitesinden alageldi” diye konuştu. 

Kadınlrın talepleri sıralandı

Kadın Çalışma Grubu adına hazırlanan bildiriyi okuyan Cemile Baklacı, savaş politikalarının kadınların eşit yurttaşlık haklarını kullanılmaz hale getirdiğine dikkati çekerek, kadın işsizliği ve yoksulluğunun tavan yaptığını belirtti. Devlet ve erkek şiddetinin suç ortakları olduğunu vurgulayan Baklacı, kazanılmış kadın haklarına dönük saldırıların arttığını ifade etti. Kadınların taleplerinin demokrasinin olmazsa olmaz kriterleri arasında olduğuna işaret etti. Baklacı, “Yalnızca Türkiye’de değil bütün dünyada kadınlar mücadele için birlikte hareket etmenin, mücadelenin etki alanını genişletmenin yol ve yöntemlerini bulmaya çalışırken, aynı zamanda, büyük toplumsal hareketlerin ve geniş katılımlı, gündem değiştirici eylemlerin sürükleyicileri oluyorlar. Arjantin’den Sudan’a, Hindistan’dan İspanya’ya yoksulluğa, kötü yaşam koşulları dayatmasına, işsizliğe, şiddete, kadın cinayetlerine, eşitsizliğe, ayrımcı politikalara karşı sokakta büyüyen kadın mücadelesi dalgası daha iyi bir yaşam, eşit bir varoluş ve herkes için özgürlük talebi için deneyim biriktiriyor” diye konuştu. Baklacı son olarak, kadınların taleplerini sıraladı.

Diğer konferans katılıcılarına Kürtçe seslenen anne Emine Şenyaşar, sözlerine Urfa Adliye önünde 108 gündür “adalet” talebiyle sürdürdükleri eylemden bahsederek başladı. Eşi ve çocuklarının vahşice katledildiğini söyleyen anne Şenyaşar, bir oğlunun dükkanında diğer oğlu ve eşinin ise hastanede kameralar önünde katledildiğini dile getirdi. Hastanedeki kamera kayıtlarının yetkililerce yok edildiğini belirten Şenyaşar, katiller dışarıda gezerken bir oğlunun ise cezaevinde tecrit altında tutulduğunu ifade etti.

Sonuç bildirgesi yayınlandı

“Ekmek, Özgürlük, Adalet” sloganı ile Dr. Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’nde gerçekleşen ve 200’ü aşkın bileşenin katıldığı Demokrasi Konferansı’nın sonuç bildirgesi açıklandı. Toplumun tüm kesimlerinin talep ve mücadelelerinin ortaklaştırılmasının önemine dikkat çekilen bildirgede, demokrasiyi inşa etmenin zamanı olduğu ifade edildi.

Bildirgeyi Melda Onur ve Ayşegül Devecioğlu okudu. Bildirgenin yanı sıra, talepler de açıklandı.

Sonuç Bildirgesi’nde şu ifadelere yer verildi:

“Bu ülkede yaşayan milyonlarız… Milyonlarca yaprağımızla dokunuyoruz hayata, hiç susmayan arayış türkülerimizle… Biz halkız, işsizlik ve güvencesizlik korkusuyla üç kuruşa ölümüne çalışan emekçileriz… Üçte biri ne işte ne okulda olabilen, gerisi de gelecek kaygısıyla kıvranan gençleriz… Emeği yok sayılan, eve kapatılmak istenen, iktidar tarafından öldürülmesi, şiddete uğraması dert edilmeyen kadınlarız. Pandemide tek başına yoksulluğa, yok oluşa terk edilen esnaflarız. Özgürce bilim yapması engellenen bilim insanları, özgürce sanat yapması engellenen sanatçılar, salgınla baş başa bırakılan sağlık emekçileri, eğitim emekçileri, traktörüne haciz gelen çiftçi, ayrımcılığa uğrayan, anadilleri yasaklanan, inançlarını ve inançsızlıklarını özgürce yaşamayan milyonlarız. Üniversitelerine kayyım atanan demokratik özerk üniversite mücadelesi veren öğrenciler, yoksulluğa, umutsuzluğa itilmiş çocuklar, paryanın paryası göçmen işçiler, toplum ve sistem tarafından engellenen engelliler, sosyal ölüme mahkûm edilmiş KHK’lılarız. Gökkuşağı bayrakları düşmanlaştırılan, haklarında fetvalar yazılan, LGBTİ+larız….Yaşam alanları yağma, talan ve tahrip edilenleriz, doğa varlıklarının sermaye olarak görüldüğü iktidar anlayışına karşı yaşam alanlarını savunanlarız. Ve hepimiz mücadele etmekten, seslerini yükseltmekten bir an bile vazgeçmeyenleriz.

Hak ve özgürlükler gasp ediliyor

Salgının ağırlaştırdığı ekonomik kriz altında halk işsizliğe, her gün derinleşen bir yoksulluğa terk edildi. Bütün hak ve özgürlüklerimizi gasp eden tek adam- saray rejimi kamu kaynaklarını talan etmekle kalmıyor, halkın itirazını baskı ve zorbalıkla bastırmaya çalışıyor. Kayyımlarla seçme ve seçilme hakkımız gasp ediliyor. Kapitalizmin kâr hırsının, ekosisteme kendisini yeniden üretme olanağı bırakmayan aşırılığının ürünü olarak ortaya çıkan pandemi tüm dünyada olduğu gibi piyasanın insafına terkedilmiş bir hayatın ne demek olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu kâr hırsı, halkın demokratik gücü tarafından denetim altına alınmadığı sürece gezegenin bile hayatta kalma olanağı yok.

Adaletsizlik artıyor

Gelir adaletsizliği artıyor. Yoksulluk büyüyor. Geniş tanımlı işsizlik %30’larda. Ekonomi, 15 yıl önceki büyüklüğüne gerilemiş durumda. Üzerinden geçilmeyen köprüler, uçak inmeyen havaalanlarına milyonlarca dolar garantili ödemeler tıkır tıkır yapılırken pandemi sürecinde halkına en düşük doğrudan gelir desteği veren, sosyal yardım ödeneklerini bile pandemide daha da kısan bir ekonomi yönetimi, mafya-bürokrasi-sermaye bloğunun ülkeyi talan eden bir yağmayı sürdürmesinin önünü açıyor. Narkotik trafiğinden, kentsel rantlardan, mafyatik çökmelerden, garantili ihalelerden devşirilen servetler, giderek derinleşen yoksullukla büyük bir tezat oluşturarak büyüyor, büyütülüyor. Yoksul ve emekçi halkın bu krizi daha az hırpalanarak atlatmasına kullanılacak öz kaynaklar, sınır ötesi yayılmacı harekâtlarda tüketiliyor.

Yok oluşa doğru

Ormanlarımız, göllerimiz, derelerimiz, denizlerimiz bizim ve diğer canlıların yaşam alanları bu talanın, bu arsız yağmanın sonucunda can çekişiyor. Dört bir yanımız müsilaj… Tarım çöküşün eşiğinde, kuraklık tarladaki ekini daha şimdiden bitirdi. Havanın suyun ve toprakların kirliliği, flora ve faunadaki biyoçeşitlilik yitimi, ülkeyi ve gezegeni yok oluşa sürüklemekte.

Kadınlar için cehennem yemini

Kadınlar öldürülmeye, katilleri iyi hal indiriminden yararlanmaya, ülkeyi yönetenler kadınla erkeğin eşit olamayacağına inanmaya devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi karşıtı gerici-tarikatçı erkek-bloğu ülkeyi kadınlar için cehenneme çevirmeye yeminli.

Barış hakkı elimizden alınıyor

Ülkenin 3’üncü büyük partisi HDP’nin kapatılması için düğmeye basıldı. İktidar meşruiyetini yitirdikçe 7 Haziran-1 Kasım senaryoları yeniden gündeme geliyor. Deniz Poyraz’ımız bir faşist katil tarafından aramızdan alınalı tam bir hafta oldu. Giderek semiren yandaş savaş sermayesi her ölüm haberine servetlerini büyütecek bir yatırım olanağı olarak bakıyor. Barış içinde bir arada yaşama hakkımız elimizden alınıyor.

İktidarın ihvancı, yayılmacı saldırgan dış politikasının sonuçlarını, ülkemizin emperyalist devletlerin oyuncağı haline gelmesiyle yaşıyoruz.

Sorunların nedeni demokrasi yokluğu

Bugün yaşadığımız her sorun, ülkede demokrasinin yokluğuyla ilişkili.Demokrasinin yokluğu, esas olarak halkın, örgütlü bir güç olarak devlet ve sermaye karşısındaki güçsüzlüğünün bir tezahürüdür. Korku iklimi yaratma peşindekiler halkın güçsüz, dağınık, çaresiz kalmasından beslenenlerdir.

Bu ülkede barış içinde, adaletli, eşit, özgür bir yaşam sürmek istiyorsak, başarmamız gereken bütün zenginliklerimizle, bütün farklılıklarımızla, hayallerimiz, umutlarımız, zorbalığa karşı direnme geleneğimizle, bir an bile vazgeçmediğimiz mücadelemizi birleştirmek, halkın demokratik kurucu gücünü ortaya çıkarmaktır. Her taşı yerinden oynatacağız diye söz vermiştik yola çıkarken.

Yolculuğun ilk adımı

Bizleri Demokrasi Konferansı’nda bir araya getiren ve heyecan duymamıza neden olan inanç budur.

Bu inançla aylardır çalışarak kendi sorunlarından damıttıkları değerlendirmeleri, çözüm önerilerini, taleplerini ve mücadele programlarını derleyen ve ortaklaştıran alanlarımızla şöyle sesleniyoruz:Hiçbirimizi faşizm karşısında dışarıda bırakmayacak, bu koyu karanlığı ancak en geniş birlikteliği kurarak aşabileceğimize dair inancı güçlendirecek, aramızdaki önyargıları ve güvensizlikleri ortadan kaldıracak diyalog ve işbirliği sürecini örgütleyecek, sorunları tespit edecek, çözümleri önerecek ve önermekle de kalmayıp yeniden nefes alabilen, geleceğe güvenle bakabilen, kaynakları bir avuç sermayedarı, çete bozuntusunu zengin etmek için değil hepimizin ortak iyiliği için ekmek özgürlük adalet başlığı altında seferber edecek bir yolculuğun ilk adımlarını attık bugün.

Demokrasiyi inşa etme zamanı

Artık, bütün mücadele deneyimlerimizi bağrında taşıyan bu umut verici sürecin sonunda ortak emekle yarattığımız birikimi, demokrasi mücadelesine güç verecek bir biçime kavuşturmanın sırasıdır. Bugün bütün mücadele alanlarından yaptığımız çağrı budur.Demokratik bir ülkede barış, eşitlik özgürlük ve adalet içinde yaşamanın yolu bu talan edilmiş güzel ülkeyi yeni baştan inşa edeceğimiz bir demokratik programı mücadeleyle hayata geçirmektir. Bu programın ana hatları ve ipuçları alanların çalışmaları sırasında ortaya çıkmıştır.

Bizim de sözümüz var

Konferansımız hayatın içinden süzülmüş bilgiyi ortak bir süzgeçten geçiren 21 alanın tebliğleriyle somutlaştırıldı. Ülkenin her köşesinde mücadele edenlerin taşı, toprağı, havayı, suyu ve canı korumak için gösterdikleri çaba geleceğe umutla bakabilmemizin yegâne dayanağıdır. Konferansımız  kendi yurdunda parya haline gelen halkın gerçek halk egemenliği kuracağı halkçı/ demokratik/laik/eşitlikçi ve sosyal bir cumhuriyete olan yolculuğuna katkıdır.

Bulunduğumuz kavşakta uzun mücadele tarihimiz ve deneyimlerimiz, bize tek bir yolumuz olduğunu gösteriyor: Halkın bizzat kurucusu olduğu, yoksulluğa, işsizliğe, emek sömürüsüne, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, doğa yıkımına ve her türlü ayrımcılığa karşı mücadeleyi odağına alan bir halkçı seçenek yaratmak.

Bizi boğmaya çalışan karanlığa karşı hep birlikte bir kez daha tekrarlıyoruz: Ne hayallerimizden, ne umutlarımızdan ne mücadelemizden vazgeçiyoruz. Bu ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var.”

Talepler sıralandı

Sonuç bildirgesinin yanı sıra talepler ise şöyle sıralandı:

“*Hukuk devleti ve bağımsız yargı demokrasinin asgari koşuludur. Adalet yaşamsaldır. Bireylerin evrensel hukukça kabul gören temel hak ve özgürlüklerini koruyan ve geliştiren; yasama-yürütme-yargı erklerinin ayrılığı ile denge-denetim mekanizmalarını içeren; idarenin tüm eylem ve işlemlerinde hukukla bağlı olduğu bir ülke istiyoruz.

*Ülkenin yönetiminde halk doğrudan karar sahibi olmalıdır. Hesap verebilir, şeffaf, kamu tarafından denetlenebilen, halkın karar ve denetleme mekanizmalarına her aşamada katılabildiği bir demokrasi istiyoruz.

*Demokratik ve kültürel hakları anayasal güvence altına alan; tektipleştirmeye çalışmayan, hiçbir halkın kimliğinin, inancının, kültürünün ve anadilinin ötekileştirilmediği, adaletin hüküm sürdüğü demokratik bir ülke yaratılmalıdır.

*Hakikat hakkı istiyoruz. Bu topraklarda etnisite ve din ayrımcılığına dayalı acıların ve katliamların bir daha yaşanmaması için cesaretle geçmiş ile yüzleşilmeli, geleceğe dair yeni bir vizyon ve misyon belirlenmelidir.

*Devletin her türlü inanç ve inançsızlığa mesafeli durduğu, din ve vicdan özgürlüğünü güvenceye alan laik bir ülkede yaşamak istiyoruz.

*Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi sorununu çözebilmesi için barış sürecinin inşa edilmesi, savaşa karşı barış hakkının savunulması gerekmektedir. Kürt siyasetçilerin siyasi rehine durumuna son verilmeli, siyasi mahpusların derhal tahliye edilmesi sağlanmalıdır.

*Hak arayan tüm kesimlere yönelen erkek, devlet ve patron suçlarında yaygın bir cezasızlık pratiği ortadan kaldırılmalıdır. Yargı bağımsız olmalı, adil yargılanma hakkı herkese tanınmalıdır.. Savunma hakkına yönelik tüm  müdahaleler sona erdirilmeli, barolar bağımsız , avukatlar özgür olmalıdır.

*Kamu mülkiyetinin geliştirildiği, verimli, adil, etkin, ekolojik ve eşitsizlikleri gidermeyi önceleyen bir büyümeyi hedefleyen, bütçenin yapımına halkın katılabildiği, yeniden dağıtımcı,bölüştürücü,  eşitlikçi bir vergi politikasına dayalı, yoksulluğu ve işsizliği önlemeyi ve kamunun ihtiyaçlarını önceleyen bir ekonomi yönetimi kurulmalıdır. Temel gelir güvencesi sağlanmalıdır.

*Yerel yönetimlerin malî bağımsızlığı sahiplenilmeli, şeffaf, hesap verebilir, halk tarafından denetlenen yerel yönetimlerle bir yerel ve yerinden demokrasi inşa edilmelidir. Kayyımlar kaldırılmalı, hukuksuzca hapse atılan ve görevden alınan seçilmiş yerel yöneticiler görevlerine iade edilmelidir.

*Dış politikada ülke kaynaklarının savaş sermayesi tarafından yağmalanmasına neden olan yayılmacı, saldırgan tutumdan vazgeçilmeli. “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi hayata geçirilmelidir.

*Emeğin sermayenin tahakkümü altında olduğu bir ülkede demokrasiden söz edilemez. Esnek temelli, kayıtsız kuralsız ve güvencesiz çalışma yasaklanmalıdır. İşçi cinayetlerinin olmadığı, çarkların dönmesinin değil, emekçilerin güvenlik, sağlık ve onurunun gözetildiği, çalışma saatlerinin kısaltıldığı, kadınlara eşit ve nitelikli istihdam sağlandığı, örgütlenme özgürlüğü önündeki engellerin kaldırıldığı, bütün emekçilerin onurlu ve insanca bir yaşam sürmelerini sağlayacak bir ücret politikasının olduğu bir çalışma düzeni kurulmalıdır.

*Toplumsal cinsiyet eşitliği yasalarda ve hayatın her alanında sağlanmalıdır. Kadınların kazanılmış haklarını ve mücadeleyle yazdıkları yasaları tehdit eden söylemlere ve girişimlere son verilmelidir.

*Engelli haklarının, insan hakları perspektifinde değerlendirilmesi, anadil olan işaret dilinin yaygınlaşmasından alternatif iletişim sistemlerinin desteklenmesine, özgür kent tasarımından eğitim, sağlık ve ulaşım benzeri sosyal devletin temel sorumluluklarına erişim keyfiliğe bırakılmamalıdır.

*Tarımın şirketlerin faaliyet alanı olmaktan çıkarıldığı, gıda ve su güvenliğinin sağlandığı, tarım ve yaşam alanlarının korunduğu, üreticinin ürünü üzerinde söz sahibi olduğu, endüstriyel tarım ve hayvancılığın engellendiği bir ülke istiyoruz. Tarım ve ormanlık alanların imara açılması başta olmak üzere inşaat, enerji ve maden şirketlerinin talan ve tahribine son verilmelidir..

*Bütün savaş ve operasyonların durmasını, savaşa ve şiddete ayrılan kamu kaynaklarının halkın ihtiyaçları için kullanılmasını istiyoruz.

*Sanat alanı sanatçılar tarafından belirlenmelidir. Öncelik sermaye ve devletin değil, sanatçınındır. Sanatçıların özgürlük ve bağımsızlıklarının, kültür endüstrisi ve devlet karşısında korunmasının yolu, sanatın devletten ve toplumsal güçlerden bağımsızlığının kamu tarafından güvenceye alınmasıdır.

*Üniversitelerimiz, sermayenin kârını artırmak üzerine düzenlenen, öğrencileri intihara, güvencesiz çalışmaya ve işsizliğe sürükleyen yerler değil, öğrencilerin eğitimin nesnesi değil öznesi olduğu özgürce bilim üreten alanlar olmalıdır.

*Kamusal ve parasız, ekolojiye duyarlı, cinsiyet eşitliği sağlayan, ana dilinde, laik, etik ve estetik değerleri gözeten bir eğitim esas olmalıdır.

*YÖK kaldırılmalı, bilim özgürlüğü akademisyeninden öğrencisine ve idari çalışanına dek tüm bileşenlerin oluşturduğu bağımsız özyönetim organlarıyla güvenceye alınmalıdır. Bireyci-rekabetçi bilgi üretimi yerine kolektif bilimsel üretim; bilginin özel mülkiyeti yerine de toplumsal mülkiyeti esas olmalıdır.

*’İklimi değil sistemi değiştir’ diyoruz. Piyasanın, doğal ve tarihi varlıklar ve diğer canlılarla birlikte yaşam alanlarımız üzerindeki tahakkümü son bulmalıdır.

*Mültecilerin pazarlık aracı olarak kullanılmasına son verilmelidir. Tüm mültecilerin eşit bir şekilde insan haklarından faydalanmaları, statülerinin mülteci/göçmen/kaçak göçmen gibi ayrımlara bağlı olmaktan çıkarılmaları, sağlanmalıdır.

*Çocukların yaşamın doğrudan öznesi oldukları, uğradıkları hak ihlallerinin cezasız bırakılmadığı, kapitalizmin ve neo-liberal politikaların dayattığı yoksulluk ve yoksunluk içinde yaşamak zorunda kalmadıkları bir toplum istiyoruz.

*Kimin gazetecilik yapacağına ve halkın hangi bilgiye sahip olacağına iktidarın karar vermediği, basın özgürlüğü üzerinde sermayenin ve iktidar tekelinin kalktığı bir ülke istiyoruz. Tutuklu tüm gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır.

*Küçük işletmelerin ve esnafın ağır ekonomik koşullar altında iflasa terk edilmediği, iktidarın ideolojik bakış açısıyla cezalandırılmadığı, onurlu ve güvenceli bir iş yaşamı istiyoruz.

*Devletin,bu coğrafyada yaşayanları cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılıkla hedef göstermeye, suçlu ilan etmeye yönelik tüm politikalarına ve söylemlerine son verilmeli, LGBTİ+’ların tanınma hakkı ve eşit yurttaşlık hakkı anayasal güvenceye alınmalıdır.

*Herkese ücretsiz, erişilebilir, nitelikli sağlık hizmeti sağlamak devletin görevidir. Aşıda patent uygulaması kaldırılarak tüm toplumun etkin ve güvenli aşıya ulaşımı sağlanmalıdır. Sağlıkçılık, tüm emek türleri ile beraber, insan ve doğayı bütünlüklü bir yaklaşımla ele alıp doğayla uyumlu kullanım değeri yaratmayı amaçlayan bir üretici etkinliğe dönüşmelidir.

*Kolektif bir cezalandırma aracı olarak kullanılan OHAL/KHK’ları tüm sonuçlarıyla iptal edilmelidir. Tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılmalıdır.

*Yaşam hakkı ihlalleri, işkence, kötü muamele, onur kırıcı davranış uygulamalarına, ifade, özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, toplanma gösteri hakkı ve örgütlenme hakkı ihlallerine, hapishanelerdeki hak ihlallerine son verilmesini istiyoruz. Siyasal iktidar yargıyı siyasi ve toplumsal baskı aracı olarak kullanmamalıdır. AİHM büyük daire kararları uygulanmalıdır.

*Sağlamcılık, cinsiyetçilik, ırkçılık, türcülük, yaşçılık ve homofobi gibi tüm ayrımcılıklardan arındırılmış bir ülke ve dünya istiyoruz.Militarizme karşı vicdani ret hakkının tanınmasını istiyoruz.”

HABER MERKEZİ

 


Etiketler : Demokrasi Konferansı, Rıza Türmen, Tilbe Saran,