Politika kavramı üzerine

26 Haz 2021

Politika kavramı veya politika nedir sorusu ortak iyinin ne olduğuna dair yöneltilmiş bir sorudur. Politika aynı zamanda gerçekliği, iktidar-güç ve iyi yaşama dair sorular doğrultusunda değiştirme dönüştürme etkinliğidir

Nevin Ferhat-Kemal Baş*

“Anıların artık benim dedi ölüm.

Peki gözlerim (?) diye sordu cadı.

Henüz benim değil.

O halde gördüklerim hâlâ benim olmalıydı.”

Hırsız ve mantıksız bir 

Tanrıyla diyalog

    

Peter Handke’de resmedilmeksizin görünen ve sözle biçimlenen bir dünyanın farkına varırız. Sözden resme varamadığımız ve mümkünlüğünü ansızın kavradığımız böyle bir dünyada bir kavram üzerine düşünürken başka kavramları da bu etkinliğe dahil ederiz. Her kavram kendisiyle birlikte diyaloğun gerçekleşeceği bir alan açar. Örneğin gerek politikanın etimolojik çözümlenmesinden gerekse cismani dünyada politikanın şekillenişinden ortaya çıkan çokluk kavramının oluşturacağı diyalog alanı, sınır, sınırlandırma ve yurttaş gibi kavramlara uzanabilmektedir. Kavramların saf bir söz eşliğinde süzüleceği ve dolaşacağı bu alanda her şey şimdiye aitmişçesine yaşanır. Alan belirlenmiş olsa dahi düşünce ve kavramlar şimdiki zamanın doğal akışına bağlı olup belirsizliğe açıktır. Burada bir gelecek tahayyülü saklı olmasının yanında unutkanlığın da eşlik ettiğini düşünmek yanlış olmaz. 

Söylenmemiş ve dile düşecekken vazgeçilmiş olanı da buluruz. Bütün bunlarla birlikte kavram üzerine düşünüm aynı zamanda hangi soruya cevap aradığımızla ilgilidir. Bu minvalde politika kavramı veya politika nedir sorusu ortak iyinin ne olduğuna dair yöneltilmiş bir sorudur. Buradan hareketle politika aynı zamanda gerçekliği, iktidar-güç ve iyi yaşama dair sorular doğrultusunda değiştirme dönüştürme etkinliğidir. Bu aşamadan sonra giderek düşünce ile gerçeklik ve söz ile eylem arasındaki ilişki belirginleşmeye başlar. İki ayrı uzam olarak söz ile eylemin öncelik-sonralık ilişkisi dikkatimizi çekecektir. Bu ilişkide sözün eylemden önceye yerleştiğini ve sözün, eylemi birçok farklı tarzda belirlediğini söyleyebiliriz. Bu noktada politika öncesi bir aşamanın olabileceğini öne sürebiliriz. 

Diğer taraftan öncelik-sonralık ilişkisi, sözün saf bir eylem olarak göründüğü andan itibaren yerini denkliğe bırakacaktır. Bu bağlamda politika performatif bir nitelik kazanır. Sözün eylemle bir ve aynı olarak algılandığı bu düzlemde gerçeklik sözün bir yansıması olacaktır.

Söz ile eylem arasındaki denklik ve ayrım dikkate alınıyor olsa da sözden eyleme veya eylemden söze doğru olan süreçte çiftler arasındaki geçişsizlik önemsenmez. Buradaki geçişsizlik bizi virtüel kavramına götürecektir. Bu kavram sayesinde ilişkileri bir arada kavrayabiliriz.

Virtüel, somutlaşmanın iç devinimine tekabül eden güç ve yeğinlik olarak yorumlanır. Bu bakımdan aktüele karşıt olarak değerlendirilir. Deleuze’ün yazdığı üzere virtüel gerçeklikle doludur. Diğer taraftan kavram gerçekleşmiş ve gerçekleşmekte olanı imlerken, başka bir düzlemde bu bir gelecek tahayyülü olarak yansır. 

Dolayısıyla virtüel hem aktüelleşmeyi hem de mümkünlüğü içerir. Buradaki mümkünlüğün ayrıca bir imkan olarak düşünebileceğini söylemeliyiz. Virtüel ile birlikte klasik zaman tasarımını ve bir yanıyla da çizgisel tarih kavrayışını yeniden üretmeye devam ederiz. Bu nedenle tarihsel bağlamda aynıyı ve eski olanı hissederiz. Gerçekleşen başka bir düzlemde ise geçmiş olarak görünebilir ya da geleceğin bir taslağı olarak yorumlanabilir. 

Düzlemler arasındaki ilişkide bir belirlenim söz konusu olmakla birlikte bu belirlenimin her daim ortaya çıktığını söyleyemeyiz. Bu bağlamda söz ile eylemin veya düşünce ile gerçekliğin birbirinden farkını gözetirken, kavramların birbirine çevrilemeyeceğinin, ama bir nevi iç içe geçtiklerinin altını çizmeliyiz. Bu çerçevede politika yapmak virtüel olanı kavrama etkinliği olarak okunabilir.

 


Etiketler : Deleuze, Peter Handke,