AKP gidince ne değişecek?

18 May 2021

Mesele sadece iktidarın değişmesi değil. Asıl mesele sonrası nasıl olacak. HDP’nin önünde tarihi fırsat var. Ancak ittifak geliştirirken akrebin suyun ortasında kurbağayı soktuğu gerçeğini unutmamalı
 

Mücahit Akgün



Son zamanlarda araştırma şirketleri anket üzerine anket hazırlıyorlar. Hükümete yakın olanlardan tutun da muhalif olanlara kadar hemen hemen tümü iktidar bloğu AKP-MHP’nin oylarının düşüşte olduğunu gösteriyor. Anketler açıklanınca muhalifleri bir heyecan sarıyor. Heyecan duymak tabi en doğal haktır. O kadar bıktırıcı bir hal aldı ki gidişinin arkasından davul-zurna çalıp kırk gün kırk gece halaylar çekilse yine de insanın gönlü hoş olmaz. Yazarından tutun sinemacısına kadar, müzisyeninden tutun akademisyenine kadar herkes iktidar bloğunun çözülüşün an meselesi olduğun tartışıyor. Fakat tartışmaların çoğuna bakıldığında sanki gerçekten demokratik bir seçim olacakmış da AKP de sandıkta yenilince ‘arkadaşlar benden buraya kadar, bundan sonrası size emanet' diyecekmiş gibi bir hava var. Gerçeklikten uzak, hala iktidarın hakikatini görmeyen bu değerlendirmeler AKP-MHP’nin de aslında gücünü nereden aldığını daha iyi açıklıyor.



Muhalefetin çözümü ne?

AKP-MHP bloğunun öyle kolayca iktidardan el-etek çekmeyeceğini sağır sultan da biliyor. Velev ki iktidardan çekildi. Seçim gelmeden de hadi diyelim Erdoğan çıkıp dese ki ‘ben bırakıyorum, bundan sonra aday da olmayacağım’ ne olacak? Muhalefet böyle bir senaryoya ne kadar hazır? Ya da Erdoğan bıraktıktan sonra bu kadar sorun kendiliğinden çözülecek mi? Çözüm nasıl olacak? Kim bu sorunların çözümüne ne kadar hazırlıklı? Gerçek sorunlar nelerdir ve çözüm yolları nelerdir? Bunu nasıl yapacak muhalefet?

31 Mart yerel seçimlerinde ve iptal edilen İstanbul seçimlerinde muhalefet birlikte iktidar bloğuna karşı durarak iyi bir sonuç aldı. Ancak bu sonuç muhalafeti sonrasında adım atma noktasına götüremedi. Çünkü ortada olan biraz da karşıtlık siyasetiydi. Tepki siyaseti iktidara birçok şey kaybettirdi ve bundan sonra da kaybetme imkanı vardır. Ancak şöyle bir durum ortaya çıkıyor: iktidara kaybettirmek kime nasıl kazandırıyor? Ya da şöyle soralım bu iktidara kaybettirmek yeterli midir? Yeterli olmadığı muhalefetin mevcut tutumuyla kendini gün gibi ortaya çıkıyor. Çünkü hiçbiri de ülkenin gerçek sorunuyla yüzleşmeye hazır değil. Sorunun farkında olanlar da aynı muhalif çevreler tarafından dışlanıyor adeta tüm sorunların odak noktası olarak görülüyor. CHP, ne sağı ne solu küstürmeyeyim tavrıyla utangaçça bir söylemle siyaset yapıyor, İYİP MHP’yi aratmayacak faşistlikte sorunu ‘insancıl’ bir söylemle geçiştirme derdinde. Zaten DEVA ve GELECEK henüz iktidarla gerçek hesaplaşma içine girmiş değiller. Geriye HDP kalıyor. HDP de sorunun farkında, mevcut muhalefetin bu tutumla yol alamayacağını da biliyor. Fakat muhalefeti duyarlı hale getirme istemiyle arayış içine giriyor. Son olarak bunun sonuç alınamayacağını da görünce 3. yol siyasetine daha çok sarılmaya ve dillendirmeye başladı. 3. yol siyaseti bugün icat edilen bir şey değil. Her sıkıştığında ‘alternatifsiz değiliz, üçüncü bir seçeneğimiz var’ demek de siyasi çaresizliğin ve karşıt siyasetin çıkmazına sürüklenmenin sonucudur. Bu noktada sürecin aktörlerini kendi gerçekliklerine göre değerlendirmek ve cesur tavır sahibi olmak önemlidir. İktidar olma ve ülkeyi yönetmeye talip olan hiçbir partinin önünde sadece bir seçenek yoktur, olmamalıdır. Sadece iki de değil üç, dört seçeneği olmalıdır. Ama bu seçenekler başkasının kuyruğuna takılmak biçiminde değil, inşa edici öncülük rolü oynayabilecek tarzda olmalıdır. Yoksa sadece seçenekleri denemiş olmaktan öteye gidemez.

Millet İttifakı ne yapacak?

Tekrar sorumuza dönersek AKP gidince ne olacak? Şu anda iktidara aday iki partinin ittifakı CHP-İYİP seçimi önde kazanma olasılığı var. Bu iki partinin bir diğer ittifakı da Saadet Partisi'dir. Ama mevcut durumda çok etkili olacağı söylenemez. Genelde durum Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı'nın bir pata durumunu gösteriyor. Geriye kilit konumda olan HDP kalıyor. Cumhur İttifakı'nın pratiği zaten biliniyor. Her şey ortadadır. Ama merak edilen Millet İttifakı'nın ne yapacağıdır. Kısaca Millet İttifakının üyelerini kısaca değerlendirirsek:

CHP, cumhuriyetin kurucu partisi olarak kısa aralıklarla kesintiye uğrasa da günümüze kadar gelen en eski parti olduğu söylenebilir. CHP, içerisinde sosyal demokratların, Kemalistlerin, ulusalcıların olduğu bir partidir. Her ne kadar zaman zaman demokratik kimi çıkışlarla öne çıksa da halen cumhuriyetin kurucuları İttihat ve Terakki refleksiyle hareket ettiği ortadadır. Cumhuriyetin yaşadığı tüm yapısal sorunlarda CHP en büyük pay sahibidir. Ne var ki aradan yüzyıl geçmesine rağmen halen aynı reflekslerle hareket ediyor. AKP-MHP nasıl ki bugün varlık gerekçelerini Kürt halkının varlığına karşı verdiği savaşa dayandırıyorsa CHP de yüzyıl öncesinde aynı gerekçeler üzerinde kendini var kıldı. Dış güçlerden her türlü yardımı alan kendisi olmasına rağmen Kürt halkını ve hak talebinde bulunan diğer dini ve etnik halkları dış güçlerin kışkırtması diyerek kendi politikalarını zor ve kan ile hayata geçirmiştir. Şimdi Ermeni ve Dersim katliamı gerçeğine karşı verdiği reflekslere bakıldığında hiç de olumlu bir gelişme olmadığını görüyoruz. Halen elitist, çıkarcı ve oportünist bir siyaset yürütüyor. Cumhuriyet dönemin de bir yandan laikliği savunup diğer taraftan ‘din elden gidiyor’ propagandasıyla itirazlara karşı halkın dini duygularını kullanmaktan geri kalmıyor. Bugün de AKP’ye karşı mahçup duruma düşmemek için inanmadığı halde kimi söylemler geliştiriyor. Ama sebep olduğu sorunlarla gerçek yüzleşme gibi bir niyeti de amacı da yoktur.

CHP ve savaş politikası

Aslında AKP’nin halklara karşı yürüttüğü kirli savaş politikalarını içten içe seviniyor. Savaş tezkerelerine evet deyip savaşa karşıtıymış gibi görünmesi gerçek CHP kimliğidir. CHP’nin derdi aslında demokratik bir cumhuriyet geliştirmek değil iktidarın nimetlerinden faydalanmaktır. Halen nasıl bir anlayışla ülkeyi yöneteceğini net olarak açıklamaması da bunun göstergesidir. Gerçekten iktidara gelmek isteyip istemediği de kuşkuludur. Bir yandan iktidar olmak istiyor, bir yandan da inkar ve imhaya dayalı politikayla ülkeyi yönetmenin zorluklarını görüyor. Onu için arada kalma durumu var. Zihniyet, farklılıkları kabul etme temelinde demokratik olmayınca politika da demokratik olmuyor. CHP’nin iktidarı hedef aldığı konu ekonomik konulardır. Oysa ki Kürt halkına karşı verilen savaşın ekonomiyi nasıl felakete sürüklediğine dair tek kelimesi yoktur. Demek ki bu savaşı doğru görüyor ve yarın iktidara geldiğinde kendisi de bu savaş politikalarını sürdürecektir. Zaten AKP iktidarının şu anda yürüttüğü kirli ve özel savaşın babası CHP’dir. ‘Devleti herkesten daha çok korurum’ zihniyetine sahip bir CHP’nin ne kadar demokratik olacağını onun tarihini inceleyerek görmek mümkündür.

İYİP'in yumuşak faşizmi

Diğer bir parti de İYİP’tir. İYİP Meral Akşener tarafından MHP’ye karşı kurulmuş bir partidir. MHP’nin yürüttüğü faşist ve milliyetçi politikaları yetersiz görüp, daha fazla milliyetçi olma iddiasıyla bu partiyi kurmuştur. Yani MHP ile milliyetçilik ve faşizm yarışına giren bir parti.  Herkesi ‘Türk’ yapmaya çalışan ve bu konuda Enver Paşa'nın Turan hayalini gerçekleştirmeye kendini adamış bir zihniyet. Meral Akşener İçişleri Bakanı olduğu dönemde binlerce faili meçhul cinayet işlendi. Kendisi Tansu Çiller’in küçük ortağıydı. Şimdi ‘kuzu postuna giren kurt’ misali yumuşak söylemlerle kendini şirin göstermeye çalışarak oy istiyor. Bu konuda başarılı olduğu söylenebilir. İYİP bir kadro partisi olmaktan çok Meral Akşener’in liderliğinde siyaset yapan bir partidir. Yani bugün Meral Akşener başkanlığı bıraksa bir gün bile ayakta durma şansı düşük olan bir parti. Zaman zaman katılımların olduğu zaman zaman da kopmaların olduğu bir parti. Hepsini bir arada tutan şey özellikle Kürt halkına karşı benimsedikleri faşist duygulardır. Ne toplumsal ekonomik bir stratejileri ne demokratik bir programları yoktur.

Deva ve Gelecek

İktidara karşı oluşan bloğun zihniyet olarak AKP-MHP iktidarını aratmayacak bir karakterde olduğu ortadadır. DEVA ve GELECEK partisi yeni kuruldular. Program olarak bu iki partinin (CHP beyaz faşizm, İYİP kara faşizm) aksi yönde hareket ettiklerini söyleseler de halen kendi renklerini tam olarak ortaya koymuş değiller. Ama her iki partinin kurucularının yıllarca AKP’de yöneticilik yapıp onu hem dünya kamuoyu hem de Türkiye toplumu nezdinde meşru kılan kişiler olduklarını unutmamak gerekir. Halen net olarak AKP’nin kirli ve özel savaş suçlarını dile getirmiş değiller. Klasik sağ-muhafazakar (AKP’nin ilk kuruluş ilkelerini esas alan ) politika yürütüyorlar.

İran ve Türkiye benzerliği

Yani AKP gidince ne olacak sorusu aslında bu partilerin karakterinde cevabını buluyor. Bu durumda alternatif olarak üçüncü yolu geliştirmek sadece bir seçenek değil aynı zamanda bir zorunluluktur. HDP’nin öncülük ettiği 3. yol tüm bu gerçekleri bilerek hareket etmezse değişen sadece iktidarın ismi ve rengi olur. Böylesi durumların nasıl sonuçlandığını gösteren çokça örnek vardır. 1979 İran devriminde aslında devrimin tüm yükünü sırtlayacanlar Kürtler, komünistler ve sosyalistlerdi. Ama Humeyni kurnaz davranarak başta bu güçlerle hareket etti, şah devrilince de iktidara gelip diğer tüm kesimleri tasfiye etti. İsim olarak cumhuriyet olan İran totaliter-monarşik bir sulta zihniyetiyle yönetiyor. Türkiye cumhuriyeti de kuruluşunda ulusal kurtuluş savaşında yer alan Kürtleri, dindarları ve sosyalistleri tasfiye ederek inşa edildi. Aslında CHP zihniyetinin cumhuriyeti kurarken sahip olduğu zihniyet ile Humeyni’nin şahı devirdikten sonra cumhuriyeti kurduğu zihniyet aynıdır. Biri laik zihniyetle yapıyor diğeri dini zihniyetle yapıyor. Her ikisi de inkar ve imha üzerine devlet geliştiriyorlar. Yani şimdi Türkiye’de de benzer bir durum var. AKP-MHP iktidarına karşı geniş bir cephe oluşmuş durumda. Ve artık ülkeyi yönetemedikleri ortadadır. Çetevari-keyfi bir yönetim var. Birbirlerinin ayağını kaydırmakla meşgul olan bir parti yönetimi ortada duruyor.

Mesele sadece iktidarın devrilmesi veya kendiliğinden değişmesi değildir. Asıl mesele sonrası nasıl olacak. Bu konuda HDP’nin önünde tarihi bir fırsat var. Bu fırsat zorlu olduğu kadar büyüktür. Olabilecek en büyük ittifakı geliştirmenin yol ve yöntemlerini bulmak ve geliştirmek durumundadır. Mevcut muhalefet partileriyle de ittifak geliştirebilir. Ancak ittifak geliştirirken akrebin suyun ortasında kurbağayı soktuğu gerçeğini de unutmamalıdır. Önlemini alarak ve olabileceklere karşı farklı seçeneklere sahip olarak suyu geçmeye başlamalıdır. 

 


Etiketler : mücahit akgün,