Siya'nın Güncesi

15 Kas 2021

15 KASIM HAPİSTEKİ YAZARLAR GÜNÜ ARMAĞANI!

------------------------------------------------------------------------------

Murat Türk*

Spot: Güncedeki birçok ayrıntı, yaşandıktan yıllar sonra dahi insana hayatın zorlukları karşısında manevi güç veren olgularla örülüdür. Sıcak bir havada bir vadiye inerken derenin serinliğini hissetmek gibi doğayla ince bağları duyumsatır. Günce, baştan sona dağın ve gerilla yaşamının oluşturduğu özgürlüğün atmosferini soluma sürekliliğiyle yoğunlaşır

Günlükler, gün içinde yaşananlar hafızada canlıyken, bazen de anında sıcağı sıcağına yazıldığından insanın gerçekliğine daha yakın, daha samimidir. Günlük tutmak apayrı bir cesaret ve disiplin ister.

Siya'nın Güncesi, genç bir savaşçının aşk, vicdan ve irade üzerine kurduğu bir günce. İnsanları, denizi, coğrafyası çok güzel bir kentten... her şeyin doğal ve sade, insanların birbirleri için canını ortaya koyduğu o yeryüzü cennetine yolculuğu, orada yaşananları heyecan ve merak duygusunu bir an olsun yitirmeden anlatıyor.

Hayallerini gerçekleştirmek için Siya'nın ikinci yola çıkışıdır bu. Eylem ile birlikte ilk yola çıkışları tutsaklıkla sonuçlanmış; ancak dört yıl sonra yeniden yola çıkma şansı bulmuşlardır ama bu kez Eylem gelemeyecektir. Siya tek başına yola çıkar. Aklında "acaba oralarda yazabilecek miyim" sorusuyla risklerle dolu yolları aşar ve sonunda amacına ulaşır. Hikâye de bundan sonra, Siya'nın zaman zaman güç koşullarda tuttuğu günceyle aktarılır.

Siya bir gerilla adayıdır. Yeni savaşçıların kampında üç aylık eğitim görecektir. Kampta eğitim veren kadın komutanlardan Nehir, eğitimlerde -risk barındırsa da- ilk defa uygulanan bir yanıltma yöntemiyle Siya'nın irade ve kararlılığını sınar. Yeni bir savaşçının gelişim sorunları, gelgitleri, keskin ikilemleri, katlanılması güç cezalara sabırla dayanması, yeni yeni açılan bir iç dünyanın çelişik yanlarıyla günceye kaydedilir.

Nehir'in onu 'mecbur' bıraktığı pratikler aklı ile vicdanı arasında şiddetli gelgitler yaşatsa da, sonunda hep vicdanın sesine kulak verir. Siya, aynı kültürün çelişik gibi görünse de, ahlaki ve katı savaşçı kurallarının çatışkısından doğan bir eğitim sürecinden insana odaklanarak çıktığında, duyguları zarafet kazanarak olgunlaşır.

Güncedeki birçok ayrıntı, yaşandıktan yıllar sonra dahi insana hayatın zorlukları karşısında manevi güç veren olgularla örülüdür. Sıcak bir havada bir vadiye inerken derenin serinliğini hissetmek gibi doğayla ince bağları duyumsatır. Günce, baştan sona dağın ve gerilla yaşamının oluşturduğu özgürlüğün atmosferini soluma sürekliliğiyle yoğunlaşır. Sonunda "hikayesini şekillendirme potansiyeli" ve bir çocuk saflığıyla Siya, kendisini en dokunaklı şekilde hafızaya kaydeder.

Günce'ye yön veren karakterlerin duygusal atmosferi yayarak ilerlemeleri, şaşırtıcı kurgusu, dokunaklı sancıyla berrak bir zihinden süzülen yalın, derin cümleler zor olanın erdemli olduğunu, vicdan üzerine kurulan ne varsa en baştan kazanıldığını anlatmaya yetecek yoğunluktadır.

Kitabın odak noktalarından en önemlisi Siya'nın Eylem'e çağrılarıdır. Siya, Eylem'in geleceğinden umutludur. O'nu hep bekleyeceğini, bir gece dağların doruklarından, herhangi bir yerde onunla buluşmayı hayal eder ve bu motivasyonla Siya günceyi yazmaya devam eder.

Eylem, bir gün gelir mi, Siya'yı bulur mu ya da günceyi okuma şansına kavuşur mu? Kitabı okurken bu sorular beynimde kıvrandı durdu. Çünkü bu günce esas olarak Eylem'in okuması için yazıldı. Son sayfalara doğru yoğunlaşan kitabın içeriğinde bu soruların ve daha pek çok sorunun cevabı çok etkili bir atmosferde veriliyor.

Yeryüzünün en zor, en soylu, insana kendisini oluşturma yolculuğunda hızla mesafe aldırtan bir yaşamın güzellikleri, ilk insanın emeğinden başlayarak tüm insanlığın kültürel birikimini yaşatan gerilladaki derin ilişkiler, kuşkusuz bir kitapla anlatılamaz.

* * *

Elias Canetti, otobiyografik üçlemesinin üçüncü cildi "Gözlerin Oyunu"nda genç yazarlardaki temel bir eksikliğin "düşlem yaratma" olduğunu söyler. Siya Çınar, sadece bu kitabıyla değil, "Ladin", "Karanfil", "Lilavlar Akacak" ve yayınlanmaya hazır bekleyen "Bizde Söz Can Demektir", "Sıkrat", "Portreler", "Köpek Ana", "Cinler Sokağı" ve tamamlanma yolundaki birçok eseriyle "düşlem yaratma"da anlamlı bir mesafeyi şimdiden kat etmiştir.

"Dünyanın Vicdanı" Eduardo Galeano, muhatap olduğu en bilge edebi eleştiriyi şöyle tanımlar: "Böyle basit yazmak, ne kadar zor olmalı". Böylesine çetrefilli yaşamın, aklı durduran olayların bir yerinde olmak, ateşin içinde yaşamak ve bazen ölüm yolculuğunda saniye saniye eriyerek böyle yalın, derin, duru bir su gibi yazmak, bilmem ki, nasıl tanımlanmalı...

------------------------------

* Şakran 1 nolu T Tipi Cezaevi

Künye:

Yazar: Siya Çınar

Kitabın adı: Siya’nın Güncesi

Yayınevi: Aryen Yayınları-Weşanên Aryen

Kimdir?

Siya Çınar 1983 Diyarbakır doğumlu. 1993-2003 yılları arasında Özgür Halk dergisinde çalıştı. 2003 yılında Özgürlük Hareketi’ne katıldı. 2008 yılında Amanoslarda yaralı olarak yakalandı. Müebbet hapis cezası aldı. Şu anda İzmir Şakran Cezaevi’nde bulunuyor.


Etiketler : murat türk,