Kimin cenneti?

22 Eyl 2021

Vahap Işıklı

Kürt sorunundaki çözümsüzlük, tamamen güvenlikçi mantıkla bir yönetimi esas almaktadır. Doksanlarla başlayan çatışmalı süreçten ötürü boşaltılan binlerce köy, göçertilen yüzbinlerce insan, binlerce faili meçhul derken, eğitimden, sağlıktan kısılan bütçe savaşa ayrılmaktadır.

Teknikteki ilerleme artık savaşın araçlarını da değiştirirken, ülkenin denizlere bakan taraflardaki bakış ise hiç değişmemektedir. Kutsallaştırılan ulus-devlet mantığının yarattığı bu yaşananlara en değme demokratından ortada duran bir hümaniste kadar bu konuya -vebalı- muamelesi çekerken, bugün Kürdün toprağında yaşanan ne varsa turnusol olmaktadır. 

Buna karşın  -vebalı- olan görülmek istenmeyince, yaşanan ne varsa daha meşru bir zemine çekilmekte, şiddetin dozu artarken, bu durum bir toplumsal ruh haline dönüşebilmektedir. 

Televizyon programına çıkan orta yaşta bir kadının, Kürtçe konuşması üzerine -burası Türkiye Cumhuriyeti-  diye uyaran sunucudan başlarsak mekân isimlerine kadar durum aynı, harflerle, kelimelerle kavga sürmekte; 

Hewsel bahçeleri değil, Hevsel. Dersim değil, Tunceli.

Değişen araçların başında bugün doğa gelmektedir. Teknik lügate başarıyla kaydedilen -güvenlik barajları- ve HES’ler ile doksanlarla başlayan süreç tamamlanmak istenmektedir. Hasankeyf’e yapılan baraj sonucu 199 köy boşaltılırken, bugün toplu balık ölümleri görülmektedir. Botan çayı üzerine yapılan baraj ve HES’ler sonucu 100’ün üzerinde köy boşaltılmış vaziyette. Bugün Sarım çayı üzerinde yapılmak istenen HES’ler kapsamında ise 118 köy boşaltılacaktır. 

Yüzyılın gasp türü olan kentsel dönüşümle bitki örtüsü TOKİ coğrafya kitaplarına girmeye adayken, birkaç yıl öncesinde kentlere inen çatışmalı süreç sonrası, boşalan sokakların yerini şantiyeler almaktadır. Köylere kadar inen TOKİ’leşme binlerce hektar tarım arazi yerini sitelere bırakırken, Diyarbakır’ın Sur semtinde yıkılan evlerin yerine Kayseri’den getirilen fabrikadan çıkma bazalt taşlarla cezaevlerini andıran evler inşa edilirken, binlerce insanın göç ettiği açığa çıktı.

Artan betonlaşma, HES ve barajlar, orman yangınları, ağaç kesmeler sonucu kuraklık yaşanmaktadır. GAP kapsamında -ihtiyaç var- denilerek kurulan HES ve barajların -çöp- olduğu görülürken, özelleştirilen DEDAŞ’ın su ve elektrik kesintileri sonucu hasat alınamazken, tarla sahibi köylüler, ülkenin başka yerlerinde mevsimlik veya inşaat işçisi olmaktadır.

Yine Diyarbakır’ın Fiskaya semtinde başlayan bir kentsel dönüşüm krizi meselesi var. Fiskaya kentin ilk yerleşim yerlerinden, ekseriyetle yoksul olan semt, UNESCO koruması altında olan Hewsel Bahçeleri’ne bakmaktadır. Fiskaya’ya gelen yetkililerin halka söyledikleri çarpıcı bir sözle devam edersek; ‘‘bu güzel bahçelere bakıyor evleriniz, siz yoksul insanlarsınız, buraları size bırakırlar mı?”

Tarihsel süreçte de Asurlular eski ismi Amed olan bu kenti işgal ederken, ilk emir şuydu; “öncelikle bahçelerini tarumar edin …’’

Öyle ye birilerinin cenneti uğruna, birileri cehenneme mecbur.

Vahap Işıklı

Vahap Işıklı


Etiketler : Vahap Işıklı,