Akdeniz’de deniz sıcaklığı alarm veriyor: Ülkeler petrol kuyusu arayışında

24 Haz 2021

Akdeniz için hazırlanan bir raporda denizde ısınmanın giderek arttığı belirtiliyor. Ancak Akdeniz’i asıl tehdit eden gaz ve petrol sondajları görmezden gelinirken, asıl tehlikenin gaz ve petrol kuyuları olacağını açıkça görmek mümkün

Yusuf Gürsucu / İstanbul

Dünya üzerinde yaşanan küresel ekolojik kriz ve buna bağlı gelişen küresel ısınma yaşamı hem denizler de hem de karasal alanlarda yavaş yavaş yok ederken, günümüzde dizginlenemez boyutta ve hızla yaşama zarar vermeye başladı. Marmara Denizi’nde ortaya çıkan ve Ege ile Karadeniz’e yayılma gösteren müsilaj bir felaketin arefesinde olduğumuza işaret ederken, Akdeniz’de aynı hızla değişime uğruyor. Hazırlanan bir rapora göre iklim değişikliğinin etkileriyle sıcaklıkların küresel ortalamadan yüzde 20 daha hızlı arttığı Akdeniz, dünyanın en hızlı ısınan ve en tuzlu denizi haline geldiği belirtiliyor. Süren gaz ve petrol sondajlarıyla birlikte Akdeniz adeta katlediliyor.

İnsan mı? kapitalizm mi?

WWF’in yayınladığı rapor önemli tespitleri ortaya koyarken kullandığı dil ise kapitalizmin yıkıcı yüzünü maskeleme gayreti içerdiği görülüyor. “Artan sıcaklıklar halihazırda yoğun insan etkisine maruz kalmış denizel kaynakları tükenme noktasına getirerek havza genelinde gözle görülür, vahim sonuçlar doğuruyor” vurgusunda ‘insan etkinlikleri’ vurgusu yaşananların doğal bir süreç olmadığına işaret etmek için kullanılırken, dünyada yaşanan ekolojik kirizin müsebbipi olan kapitalizm görünmez kılınıyor. Yayınlanan raporu kapitalizmin yarattığı kirliliğe vurgu yaparak genişletmeye çalışacağız.

Düzelebileceği iddiaları

WWF, ‘İklim Değişikliğinin Akdenizdeki Etkileri Raporu’ ile aşırı avlanma, kirlilik, kıyılarda yapılaşma ve deniz taşımacılığı gibi Akdeniz’in ekolojik gücünü önemli ölçüde azaltan ‘insan’ baskısı ile iklim değişikliğinin etkileri arasındaki tehlikeli ilişkiye dikkat çekiyor. Çalışmada sera gazı emisyonlarının etkilerini azaltmak ve ısınan deniz gerçeğine uyum sağlamak için acilen alınması gereken önlemlere yer veriliyor. 2030'a kadar Akdeniz'in yüzde 30'unun etkin bir şekilde korunması çağrısında bulunurken, Akdeniz'in önemli bölgelerinde korumayı artırmak suretiyle deniz habitatlarının toparlanabileceğini, önemli balık stoklarının yeniden canlanabileceğini ve iklim değişikliğinin etkileriyle en iyi şekilde baş edilebileceği iddiasında bulunuyor. Ancak bu düzelmenin D.Akdeniz’de yoğunlaşan gaz ve petrol sondajlarıyla bağı kurulmadanm iddia etmek bir anlam içermiyor.

İklimin Akdeniz’e olan etkileri

Hazırlanan raporda, iklimin etkileri şöye özetlenmiş; “Denizin tropikalleşmesi ve artan sıcaklıklar nedeniyle yerel türlerin yerinden edilmesi veya yok olması. 126’sı balık türü olmak üzere yaklaşık 1000 yeni istilacı tür Akdeniz’e giriş yaptı ve bazı bölgelerde yerel türlerin popülasyonlarında yüzde 40’a varan azalmaya neden oldu. Havza içinde de balık türleri güneydeki Afrika kıyılarından, ısınan kuzey sularına doğru hareket ediyor. Denizanalarının sayısındaki artış  aşırı avlanma baskısıyla doğal avcıların çoğunun yok olduğu havza genelinde besin zincirlerini olumsuz etkiliyor. Güney sularında denizanası istilaları artık her yıl meydana geliyor ve daha uzun sürüyor. Denizanaları balık larvalarını avlayıp diğer ticari türler ile besin yarışına girerken, bugün artık balıkçılar bazı bölgelerde balıktan çok denizanası yakalıyor.”

Toplu ölümler yaşanıyor

Raporuh devamında ise “Posidonia çayırları ısınan sular ve yükselen deniz seviyesi tehdidiyle karşı karşıya. Bu durum biyoçeşitliliği ve mavi karbonu da son derece olumsuz etkiliyor. Posidonia çayırları Akdeniz ülkelerinin neden olduğu CO2 emisyonlarının yüzde 11 ila yüzde 42’sini depoluyor. Gorgonların yüzde 30’u, 2018’de İtalya’da meydana gelen tek bir fırtınada yok oldu. Akdeniz ekosistemlerinde bugüne kadar önemli işlevler üstlenen görkemli mercan türleri aşırı hava olayları nedeniyle yok oluyor. Pinna nobilis türü midye popülasyonlarının yüzde 80 ila yüzde 100’ü kısa süre önce İspanya, İtalya ve Akdeniz’in diğer bölgelerinde görülen toplu ölümler sonucu yok oldu. Akdeniz’deki en büyük endemik çift kabuklu türü olan Pinna nobilis, 146 farklı tür için habitat oluşturabiliyor. Bu ölümlere sebep olan patojenin yayılmasına ısınmanın ve tuzluluk seviyesindeki artışın neden olduğu düşünülüyor” ifadeleriyle rapor sonlanıyor.

Marmara’da müsilaj!

Bilim insanları, Marmara’da ortaya çıkan müsilaj kirliliğin yarattığı bir sonuç olarak değerlendirilerken, küresel ısınmanın etkisinin 1-1,5 derece civarında olduğunu ancak Marmara’nın 3,5-4 derece civarında ısınmış olmasının nedenini denizde yaşanan kirlilik ve buna bağlı gelişen su bulanıklığı sonucunda güneş ışınlarının emiliminden kaynaklandığını belirtiyorlar. Bir diğer gerçek ise deniz çevresinde kurulmuş olan termik santraller ve sanayi tesislerinin kirli ve sıcak sularının Marmara’ya salınıyor olması deniz sıcaklığının artmasındaki başlıca nedenlerdir. Zaten kirletilmiş olan Marmara Denizi’nin ısınması birçok bakterinin artmasına yol açarak müsilaj olayını ortaya çıkarıyor. Elbette sorun bununla sınırlıda değil. Tekirdağ açıklarında yapılan deniz içi sondajların yarattığı kirlilik tartışmalar içinde yer bulamazken, Akdeniz sularında yaşanan ısınmanın Doğu Akdeniz’de yoğunlaşan doğalgaz-petrol sondajlarıyla birlikte çok hızla ısınacağı bekleniyor.

Sismik arama canlıları hasta ediyor

Petrol ve gaz operasyonlarının çevresel etkileri, çeşitli ekolojik parametreleri (biyolojik çeşitlilik, biyokütle, üreme vb.) değiştirerek türlere, popülasyonlara, canlı topluluklarına ve ekosistemlere ciddi boyutalarda zararlar vermektedir. Henüz keşif aşamasında yapılan sismik araştımaların etkileri ise, dolaylı (ses ve trafik) ve doğrudan fiziksel (ankraj zincirleri, sondaj kuyuları ve sondaj sıvıları) bozulmalardan kaynaklanmaktadır. Sismik araştırmalar sırasında üretilen ses seviyeleri, araştırma gemilerinden yaklaşık 4000 km uzaklığa kadar ulaştığı tespit edilmiştir. Bu ses dalgaları deniz memelilerinde, davranış bozukluğunu (beslenme, üreme, dinlenme, göç), fizyolojik stresin yanı sıra geçici veya kalıcı işitme hasarı dahil olmak üzere fiziksel yaralanmayı içerir. Sismik darbelere maruz kalan tarak larvalarında önemli gelişim gecikmeleri ve vücut kusurları kaydedilmiştir.

Yeraltından alınan sıvı denize bırakılıyor

Sondaj işlemi, çimento, sıvılar (sondaj çamuru), üretilen su ve zararlı ekolojik etkilere neden olabilecek diğer kimyasallar dahil olmak üzere ortaya çıkan atıklar bulunduğu bölgeyi yaşamsal düzeyde etkiler. Petrol ve doğalgaz kazanımı sırasında rezervuara enjekte edilmiş olan deniz suyu ile birlikte çözünmüş inorganik tuzlar, çözünmüş ve dağılmış hidrokarbonlar, çözünmüş mineraller, ağır metaller, radyoaktif maddeler, üretim kimyasalları ortaya çıkan atıkların başlıcalarıdır. Petrol ve gaz çıkarma faaliyetlerinden kaynaklanan önemli bir kirletici kaynağı olarak üretilen su, deşarj edilmeden önce tipik olarak katı düzenlemelere uygun olarak arıtıması gerekir ki, böyle bir uygulama ne Karadeniz’de yapılan sondajlarda ne de diğer alanlarda gözetilmemektedir.

Akdeniz için ciddi tehdit

Akdeniz bölgesinin küresel iklim değişikliğine karşı yerkürenin en hassas bölgelerinden birisi olduğu unutturulmak isteniyor. Akdeniz’de yaklaşık 350 endemik deniz canlı türü olduğu ve yüzde 28’lik endemizm (yerel, yalnızca o yere ait olan tür) oranıyla küresel biyolojik çeşitlilik içinde en sıcak noktalardan biri olduğu raporlarda yer alıyor. Yarı kapalı bir deniz olan Akdeniz’de suyun yenilenme süresi 80 yıl ve bu durum bölgenin yağma ile kuşatma altına sokularak yok edileceğine işaret ediyor. 2010 yılında yaşananların bir benzerinin tekrarlanması halinde Akdeniz ekosistemi, tamamen yok olma tehlikesi altına sokuluyor.

Meksika Körfezi’nde sızıntı

Tarihin en büyük petrol kazası ise 2010 yılında Meksika Körfezi’nde gerçekleşen Deepwater Horizon Petrol Sızıntısı’dır. BP’ye ait kuyuda sızıntı sonucunda ilk aşamada 11 kişi ölmüş, birçok kişi yaralanmıştı. Çıkan yangın 36 saat sonra söndürülebildi. Kuyu kapatılana kadar çevreye yaklaşık 4,9 milyon varil petrol yayıldı. Kazanın olduğu bölge doğal ekolojik alanı olan, koruma altındaki Kemp’s Ridley kamplumbağalarının kitleler halinde öldüğü ve kazanın olduğu günden bugüne birçok deniz canlısının çoğalamadığı araştırmacılar tarafından tespit edilmiştir. Kazanın etkisi Meksika Körfezi’yle sınırlı kalmamış, Louisiana ve Mississipi Deltası’nda da balıkçılık ve turizm büyük ölçüde etkilenmiştir.

Akdeniz kirlenirse ..!

24 Mart 1989 tarihinde Exxon Valdez adındaki süpertankerin Alaska’nın Prens Willian Gacud bölgesinde Bligh Reef kayalıklarına çarpmasıdır. Kaza sonucu denize 140.000 varil petrol akmış ve suları temizlemek için aradan geçen 25 yıla karşın tam olarak arındırılması ve ekosistemin eski haline dönmesi mümkün olmamıştır. Açık deniz ve kara petrol sızıntıları arasındaki en büyük fark, suyun petrolü uzaklara yayma potansiyelidir. Bu durum, Doğu Akdeniz'de olası bir sızıntı sonucuda akıntıların Ege, Marmara ve Karadeniz’e kadar taşınabileceği anlamına gelmektedir. Akdeniz’in yaşamsal boyutlarda kirlenmesine yol açacak olan sondajlar sonrası artacak olan üretimler, okyanuslardan sonra derinlik bakımından okyanuslarla benzerlik taşıyan Akdeniz’i ve dolayısıyla deniz içind eve çevresinde yaşayan milyonlarca canlı için bir felaket anlamına gelecektir.

 


Etiketler : Yusuf Gürsucu, Petrol, Akdeniz, Petrol bölgesi,