Tarihin en büyük kültür göçü

12 Haz 2018

Türkiye’de bilim ve teknoloji üzerine her konuşan yurtdışına ‘beyin göçü’nden şikayet eder ama kimsenin aklına 1915’ten sonra vurulup kırılıp gurbete düşen Ermeniler gelmez. Oysa, şu anda dünyanın birçok yerinde, özellikle sanat alanında muazzam işler yapan Ermenilerin çoğu, soykırımdan yakasını kurtararak göç etmiş ailelerin çocukları ya da torunları. Gazete Karınca’nın Aurora Prize’ın “Yüz Yaşam” projesinden derleyerek Türkçeleştirdiği “1915’ten Bugüne: Ermeni Portreleri”, kitaplaştırıldı. Kitap, Ermeni Soykırımı’nın 103. yıldönümü olan 24 Nisan’da okurlarla buluştu. Heinrich Böll Vakfı Türkiye Temsilciliği’nin desteği ile kitaplaştırılan Ermeni Portreleri Zan Vakfı Yayınları etiketi ile çıktı. Tolga Er ve Lokman Sazan’ın çevirileri, Çağdaş Kaplan ve Bekir Avcı’nın editörlüğü ile hazırlanan kitapta 1915’te hayatta kalmayı başarmış olan Ermenilerin topraklarından dünyaya uzanan yolculuklarının hikâyesini çocukları veya torunları anlatıyor.

Bizi biz yapanlar

Geçmiş sadece yaşanan kötü anılardan ibaret değildir. Bizi biz yapan yaşadıklarımızdır. Geçmiş geleceğe taşınırken yaşananlar hiç unutulmaz, unutmak mümkün de değil. Ama yaşananlara rağmen var olmayı başarmış bu yolculuğun sürdürücüleri, onların bıraktıkları her bir şeye derinden bir sevgi bağlı. Kitapta kendi hikâyesine değinen her biri özellikle belirtiyor bunu. Bu yüzden de ailelerinin bıraktığı mirastan ilham alarak büyük işlere imza atan insanların portreleri bunlar.

‘Babamın sessizliğiydi’

Ailelerinin hayatta kalmak için verdiği direnç ise paha biçilemez. Çocuklarına, torunlarına en büyük mirasları ise sanırım dirençleri oluyor. Kitapta yer alan portrelerden biri olan Şair Shamiram’ın ailesi ile ilgili hatırladığı son anı, kendi topraklarından kaçmalarına yardımcı olan pasaport fotoğrafında saklı. Ama şair Shamiram onları hayatının her yerinde anıyor ve anarken de şöyle diyor: “Asla terk etmiyorlar beni. Bir yerde sonsuza kadar çocuk kaldım.”

Bu bir mucize

Freud’un eserlerini Fransızca’ya kazandıran yazar ve çevirmen Janine Altunyan, 1978’de babasının tuttuğu günlüğe ulaşıyor. Ve babası için şunları diyor: “Babamı benim için yeniden yarattı. Neredeyse hiç tanımıyordum. Bu bir mucizeydi!” Dostoyevski uzmanı akademisyen Karen Stepanyan, Dostoyevski üzerine çalışan Rusya’nın en önde gelen akademisyeni. Karen de yapılacak en iyi şeyin hatırlamak olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Rusya’da şöyle başlayan bir şarkı vardır: ‘Rusya’da kendi kahramanını hatırlamayan bir aile yoktur.’ Ermenistan’da ise görünen o ki soykırımın dokunmadığı bir aile yoktur. Ne mi yapabiliriz? Hiçbir şey. Sadece hatırlarız.”

Yaşadıkları yeri aştılar

“Bu kitaptaki sesler ata topraklarında yetişmiş olsalar çok farklı hayatlara sahip olabilecek kişilerin sesi.” Yönetmen Atom Yegovan ‘1915’ten Bugüne: Ermeni Portreleri’ kitabının önsözünde böyle diyor soykırımdan hayatta kalmayı başarmış olan Ermeniler için. Evet, belki de ailelerinin kök saldığı topraklarda yaşamış olsalardı şu anki hayatlarından daha farklı bir yaşam sürdürüyor olabilirlerdi. Ancak bu uzun yolculuk her birini daha güçlü kıldı. Öyle ki onlardan aldıklarıyla yaşadıkları yeri aşarak dünyada yankı uyandıran isimler haline geldiler. Dünyanın en iyi yönetmenlerinden, dansçılarından, seslerinden biri oldular.

Adela diye tanımadık onu

Bu arada, gidenler kimliklerini hiçbir zaman yanlarında ayırmazken, kalanlar ise kimliklerini korumanın derdine düştüler. Yıllarca filmleriyle bizi güldüren ve hüzünlendiren Adile Naşit’in Ermeni olmasından çok korkmuşuz ki onu Adela Özcan olarak tanımadık hiç örneğin. Yine Kenan Pars’ın, Kirkor Cezveciyan kimliğini gizlemek zorunda hissetmesine de tanık olduk. Aynı şekilde Ayhan Işık’ın Ermeni sanılmasından duyulan endişe ile ‘Işıyan’ olan soyadını ‘Işık’ olarak değiştirmesine de. Ama aynı zamanda Ermeniliğini gizlemeyen ve her defasında dillendiren Yeşilçam’ın sevimli, iyi kalpli tonton oyuncusu Nubar Terziyanlara da. Kitaptaki portreler dünyanın Ermenileri oldular ama bizimkilerin Türkiye’de Ermeni olmasından hep korktuk.

Egoyan’danHatırla

‘Yaraların zamanla iyileşeceğini zannederiz fakat hem failde hem de kurbanda yaralar açık kalır.’ Bu sözler topraklarından sürülen bir ailenin çocuğu yönetmen, Atom Egoyan’ın yaşamını yansıtıyor. Böylelikle soykırımı sahneye taşımaya başlayan Egoyan, 1991’de “The Adjuster” filmini çekti. Toronto ve Cannes film festivallerinden çok sayıda övgü alan Egoyan’ın soykırım ile ilgili son filmi ise “Remember.”

Folk sanatçısı Tunçboyacıyan

Grammy Ödüllü ‘avangart folk’ sanatçısı Arto Tunçboyacıyan, geleneksel ve çağdaş Ermeni müziğini bir araya getiren Armenia Navy Band’ın kurucusu. Sanatçı, bestekâr ve birden çok enstrüman çalabilen Arto, 2000’nin üzerinde eser ortaya çıkardı. Ailesinin çoğu 1915 Soykırımı’nda öldürülen Arto, soykırımı şöyle tanımlıyor: ‘Soykırım, babamın sessizliğiydi.’

Ermenistan’ın Jeanne D’arc’ı

Soykırım uygulanmaya başladığında gelecek vaat eden ve ilerleme kaydeden bir kemancıydı Jeanne D’arc’ı Avora Mardiganyan. Yolu New York sinemasına kadar uzanan Mardigayan’ın soykırıma dair tanıklıları 1918’de gazetelerde basıldı. Ve aynı yılda Parçalanmış Ermenistan adında bir kitap olarak basıldı. Ardından kitabın filmi çekildi. Oscar Apfel’in yaptığı filmde başrolü ise Mardiganyan yer aldı.

İSTANBUL/ Dilhan YILMAZ


Etiketler :