Aldar Xelil:Türkiye Suriye’de yeni hesaplar peşinde

22 Eyl 2021

ENKS ile görüşmelerin 2020 yılının 10’uncu ayından beri durduğunu söyleyen Aldar Xelil, görüşmelerin ENKS’nin Kürtlere karşı faliyet gösteren güçlerle ilişkilerinden dolayı durduğunu söyledi

Bir süredir Türk Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan ile Suriye Ulusal Güvenlik başkanı Ali Memlük’ün Irak’ın başkenti Bağdat’a görüşeceğine dair haberler gündemde.

Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eş Başkanlık Komitesi Üyesi Aldar Xelil, MİT ile Şam arasındaki istihbarat görüşmeleri, suikast saldırılarına ve ENKS’nin faaliyetlerine ilişkin ANHA’nın sorularını yanıtladı.

ENKS ile görüşmelere başlamadıklarını söyleyen Aldar Xelil, görüşmelerin ENKS’nin Kürtlere karşı faliyet gösteren güçlerle ilişkilerinden dolayı durduğunu söyledi. Aldar Xelil görüşmelerin yeniden başlamasının da ENKS’nin bu güçlerle arasına mesafe koymasına bağlı olduğunun altını çizdi.

Aldar Xelil ile ANHA’nın yaptığı röportajın detayları şöyle: 

Bir süredir MİT ile Şam hükümeti arasında görüşmeler yapılıyor. Görüşmelere dair elinize bilgi ulaştı mı? Bu süreçte iki tarafı yan yana getiren konular nelerdir?

Türk devleti Arap Baharı başladığında, özellikle de 2010’dan sonra Şam hükümetinin hakimiyetini kaybettiğine, iktidarda kalamayacağına ve onunla temas kurulamayacağına dair birçok açıklama yaptı. Bu yüzden Suriye muhalefeti içerisinde yer alan kesimleri yanına çekti. İlk sloganları Şam hükümetinin çökmesiydi. Türkiye Suriye’ye çok müdahale etti ve Suriye’nin durumunu daha da kötüleştirdi. Bazı bölgeleri işgal etti. Suriye devrimini başka yönlere çekti. Ancak şimdi Şam hükümeti ile yeniden ilişki kuruyor.

Peki bunu neden yapıyor? Türk devleti Şam’ın uzun süre iktidarda kalacağını ve kendi iktidarını koruyacağını hesaplamamıştı. Türkiye, Suriye’de iktidarın İhvan ve çete grupları gibi kendisine bağlı güçlerin eline geçeceğini sanıyordu. Suriye içinde demokratik projenin gelişeceğini, bu projenin temsilcilerinin tüm engellere rağmen demokratik bir sistem oluşturup, Suriye ve Ortadoğu'ya örnek olabileceğini hesaplamıyordu.

Türk devleti Kuzey ve Doğu Suriye’den Suriye geneline demokratik sistemin yavaş yavaş geliştiğini, dünyaya örnek olduğunu ve istikrarın güvenceye alındığını gördüğünde endişeye kapıldı. Bir yandan kendisine bağlı silahlı gruplar başarısız oldu, diğer yandan Cenevre anlaşmaları bir sonuca ulaşmadı. Suriye anayasasını yeniden yazmak istiyordu, ancak oradan da bir şey elde edemedi. Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerindeki demokratik sisteme saldırdıkça sistem daha çok gelişti. Şimdi de üçüncü seçeneğe yöneldi ve bu amaçla da Şam hükümeti ile yeniden temasa geçti.

Şam Hükümeti ile yeniden temasa geçmenin amacı diyaloğu engellemektir

Şam hükümeti ile ilişki geliştirerek demokratik projenin gelişmesinin önünü almak istiyor. Türk devleti Şam hükümetine “Evet sorunlarımız var. Ancak Demokratik Özerklik, kadın özgürlüğü, Demokratik Ulus projeleri gibi ortak tehlikelerimiz var” diyor. Türk devleti Özerk Yönetim ile görüşme yapmaması için Şam hükümetine baskı kurabilecek bir düzeye geldi. Bakın Erdoğan’a, Şam hükümeti iç sorunlarına ilişkin adım atmak istediğinde veya çözümü kabul etmek istediğinde Hakan Fidan’ı ve başka kişileri Şam’a gönderiyor. Şam’a “Ne yaparsan yap ama onlarla ittifak kurma” diyor. “İttifak kurarsan 2011’deki gibi sana karşı girişimlere başlarım. O zaman nasıl müdahale ettiysek yine ederiz” diyor. Bu şekilde Şam hükümetini tehdit ediyor.

Tehdit etmek için bu süreci seçmesinin nedeni nedir?

2018’de Efrîn’de Rusya ve Türkiye arasında ittifak oluştuğunda Türk devleti Şam, Halep ve hükümeti koruyacağına söz vermişti. Efrîn üzerinden Şam hükümeti ile ittifak kurdular. Şimdi de esasen 2017’de başlayan ve 2018’de ortaya çıkan ittifakı geliştirmek istiyor.

Efrîn’den sonra demokratik sistemin yıkılacağını sanıyorlardı. Çünkü ilk adımlardı, yeni yeni oturtuluyordu ve Efrîn Kuzey ve Doğu Suriye için önemli bir yere sahipti. Sistemin yıkılmadığını görünce saldırılarının yönünü bu sefer Girê Spî ve Serêkaniyê’ye çevirdiler. Onunla da olmadı ve artık ellerinde başka seçenek kalmadı. Bu saldırı ve işgallerle kendisini zor duruma soktu ve zorlanıyor. Ona karşı bir direniş sergileniyor. Türkiye’de ekonomik, siyasi ve toplumsal krizler her geçen gün derinleşiyor. Ayrıca Şam hükümeti ve Rusya ile olan ittifakı tehlikeye düşüyor. Bu nedenle istihbarat ve farklı ilişki tarzlarıyla ve başka konular üzerinden Şam hükümeti ile pazarlık yapmak istiyor.

Şimdi hangi hesaplar yapılıyor?

Şimdi de özellikle Guta, İdlib ve Şam konusunda Şam hükümeti ile pazarlık yapmak istiyor. Şam hükümeti de zaten zayıf ve eli zayıf durumdadır. Türk devleti bu süreci fırsata çevirip Şam hükümetine bazı şeyleri kabul ettirmek istiyor.

Hakan Fidan ve Ali Memlük'ün görüşmesine ilişkin elinizde bilgi var mı?

Toplantıları temel olarak 2017'de başladı. Hatta bazı toplantıları Şam dışında Bağdat’ta gerçekleşiyor. Daha da önemlisi, Türk devleti bir şekilde Şam hükümetiyle ilişki kurmak istiyor, baskı yapıyor Suriye’yi tehdit ederek Suriye’de çözüm olmasını istemiyor.

Neden Bağdat?  Öte yandan bu toplantılarda Şam hükümeti ve MİT'ten başka güçler var mıydı?

Bu Türk devletinin bir planıdır. Türk devleti, demokrasinin, Demokratik Ulus projesinin ve devrimin sahibi Kürt halkına darbe vurmak için komşu devletlerle ittifaklar yapıyor. Suriye'de çabaları bir dereceye geldi. Kürdistan’daki mücadele birbiriyle etkileşim halindedir. Rojava’da yaşananların genel olarak Kürdistan'ı etkilememesi mümkün değildir. Türk devleti Şengal, Mexmur, Medya Savunma Alanlarına yönelik çok sayıda operasyon ve saldırı gerçekleştirdi, ancak istediği sonucu alamadı. Kürdistan dağlarında ne gerillayı ne de Rojava devrimini yok edilebildi. Uluslararası alanda bile birçok ülke, saldırılarını uluslararası alanda haklı çıkarmaya ve Kürt hareketini yenmek için komşu ülkelerle işbirliği yapmaya çalıştı. Eskiden uçaklarla saldırıyordu. Şimdi ise o ülkelere farklı yöntemlerle saldırmak istiyor.

Örneğin Avrupa'daki Kürt devrimciler MİT tarafından şehit edilmiştir. Şu anda Başûr Kurdistan'da Kürt devrimciler sokaklarda katlediliyor, şehit düşürülüyor. Aynı yöntem Rojava’da da uygulanıyor. Bu vahşeti gerçekleştirmek için ittifaklara ihtiyacı var. Daha sonra onlara, ‘Ben sizi zor koşullardan çıkaracağım ama siz de benimle çalışmalısınız' diyor. Örneğin bir süredir Suriye ve Irak’ta suyu kesiyor, halkın yaşamını tehlikeye sokuyor. Krizden sonra Türk devleti Bağdat'a temsilcilerini gönderiyor ve ‘su sorununu çözebiliriz, ama siz de bana yardımcı olacaksınız’ diyor. Baskı kurarak pazarlık yapıyor Irak hükümetinin seçimlere gideceği bu süreçte Irak ile anlaşmalar yapmak istiyor. Siyasetçiler de bu dönemi sakin geçirmek istiyor ki seçimleri kendilerine göre yürütebilsinler. Türk devleti de bu süreçte zor durumdayken ellerinden tutuyor. Aynı zamanda Bağdat'taki toplantı, Bağdat'a kendi şartlarını dayatması ve Kürt Özgürlük Hareketi'ne yönelik saldırılara ortak olmaları için baskı yapmayı amaçlıyor.

Bu toplantıların ardından Türk, Irak ve Suriye devlet istihbarat teşkilatları daha fazla suikast düzenlemeye başladı. En son bu tür olaylar Süleymaniye'de yaşandı. Bu saldırılar ne anlama geliyor ve bu toplantılarda KDP yerini nerede aldı?

Türk devleti çaresiz kaldı. Uçakla, kimyasal silahlarla sivillere karşı vahşet uyguluyor. Ama Özgürlük Hareketi'nin önüne geçemez. Önder Apo’ya tecrit uygulanıyor. Siyasetçilere baskı uyguluyor. Kürdistan’ın her tarafına saldırıyor. Bununla da yetinmiyor, komşu bir ülkede özgürce yaşamak isteyen hiç kimseye yaşama hakkı tanımak istemiyor. Bütün bunlar Erdoğan'ın duyduğu yenilgi korkusunun sonuçlarıdır. Son anketler Erdoğan'ın istifa edeceğini ve sonunun yakın olduğunu gösteriyor. Artık tüm dünyayı karıştırmak için hareket ediyor.

KDP, Türkiye ile birlikte gerillaya karşı savaş halinde

KDP, MİT’e yardım etti. Esasen MİT’in işini kolaylaştıran KDP oldu. Her şeyi onlar hazırladı. Ellerinde bu konuda projeler de vardı. Elbette Irak hükümeti istihbaratıyla da resmi görüşmeler yaptı. Bu çok tehlikeli bir şeydir. KDP, Türk devletiyle beraber gerillaya karşı askeri olarak savaş halindedir. Hatta Rojava adına kurduk dedikleri güçleri dahi savaşa soktular. Rojava’ya bir süredir ekonomik ambargo uygulanıyor, Özerk Yönetim temsilcisi Hewlêr’de hala tutuklu bulunuyor. KDP, Türk devleti ile Körfez ülkeleri gibi bazı devletler arasında ilişkiler kurmaya çalışıyor.

KDP başta Körfez devletleri olmak üzere Türk devleti ile bazı devletler arasında diyalog kurulmasında arabuluculuk yapıyor. KDP artık kendi çıkarlarını korumuyor, Erdoğan hükümetinin ortağı oldu.

Efrîn’de işlenen suçlara karşı ENKS'nin eylem ve açıklamalarıyla halkı Efrîn’e gitmeye çağıran adımlar attı. Öncelikle ENKS'nin bu yaklaşımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz, arka perdesinde kimler var ve hedef nedir?

ENKS'nin bir süredir ittifak üyesi olduğu ve Türk devleti ile ilişki içinde olduğu biliniyor. ENKS, KDP’yle birlikte MİT’le ilişkilidirler. Onlarla ilişki halindedir. ENKS artık Rojavalı Kürtler için bir proje işlevi görmemektedir.

AKP-Erdoğan'ın çıkarlarını korumak için Özerk Yönetim’e saldırmaya, bu projeyi dünyaya olumsuz bir şekilde sunmaya çalışıyor. Başta Kürt halkı olmak üzere bölge halkı arasında özerklik karşıtı propagandayı da teşvik ediyor.

Özellikle Efrîn, Girê Spî ve Serêkaniyê gibi işgal altındaki bölgeler olmak üzere Kuzey ve Doğu Suriye Bölgesi’nde Türk işgalini meşrulaştırma gayreti içindedir. Türk devletini işgalci adlandırmayı asla kabul etmiyorlar. Oysa işgalci Türk devleti topraklarımızı terk etmeli, işgal altındaki alanlar özgürleştirilmelidir. Şimdi ise ‘işgal altındaki toprakları silahlı gruplar yönetiyor, çete değiller, kötü değiller, vahşi değiller’ diyorlar. İşgali bu şekilde tanıtarak, uluslararası düzeyde meşrulaştırmak istiyorlar.

Daha önce, insan hakları örgütleri bir rapor yayınladı. Raporda, Türk devletinin Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî bölgelerinde insan hakları ihlalleri, nüfus yapısı ve göçe neden olma riski altında olduğu belirtildi. Konuyla ilgili soruşturma başlatılması önerildi. Bu şekilde öneriler BM’ye sunulmuştu. Türk devleti bu öneriyi duyduğu an hemen ENKS'yi çağırarak talimat verdi. ENKS’ye ‘gidip hakkımızda yaratılan bu görüşü değiştirmelisiniz’ dedi. ENKS ise plan ve projesini hazırladı. Özellikle Efrîn’e ağırlık vererek ‘Halkın Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî’ye geri dönüşü’ projesini başlattı.

ENKS’in bölgedeki işlevi

Evine dönmek istemeyen kimse var mı? Hepimiz halkımızın evlerine dönmesini istiyoruz. Fakat ENKS, halkın bu isteğini farklı bir biçimde kullanıyor. Burada sorun, işkence ve zulmün olmadığını gösterip halkın evlerine dönmesini istiyorlar. Ben de onlara şunu söylüyorum; eğer gerçekten Kürt halkını düşünüyor ve Rojava halkının toprağına dönmesini istiyorlarsa, neden şimdiye kadar tek bir kez dahi Türkiye, Başûr ve Avrupa’da yaşayan Kürtlerin evlerine dönmelerini istemediler? Neden ısrarla işgal altındaki bölgelerden çıkanların dönmesini istiyorlar? Yani diyorlar ki Özerk Yönetim çatısı altındaki bölgelere değil, işgal altındaki bölgelere gidin. Bu tür yöntemlerle Türk işgalini meşrulaştırmaya çalışıyor. İşgal altındaki bölgelerde zulmün olmadığını söylüyorlar. Peki o zaman ENKS’nin Efrîn’de bürosu neden yok? Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerinde büroları var ve her gün de Özerk Yönetim’e karşı eylemler yapıyor, toplantı düzenliyorlar. Neden Efrîn’de eylem yapmıyorlar? İşgal altındaki bölgeleri koruyup, dışarıya heyet gönderiyorlar ve “gelin yönetimi yıkın bizi de kurtarın” diyorlar. Davasını, toprağını ve halkını düşmana satıyor. Halk ve tarih bunu asla Kabul etmez. Bir buçuk yıldır ittifak kurmaya çalışıyoruz fakat onlar ellerine geçen fırsatları Özerk Yönetim’e karşı kullandı.

Önder Abdullah Öcalan’ın savunmasında 200 yıllık Kürt kapanından bahsettiğini hatırlatalım…

Ortadoğu’da özellikle son 200 yılda ulus devlet sistemi gelişti. Halkları kontrol altına alan sistemler planlarını gerçekleştirmek için bazı kişileri kullandı. Hatta bazıları uluslar adına devlet bile kurdu. Ezilen halklar arasında iki zıt durum ortaya çıkıyor. Kahramanlık ve büyük fedakarlıklar ortaya çıkıyor. Buna karşın ise, kendini satmış birçok kişi ortaya çıkıyor. Şu anda Kürtler arasında büyük kahramanlıklar ortaya çıkıyor ve demokratik devrim gelişiyor. Biz de bütün halkları bir araya getiren devrimin öncüleri olduk fakat kendini düşmana ucuza satan Kürtler de bize karşı ortaya çıkıyor. 

ENKS madem bu kadar Kürtlere hizmet ediyor, bu zamana kadar ne yaptı? Onlara hiçbir şey vermiyor. Efrîn’de onlara bir büro yeri dahi vermediler. Silahlı güçler kurdular ve yıllardır bu güçlerin Rojavayê Kurdistan’ı korumak için kurulduğunu söyleyip duruyorlar. Fakat Türk devletinin isteği doğrultusunda bu silahlı grupları gerillaya karşı savaştırdılar. Bu ayıp değil mi? Geçenlerde bunlardan iki kişi (Roj çeteleri) mayın patlaması sonucu öldü. Orada ne işleri vardı? ENKS bunların çete değil peşmerge olduğunu söyledi ve onlara kutsal isimler taktı. Fakat bunların çete olduğu ve gerillaya karşı savaştığı ortaya çıktı.

ENKS siyasi, diplomatik ve toplumsal alanda bize karşı çalışıyor, düşmanla ittifak yapıyor. Son zamanlarda onlardan birkaç genci gerillaya karşı savaşması için gönderdiler. Fakat yine de kendilerini Kürt olarak adlandırıp, Kürtlüğün temsilcisi olarak gösteriyorlar. Bu ikiyüzlülüktür ve kabul edilemez. Halkımızda bunu biliyor, fakat bunu açığa çıkarmalı ve buna dur demeliyiz. Halkımız her şeyden önce kazanımlarına sahip çıkmalı. Çünkü onların savunulması oldukça önemlidir. Herkes ENKS’ye dur demekle sorumludur.

ENKS ile görüşmeleriniz var mı?

Görüşmelerimiz 2020 yılının 10’uncu ayından beri durdu. Bu zamana kadar da herhangi bir görüşme olmadı. Hem QSD hem de ABD garantörlüğünde ENKS ile görüşmelerimiz oldu. Onlar da “Acaba ne olacak” diye sordu, fakat ENKS ile doğrudan bir görüşmemiz olmadı.

İleride yapılacak görüşmeler hangi temel ve kilit noktalar üzerinde gerçekleşecek?

ENKS’nin her şeyden önce düşmanlık çizgisini bırakması lazım. Şimdi gidip düşmanla bir olursa nasıl ittifak kuracağız? Yani ya biz düşmanın tarafına geçeceğiz ya da onlar düşmanın elini bırakacak. Özerk Yönetim’e karşı devletlerle görüşmeler yapan bir komiteleri ve halk arasında anti propaganda yapan partileri var. Bazı büroları var burada, fitne çıkarıyorlar. Düşmana hizmet ediyorlar. Özerk Yönetim sistemini kabul etmiyorlar ve “yönetimin yarısını bize vermenizi istiyoruz” diyorlar. Kabul edilemeyecek bir şeyi nasıl talepte bulunur? Bu bağlamda ENKS’nin kendini gözden geçirmesi ve kısacası düşmanlık çizgisini bırakması lazım.

ABD, Rusya, Türkiye, MSD ve Şam hükümeti görüş trafiğinde. Nasıl bir diyalog süreci başlayacak ve bunun bölgeye etkisi nasıl olacak?

Suriye krizi on yıldır bitmedi ve bir çözüme ulaşmadı. Bu süreç daha da uzayacak gibi görünüyor.  Fakat bu dosyaya dâhil olan bütün ülkeler kendi çıkarlarını korumak ve sonucu kendine doğru çekmek istiyor. Bazıları Cenevre konusunu yeniden tartışmak ve diyaloğu canlandırmak istiyor. Herkes diyalogdan önce sahada elini güçlendirmek istiyor. Bizim için önemli olan nokta ise devrimimizi nasıl koruyacağımız, sorumluklarımız neler, örgütlülüğümüzü nasıl güçlendireceğiz ve saldırılara karşı nasıl savunma yapacağız. Daha da önemli olan Suriye halkının kendisi için ne dediğidir. Diplomasi çalışmaları bizim bölgelerimizde de devam ediyor. Bu da devrim çalışmalarının bir kısmı. Rusya, ABD, Avrupa ve bazı Arap ülkelerinde çeşitli çalışmalar yürütülüyor ve doğal bir şey.

HABER MERKEZİ


Etiketler : MİT, ENKS, Kuzey ve Doğu Suriye, Aldar Xelil,