Türkiye'nin Afganistan'daki yeni rolü üzerine

02 Tem 2021

Türk medyasının bazı yayın organlarına bakılırsa, Ankara'nın Afganistan'daki bağımsızlık oyunundan "Erdoğan'ın hedeflerine" (siyasal İslam, Pan-Türkizm, neo-Osmanlıcılık) dayanarak bahsedebiliriz.

Dimitriy Nefedev* 

21 Haziran'da, Afganistan'ın kuzeyindeki Belh kentinin Taliban militanları tarafından ele geçirildiği öğrenildi. Kabil hükümetinin amansız muhalifleri stratejik olarak önemli bir otoyolu kesmeyi başardılar ve şimdi Özbekistan sınırlarından çok uzakta olmayan eyalet başkenti Mezar-ı Şerif'e yakınlar.

Taliban ayrıca Tacikistan sınırındaki Farah, Faryab, Takhar ve Kunduz illerinde çok sayıda yerleşim birimini ele geçirerek birçok ganimet elde etti. Daha önce Baglan'ı işgal ettiler ve daha yakın zamanda ülkenin kuzeyini ve güneyini birbirine bağlayan Salang Geçidi üzerinden otoyolu kontrollerine aldılar.

Sadece geçen ay Taliban 387 ilçeden yaklaşık 40'ını ele geçirdi, 116 ilçede daha çatışmalar devam ediyor. Afgan hükümet birimleri, Mazar-ı Şerif'i korumak için acele ediyorlar, ancak sürekli yenilgileri şehri hayalet gibi tutma şansını artırıyor. Farklı illerden, Kabil rejiminin askeri personelinin genellikle ağır teçhizatla birlikte düşman kampına geçişleri hakkında raporlar geliyor.

Ankara başka nerede yeni bir “Türk yurdu” kurmak istiyor?

Belh Eyaleti onlarca yıldır bir zamanlar en ünlü ve etkili Afgan politikacılarından biri olan ve uzun zamandır Türkiye’de yaşayan yerel Özbeklerin askeri lideri Abdurraşid Dostum'un beyliği olarak hem Türkiye’de hem de Özbekistan'da kabul edildi. Ve bir dizi rapor, Pentagon'un Afganistan'a bitişik ülkelerin topraklarına "sıçrama alanları" aradığını gösteriyor.

Taliban'ın büyük askeri başarıları, Kalıcı Özgürlük Operasyonunun (ABD’nin Afganistan’daki operasyonu) Eylül ayına kadar sona erecek olması "Türkiye'nin yeni rolü" konusundaki yoğun tartışmalarla aynı zamana denk geldi. 11 Eylül'e kadar, kalan birkaç bin ABD askeri ve yaklaşık 7.000 "müttefik"  güçleri Afganistan'ı kalıcı olarak terk edecek ve 20 yıllık askeri varlığı sona erdirecek. Ve bundan sonra, denize kıyısı olmayan dağlar ve çöller ülkesinin sonunda kaosa gireceğine inanmak için yeterli sebepler var.

Afganistan'ın ana gündem maddelerinden biri olduğu son NATO zirvesinde, Kabil Uluslararası Havalimanı'nın Türk ordusunun sorumluluk alanına taşınmasının olası olduğu ortaya çıktı.

Biden ile görüşmesinin ardından bu fikri geliştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pakistan ve Macaristan'ın katılımıyla uygun bir operasyon yürütmeyi önerdi. Belki de Budapeşte'nin Türk misyonunun kanatları altında askerlerini Afganistan'a göndermeye hazır olması, Orban hükümetini Avrupa değerlerini ihmal ettiği için sert bir şekilde eleştiren NATO ortaklarını yatıştırma girişimidir.

Muhtemelen aynı düşünceler, en azından kısmen, Türk liderine de yön veriyor. Bu düşüncelerin bazıları, yalnızca Orta Asya veya Kafkasya'yı değil (Türk liderin Şuşa'ya şarkı ve danslarla yaptığı son ziyaretin de gösterdiği gibi) Sovyet sonrası ülkeleri doğrudan etkiliyor. Türk medyasının bazı yayın organlarına bakılırsa, Ankara'nın Afganistan'daki bağımsızlık oyunundan "Erdoğan'ın hedeflerine" (siyasal İslam, Pan-Türkizm, neo-Osmanlıcılık) dayanarak bahsedebiliriz.

Afganistan'daki Türk azınlıkların (Özbekler, Türkmenler, Aymaklar, Kırgızlar, kısmen Sincan'dan gelen Uygurlar ve Kazaklar) tüm temsilcileri Ankara tarafından siyasi tercih olarak “Türk” kabul edilir. Ama aynı zamanda yaklaşık 7,5 milyon Türk kökenli olarak kabul edilen aşiretlerin Taliban'ın bir parçası olduğu ya da Taliban'ın destekçisi olduğu gerçeği de var. Bu durumda Hazarları da unutmamak gerek (Geleneksel olarak Şii, Bamiyan eyaletindeki Türk-Moğol kökenliler). Toplamda "Türk kökenli olarak kabul edilen aşiretlerin" Afgan nüfusunun yüzde 27'sini oluşturduğu iddia ediliyor (bu 40 milyondan 11 milyona denk geliyor)

Badahşan, Tahar, Kunduz, Balh, Jauzcan, Faryab, Badgis, Gerat, Gor, Sari pul ve Samangah “Türk” nufusun yoğun olduğu “yurtlar”dır 

Türk liderlerinin Taliban'a yardımı ve Doğu Türkistan İslam Partisi

Afganistan'ın kuzeyindeki yerel “Türk asıllı liderlerin” (Özbekler ve Türkmenler), 1990'ların sonlarında Türk kabilelerinin yerleşim alanlarının tamamen Taliban'ın kontrolüne girmesinde büyük rolü olduğu vurgulanıyor. 2001-2021 dönemine özellikle dikkat edilirse (Amerikan Afganistan'da bulunduğu dönem), bu yıllara yerel Türk liderlerinin yardımıyla Taliban'ın "yeniden örgütlenmesi" damga vurmuştur.

Doğu Türkistan İslam Partisi'nin militanları artık Taliban hareketine dahil oldular. Afganistan'daki mevcut süreci anlamak açısından, geleneksel “Taliban'ın tamamen Peştun hareketi olarak değerlendirilmesi ve Peştun hakimiyeti fikrini taşıdıkları” varsayımının gerçeklikten uzak olduğunu kabul etmek gerekir.

Tüm bunların, Türkiye'nin Afganistan'daki “yeri tutulamazlığını” kanıtlamak için Washington ile müzakerelerde bir pazarlık kozu olarak kullanıldığını düşünülüyor. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Antalya'da düzenlediği "diplomatik konferans" sırasında ülkesinin karşı karşıya olduğu bazı engellerden yakındı. Ve Antalya'daki konferansta hazır bulunan Afganistan Dışişleri Bakanı Mohammad Hanif Atmar, Ankara'nın havalimanı güvenliğini sağlama fikrini desteklese de Kabil, Pakistan'ın bu konuda olası bir rolünü reddediyor. 

Uyuşturucu kaçakçılığı ve konferans

ABD Başkanı'nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan'ın son açıklamalarına bakılırsa konunun teknik boyutu da tartışılıyor. Ankara, misyonu finanse etmenin yanı sıra, NATO müttefiklerinden insansız hava araçları ve askeri teçhizatın konuşlandırılması da dahil olmak üzere bir dizi lojistik destek talep ediyor.

Türkiye'nin Afganistan'daki yeni rolü, yalnızca ülkenin önemli bir uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı kaynağı olan ana hava limanı üzerinde kontrol ile ilgili değil. Batılı ortakların tasarladıkları Afganistan konulu konferansın mekânı olarak İstanbul'u seçmeleri tesadüf değil. 

Washington'un bilgisi dahilinde, ancak kendi uzun vadeli hedeflerini gözeterek, Türk istihbaratı şimdi hem Afganistan'daki hem de Orta Asya cumhuriyetlerindeki "Türkler"in temsilcileriyle aktif olarak temas halindeler.

Bu arada Taliban’a bağlı bazı gruplar Erdoğan'ı NATO müttefikleriyle birlikte ülkeyi terk etmesi ve "büyük bir hata" yapmaması konusunda uyardı. 

Ancak J. Sullivan, Taliban tehditlerinin Türkiye'yi Afgan başkentindeki havaalanında gelecekteki asil misyonundan caydırmaması gerektiğini şu sözlerle söylüyor söylüyor: Taliban'ın kamuoyuna yayınladığı tehdit mesajının, Kabil Havaalanı’nda oluşturulmak istenen güvenlik gücünü engellememesi gerekiyor. Uluslararası diplomasi buna izin vermemeli.

Ankara'nın Afgan krizinin çözümünde önemli bir rol oynaması pek olası olmasa da (rekabet çok şiddetli), yine de Afganistan'da bir Türk nüfuz altyapısının oluşturulması, Amu Derya'nın kuzeyinde bulunan eski Sovyet cumhuriyetleri için uzun vadeli sonuçlar doğuracak. Ve Rusya Federasyonu topraklarında "Büyük Turan" ideologlarının bir gün "Türk yurdu" ilan edebilecekleri alanlar var.

* Dimitriy Nefedev: Ruysya'da yayınlanan dijital 'Fond Stratediçeskoy Kulturi' gazetesi 

* Çeviri: Aysel Tabak


 


Etiketler : Dimitriy Nefedev, Afganistan,