Eğitim Sen'den Can Candan açıklaması

05 Ağu 2021

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri nöbet eylemi 142. gününde devam etti. Akademisyen Can Candan'ın görevden alınmasına tepki gösteren Eğitim Sen ve KESK, Kuzey Kampüs’teki Eğitim Sen İş yeri Temsilciği'nin önünde açıklama yaptı

Boğaziçi Üniversitesi’nde direnişin 214. gününde karalı şekilde devam ediyor. Melih Bulu’nun görevden alınması ve rektör yardımcısı Naci İnci'nin vekaleten rektör olarak atanmasının 22. İnci’nin Batı Dilleri ve Edebiyatları bölümü Öğretim Görevlisi Can Candan’ı görevden almasının 21.günü. Boğaziçi Üniversitesi Akademisyenleri her iş günü olduğu gibi bugün de #KabulEtmiyoruzVazgeçmiyoruz diyerek arkalarını 142. kez rektörlük binasına döndü.

Meslektaşlarının fotoğrafları ellerinde

Akademisyenler, nöbet boyunca ellerinde "Feyzin Erçin Yalnız Değildir" , “CİTÖK Koordinatörü Cemre Baytok İşine Geri Dönsün” dövizleri ve üzerinde “Can Candan Yalnız Değildir” yazan Can Candan fotoğrafları taşıdılar.

Eğitimciler yürüdü

Boğaziçi Üniversitesi Akademisyenleri 142. nöbetlerinin ardından, Eğitim Sen ve KESK’in daha önce saat 12.45’te  asılsız gerekçelerle ve hukuksuz bir şekilde işten çıkarılan Can Candan’a destek olmak amacıyla Güney Kapısı’nda ortak olarak gerçekleştireceği açıklanan basın açıklamasına katılmak için, Güney Kapısı’ndaki açıklamaya izin verilmedi. Engellemenin ardından eğitimciler, Kuzey Kampüs’teki Eğitim Sen İş yeri Temsilciği'nin önüne yürüdü ve burada gerçekleşen basın açıklamasına katıldılar. 

Oturma eylemi bugün de sürdü

Basın açıklamasının ardından da akademisyenler, arkadaşları Can Candan'ın işten çıkarıldığı gün başlattılan Rektörlük binası önündeki oturma eylemine devam etti!

Yeni kayyumu aklınızdan geçirmeyin

Kayyum değil demokratik özyönetim istiyoruz başlıklı açıklaması şöyle:"

Üniversiteler tüm dünyada hakikati aramanın ve üretilen bilimsel bilginin toplumla özgürce paylaşılmasının mekanı ve aracı olarak tanımlanmaktadır. Üniversitenin bu işlevlerini yerine getirebilmesinin temel koşulu da kurumsal özerklik ve bilimsel özgürlüktür. 

Ülkemizde siyasi iktidarların sürekli denetimi altında şekillenen üniversiter yaşamın 1980 öncesi göreli akademik ve idari özerkliği 12 Eylül darbesi sonrası YÖK eliyle ortadan kaldırılmış, üniversiteler, hiyerarşik merkezi yönetim, denetim ve disiplin anlayışı ile kuşatma altına alınmıştır.  Ancak 15 Temmuz darbe girişimi bahane edilerek getirilen OHAL süreciyle birlikte üniversite bileşenlerinin kendi yöneticilerini seçme konusundaki çok sınırlı katılımları bile ortadan kaldırılarak, üniversiteler  'kayyum' sistemi ile yönetilmeye başlamış olup, üniversite bileşenleri tümüyle dışlanarak üniversite özerkliği adına hiçbir şey bırakılmamıştır. Üniversiteler AKP elinde cübbeleri polis postallarıyla ezilen, kapılarına kelepçe vurulan, siyasi iktidar karşısında el pençe durmaya zorlanan, akademisyenleri ihraç edilen, emekçileri güvencesiz çalışmaya mahkûm edilen, öğrencileri hapse atılan yerlere dönüştürülmüştür.

Üniversiteleri kayyum eliyle yönetme heveslerinin son örneği de Melih Bulu''nun Boğaziçi Üniversitesine rektör olarak atanması ve yıllardır ideolojik ve politik saiklerle fetih objesi haline getirildikleri ülkenin nitelikli ve sayılı üniversitelerinden birinin daha teslim alınması girişimi olmuştur. Ne var ki bu sefer yanlış hesap Boğaziçi direnişine çarpmış ve Melih Bulu Boğaziçi üniversitesi bileşenlerinin altı aydan uzun süredir devam eden tarihi direnişi karşısında “başarısız” bulunarak geldiği gibi bir gece yarısı kararnamesi ile kendisine haber bile verilmeden gönderilmiştir. Boğaziçi Üniversitesi, toplumsal muhalefetin türlü baskı yöntemleriyle ezilmeye çalışıldığı bu faşizan dönemde; akademisyeni, öğrencisi, idari personeli ve mezunlarıyla dünyada eşine az rastlanır bir direniş sergilemiştir. Kayyum rektörün gidişi, tüm bileşenleriyle Boğaziçi’nin tüm bileşenlerinin ve direnişe sahip çıkan toplumsal muhalefetin bir zaferidir. 

Boğaziçi Üniversitesi bileşenleri,  bu direniş sürecinde, demokratik ve katılımcı bir süreç izlemeye çalışmış olup, üniversitenin demokratik kültürü ve birikimi zenginleşerek tüm üniversitelere örnek olacak değerler yaratılmıştır. Ayrıca direniş üniversitelerde yaşanan sorunların toplumsal sorunlardan bağımsız olmadığı bilinciyle hareket ederek toplumsal muhalefete yönelik baskılara da dikkat çekmeyi bilmiş tüm kesimlerin desteğini almayı başarmıştır. Direnişin toplumsal zemindeki umut veren bu yansımasında başta öğrenciler olmak üzere tüm Boğaziçi mensuplarının payı ve emeği vardır. Eğitim Sen olarak üyelerimizin de aktif bir şekilde içinde yer aldığı bu büyük direnişi bir kez daha selamlıyoruz.

Öte yandan büyük bir direnişle gönderilen kayyum Melih Bulu’nun yönetimde kaldığı süreçte yaşanan tahribat tek adam rejiminin tahayyül ettiği üniversite konusunda yeterince fikir verecek örneklerle dolmuştur.

Melih Bulu''nun atanmasını protesto eylemleri sırasında öğrencilerin yaptığı bir sergi üzerinden başlatılan saldırılar öğrencilerin gece yarısı işkence ile gözaltına alınması, tutuklanması, burs ve kredilerinin kesilmesi, yurtdışına çıkmalarının engellenmesi vb. yaşam ve eğitim hakkına yönelik pek çok saldırı olmuştur.  Daha önce polisin girmediği, giriş çıkışların özgürce yapılabildiği üniversitenin kapısına kilit vurulmuş, ağır silahlı polisler ve güvenlikçiler eliyle öğrenciler ve çalışanlar üzerinde terör estirilmiştir. Diğer taraftan akademik özerklik ayaklar altına alınmış, okulun ihtiyaçları ve talepleri dikkate alınmadan gece yarısı kararları ile fakülteler açılmış, yönetim kademeleri bir avuç kayyum yardımcısı ve dışarıdan gelen kişilerce doldurulmuş, mükerrer oy ile senato gasp edilmeye çalışılmıştır. Okula yıllardır büyük emekler veren ve öğrenciler tarafından çok sevilen Feyzi Erçin’in derslerine son verilmiş ve Boğaziçi Üniversitesi direnişinin hafızasını tutan, kamuoyunun haber almasını sağlayan Can Candan hocamızın görevine hukuksuz bir şekilde son verilmiştir. Hocalarımızın derhal görevlerine iade edilmesini talep ediyoruz. 

Bu süreçte, Boğaziçi Üniversitesi LGBT+ Çalışmaları Kulübü (BÜLGBT) kapatılmıştır. Öte yandan kadın ve LGBT+ hareketin bir kazanımı olan Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu koordinatörü Cemre Baytok işten çıkarılmış, komisyon fiilen işlevsiz hale getirilmiştir. Görüldüğü üzere, Kayyum Melih Bulu''nun verdiği zararlar saymakla bitmemektir.

Sendikamız Eğitim Sen tüzüğünde yazılı olduğu üzere tüm maddi ve insani değerlerin yaratıcısının emek olduğundan hareketle; yükseköğretim de dahil eğitimi temel bir hak olarak kabul eder; eşit, parasız, bilimsel, laik, anadilinde, kamusal, nitelikli eğitimi; üniversitelerin kurumsal özerkliğini, bilimsel özgürlüğü, tüm bileşenlerin katılımıyla demokratik eşitlikçi özyönetimi, kamusal finansmanı, güvenceli çalışmayı savunur, etnik, cinsiyete dayılı vb. her türlü ayrımcılığı reddeder. 

Sendikamız, tüm bileşenlerin katılımıyla oluşturulacak kurulları esas alan demokratik özyönetim ve özdenetime dayalı bir üniversite modelini benimser. 

Yönetsel özerklik, bilimsel özgürlük, demokratik özyönetim üniversiteler için vazgeçilmez ilkelerdir. Sermayenin ihtiyaçları ve siyasal iktidarın politik çıkarları uğruna kayyumlar eliyle ve baskı politikalarıyla niteliksiz kurumlara dönüştürülen üniversitelerde artık yeni bir mücadele dönemi başlamak zorundadır. Boğaziçi direnişi bize yolu göstermektedir. 

Buradan siyasi iktidarı uyarıyoruz Boğaziçi’ne yeni bir kayyum göndermeyi aklınızdan geçirmeyin. Boğaziçi bileşenlerinin iradesine saygı gösterin! Üniversiteler bizimdir, tek adam rejimine ve onun kuklalarına asla teslim etmeyeceğiz! 

Tüm bileşenlerin ortak mücadelesiyle üniversitelerde özgür ve demokratik özyönetimleri inşa edecek, İnsan, toplum, doğa yararına üniversiteyi hep birlikte yaratacağız!"

Not: Nöbet fotoğrafları: Boğaziçi Üniversitesi Akademisyenleri.

Eğitim Sen fotoğrafı: Eğitim Sen Boğaziçi Üniversitesi Temsilciliği 

HABER MERKEZİ


Etiketler : Boğaziçi Üniversitesi, can candan, eğitimsen,