Avrupa, iklimle mücadeleyi nükleere bağladı

28 Eyl 2021

BM Avrupa Ekonomik Konseyi, nükleer enerji olmadan küresel iklim hedeflerine ulaşılmasının mümkün olmadığını iddia etti. Fosil yakıtlarla eşit derecede tehlikeli olan nükleeri önermek ise şaka gibi

Yusuf Gürsucu / İstanbul

Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Konseyi’nin (UNECE) yeni yayımlanan teknoloji özet raporunda, nükleer enerjinin Paris Anlaşması ve 2030 Sürdürülebilir Kalkınma hedeflerinin gerekliliklerinin yerine getirilmesine yardımcı olabileceğini iddia etti. Nükleerin, küresel enerji sisteminin ve enerji yoğun endüstrilerin karbondan arındırılmasında diğer sürdürülebilir düşük karbonlu veya sıfır karbon teknolojilerinin kullanılmasının yanında daha geniş bir yelpazenin parçası olarak görülebileceği belirtildi. 

Nükleere kurtarıcı rolü!

İklim değişikliğinin etkilerini hafifletmeye ve düşük karbonlu teknolojilerin yayılmasını hızlandırmaya yardımcı olmak için UNECE tarafından yayınlanan bir dizi enerji teknolojisi özetinden biri olan raporda, nükleer santrallerin kapatılması kararlarının iklim değişikliğinin azaltılmasına yönelik yürütülen çabalar için gerilemeyi temsil ettiği kaydedildi. Nükleer enerjinin, UNECE bölgesindeki 11 ülkede (Belçika, Bulgaristan, Çekya, Finlandiya, Fransa, Macaristan, Slovakya, Slovenya, İsveç, İsviçre ve Ukrayna) elektrik üretiminin yüzde 30’dan fazlasını sağlayan enerji sistemi olduğu ve dünyada Belçika 2025’te, Almanya ise 2023’te nükleer enerjiyi aşamalı olarak devre dışı bırakma kararı dışında Avrupa ülkelerinin nükleer enerjiyi kurtarıcı gördüğü raporda yer aldı.

Nükleer sermaye lobisi

Şu anda tüm dünyada 444 nükleer var. Bu santrallere ek olarak Türkiye, Çin, Fransa, Japonya, İngiltere ve Finlandiya’nın da bulunduğu 19 ülkede 50 reaktör inşa halinde bulunuyor. Nükleer santralleri olan tüm ülkeler karbon yakmaya devam ederken önerinin sahiplerinin nükleer sermaye lobileri olduğu ise su götürmez bir gerçek. Fosil yakıtlarla aynı derecede tehlikeli olan nükleer enerjiye geçmek iklimle mücadelede çözüm bulmak iddiası boş bir iddia. Burada sadece nükleer sermayenin bu süreçte kendisine alan açma çabası olarak değerlendirilmesi gerekiyor.  

Uranyum madenciliği

Uranyum madenciliği, çok sayıda maden işçisinde akciğer kanserine neden olmaktadır. 1950 ile 2000 yılları arasında 4.000 uranyum maden işçisi üzerinde yapılan bir araştırma, 405 madencinin akciğer kanserinden öldüğünü ortaya çıkardı. Kanada’da Kızılderili Sahtu Bölgesi’nde Eldorado Maden Şirketi tarafından kurulan uranyum maden ocağında yöredeki Kızılderililerden Sahtuların Deline ve Sahtugotine boyundan yetişkin erkekler çalıştırıldı. 1940’lı ve 1950’li yıllarda yerli Kızılderililere yıllarca sırtta bez çuvallarla radyoaktif cevher taşıttırıldı. Burada çalışan erkeklerin tamamı radyasyon zehirlenmesi sonucu öldü ve yetişkin erkek neslini kaybeden köyleri Deline daha sonra “Dullar Köyü” olarak anılmaya başlandı. Kanada devleti ise bugüne kadar adeta katliama uğratılmış olan Kızılderili sayısını açıklamadı.

Nükleer atık sorunu

Nükleer reaktörler tarafından üretilen atık, yüz binlerce yıl boyunca radyoaktif kalmaktadır. Radyoaktif atıklar için uzun vadeli depolama çözümleri ise bulunmamaktadır. Atıkların çoğu geçici, yer üstü tesislerinde depolanmaktadır. Bu tesislerde ise depolama alanı tükenmiş durumda. Bu nedenle nükleer endüstrinin daha az güvenli olan depolama yöntemi olan “Kuru Fıçı Depolama” yöntemine yöneliyor olması ise dikkat çekici. Nükleer enerji programlarının geliştirilmesinin nükleer silahların yayılmasının olasılığını artırdığı ise bir gerçek. 

Çernobil ve Fukuşima

Ukrayna’daki 1986 Çernobil felaketinde patlamada yüzlerce insan ölürken, Rusya ve Doğu Avrupa’da binlerce kişi üzerinde çeşitli olumsuz sağlık etkileri oldu. Büyük bir tsunami sonucu 2011’de Japonya’nın Fukuşima kentindeki bir elektrik santralinde yaşanan üç nükleer erime sonucu çevreye radyoaktif yayılırken halen binlerce metreküp radyoaktif suya çözüm üretilebilmiş değil. Her iki felakette de yüz binlerce insan yer değiştirdi, radyasyona bağlı ölümler yaşanırken, özellikle çocuklar arasında kanser oranları, kazalardan sonraki yıllarda önemli ölçüde arttı.

Kanserin müsebbibi

Nükleer felaketlerden kaynaklanan serpinti ile ilişkili önemli kanser riskine ek olarak, araştırmalar ayrıca bir nükleer santralin yakınında yaşayanlar için, özellikle lösemi gibi çocukluk kanserleri artış göstermekte. Nükleer endüstride çalışanlar ise normalden çok daha yüksek radyasyon seviyelerine maruz kalırken, bunun sonucunda kanserden ölüm riskleri de artış göstermektedir.

Su ihtiyacı büyük sorun!

Nükleer santrallerin soğutulması için 7 derecelik bir su kaynağının yakınına yerleştirilmesi gerekmektedir. Nükleer santrallerin deniz kıyısına kurulma dışında ise pek bir şansı yok. Mersin kıyılarında 31 derecelere çıkan deniz suyu ile soğutulmaya çalışılacak olan Akkuyu Santrali zaten sıcak olan deniz suyunu çok daha yüksek ısılara taşıyacağı ve bu nedenle çok büyük sorunların yaşanacağını bugünden öngörmek mümkün. Yapılan iklim modellerinin öngördüğü aşırı hava olaylarındaki artış, Fukuşima’yı hatırlamamızı gerektiriyor. Ayrıca yoksul ülkelerin bu teknolojiden yoksun olmaları ise yoksulluklarının çok daha derinleşeceğini gösteriyor. 


Etiketler : Yusuf Gürsucu,