Marmara Denizi'nde kritik viraj: 1980'ler

23 Haz 2021

Yaklaşık ikibin yılda oluşan Marmara Denizi neo-liberalizmin üret -> tüket -> yok et mantığı sayesinde yaklaşık otuz yılda sona geldi. Doğal yaşam için ikibin yıl 'genç' iken, kapitalist sistem için otuz yıl 'geç'tir

Hakan Yurdanur

Yaklaşık ikibin yıllık geçmişe sahip Marmara Denizi yüzen bir çöplüğe dönüşmüş durumda. Akdeniz’den Karadeniz’e  doğru gerçekleşen akıntı yönü ile Marmara Denizi kuşkusuz on binlerce canlının yaşam alanıydı fakat yok edildi! Bu doğrusal akıntı bir denizden başka bir denize doğru ilerlerken yaşamı yaşamak için var ediyordu.

Kapitalizmin büyüme hızı ve bu hızın yarattığı korkunç tahribatın yol alma gücü, doğanın yaratma ve kendisini yenileme gücünden çok daha hızlı ilerlemekte. Yaklaşık ikibin yılda oluşan Marmara Denizi neo-liberalizmin üret —> tüket —> yok et mantığı sayesinde yaklaşık otuz yılda sona geldi. Burada ciddi bir ters orantı söz konusu. O da kapitalizmin kâr odaklı kısa vadeli çıkarları ile doğanın uzun vadeli çıkarlarının çatışmasıdır. Doğal yaşam için ikibin yıl “genç" iken, kapitalist sistem için otuz yıl “geç”tir.

İşte bu nedenlerdir ki kapitalizme boşu boşuna “ceset medeniyeti “ denmiyor. Canlı olan ne varsa metalaştırıp öldürüyor. Marmara Denizi'nde yaşananlar bize bir şeyi daha anlatıyor: Kapitalist sistemde tüketme gücü (yok etme gücü) üretme gücünü geçmiş ise özellikle doğal alanlar için geri dönüşü olmayan bir süreç başlamış demektir. Bu nedenledir ki Marmara Denizi öldü tanımı doğrudur.

Sistemin denize kâr mantığı ile baktığını biliyoruz. Kârların artması Marmara ile birlikte toptan bir yok olma sürecine girdiğimizi de belgeliyor. Tam da bu yüzden Marmara Denizi'nde kârların akış yönü denizde yaşayan canlıların akış yönünün tam tersine işler. Denizdeki doğal döngü yaşamak için üretirken, karadaki kurgusal döngü yok etmek için üretir. Kârların akıntı yönü karadan denize doğrudur.

Uzmanlar Marmara Denizi için önemli bir tarih bildiriyor: 1980'ler! Bu tarih denizin müsilaj ile tanışma tarihi. Bu tarih hiçte tesadüfi değil.

Tarihler 1980'lerin ikinci yarısını gösterdiğin de dünya ekonomik ve politik arenasında ciddi dönüşümler yaşanmaya başlamıştı. 1980'lerin borç-petrol-kredi krizlerini aşmaya yönelik neo-liberal politikaları başta ABD ve İngiltere olmak üzere sahneye konuluyordu. Bu sahnelemenin önemli dekorları da IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü'ydü.

Türkiye Özal'la birlikte bu politikalarla tanıştı. Kapitalizmin bu yapısal krizini atlatması, yeni teknolojilerle birlikte yeni ürünlerin tüm dünyayı kapsayacak şekilde devreye sokulmasını gerektirdi. Ekonomi-toplum-doğa ilişkileri yeniden düzenlendi.

Boğaz köprüsünü satma sözünü büyük bir gururla veren Özal, altından akıp giden Marmara Denizi'nin de yok edileceğinin sinyallerini veriyordu.

Bir yandan dünya ticareti daralırken öte yandan bizim gibi ülkeler de hem toplumu hem de doğayı koruma tedbirleri artan borç yükünü hafifletmek için kaldırıldı. Merkez kapitalist ülkelere daha çok karşılıksız kaynak transferi gerçekleştirildi. 1980'lerin ikinci yarısında kapasite kullanımı imalat sanayiinde üretim artışına eşlik edecekti. İmalat sanayii ürünleri; demir çelik, çimento, tekstil, petro kimya vd. Bu sektörler bugün Marmara Denizi'nin etrafında kümelenmiş durumda, kirletmenin en önemli aktörleri konumunda.

Önce serbestleştirme adı altında sermaye hareketlerinin sınırları kaldırıldı. Kuralsızlaştırma ile topluma ait kurallar sermayeye devredildi. Özelleştirme ile ortak mülkiyet alanları artık sermayenindi. Tüm bunlara düzenleme denildi! Oysa düzenleme piyasanın rahat işlemesi için yapılan müdahaleydi.

Dönemin 24 Ocak kararları aslında yeni bir sermaye birikim modelinin ve sınıf ittifaklarının dayatılma sürecidir. Dışa açılma yerine içeriyi açma denmesi sanırım daha anlamlı olacak. Krizin faturası; gelişmiş merkez ülkelerden çevre ülkelere, sermayeden işçi sınıfına ve nihayetinde doğaya ödetilecekti. İşte bu faturanın başında genç ve tanıdık bir isim yazmaktaydı: Marmara Denizi.

Böylece krizin ağır yüküyle birlikte zehirli atıklar, denetlenmeyen arıtma sistemleri, kimyasal ve evsel atıklarla birleşip müsilajın bugünlere gelmesinde en önemli adımları attılar.

İşte bu nedenle musilaj durduk yere 1980'lerle birlikte baş göstermedi. Kârların akıntı yönü bu dönemde belirlendi.

İkibin yıllık Marmara Denizi'nin otuz yıllık neo-liberal politikalarca katledilişinin hazin öyküsüdür musilaj!


Etiketler : marmara denizi, Hakan Yurdanur,