Katiller bile ‘Katiliz’ diyor ama yaprak kımıldamıyor!

13 Kas 2021

Ben, Mehmet Eymür ve Mehmet Ağar’ın devlet içinde kurduğu çete tarafından katledilen Abdulmecit Baskın’ın oğlu Eren Baskın; Eymür, Ağar ve dönemin bütün katliamlarında parmağı bulunan devlet yetkilileri ile istediğiniz yer ve saatte canlı yayında yüzleşmek istiyorum. Madem yüzleşmeyi devlet gerçekleştirmiyor, o zaman onu da biz kayıp yakınları yapalım!

Eren Baskın

MİT Kontrterör Dairesi eski başkanı Mehmet Eymür, babam Mecit Baskın’ın öldürüldüğü tarihte görevi başındaydı. 2017 yılında kamuoyunun “Ankara JİTEM Davası” olarak bildiği davada, tanıklık yaptı. Bugünlerde gazete ve TV’lerde enine boyuna anlattığı bütün itirafları aslında 2017 yılında mahkemede de beyan etmişti. O dönemde Mehmet Eymür’ün itiraflarını ve beyanlarını her yerde dile getirmemize rağmen kimse dikkate almadı veya almak istemedi. Bizler kayıp yakınları olarak, 2017’de de Mehmet Eymür’ün bu kan donduran ifadelerini kamuoyu ve ilgililerle paylaştık, fakat bu ifadeler kamuoyunda hak ettiği etkiyi yaratamadı.

Mehmet Eymür, devlet eliyle işlenen bütün cinayetlerden haberdardı. Nitekim bu cinayetlerden haberdar olduğunu son derece soğukkanlı ve hatta lakayt bir şekilde onayladığını da televizyon ekranlarında ifade ediyor. MİT yöneticisi Mehmet Eymür canlı yayında bile sivil yurttaşların devlet silahlarıyla katledilmesini, bugün bile meşru ve yerinde görmeye devam ediyor. Peki, bu “meşruluk gücünü” nereden veya kimden alıyor? Mesela; Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana işlenmiş olan toplu veya bireysel katliamlardan, sokağa çıkma yasaklarındaki hak ihlallerinden, Gazi’den, Roboski’den, 6-7 Eylül 1955 Pogromu’ndan, Cizre sokaklarında panzerlerin arkasından sürüklenen cansız bedenlerden veya “Kürt sorunu yoktur, çözdük, bitti” diyen siyasal iktidardan alıyor olabilir mi mesela? Ama en önemlisi de devlet eliyle ve devletin silahlarıyla bu denli kötülük ve sistematik vahşet uygulanırken sessiz kalan milyonların sessizliğinden besleniyor olabilirler mi?

***

Faili meçhul cinayet kararları, Milli Güvenlik Kurulu’nda alınmış, Tarık Ümit (MİT üyesi, infazlarda kullanılan bir tetikçi) öldürülecek kişilerin listesini Mehmet Eymür’e vermiştir. 2017’de Eymür, bu listeyi mahkemeye bir USB içinde delil olması için verdi, fakat mahkeme bu delilleri ve tanıklıkları dikkate dahi almadı ve konuyla ilgili herhangi bir araştırma yapmadı.

Mehmet Eymür’ün bahsettiği ve içlerinden babam Mecit Baskın da bulunduğu 18 kişilik cinayetler serisi, devletin bilgisi dahilinde bu şekilde, organize bir biçimde işlendi. Yani topluma aktarılan nedenler arasında yer alan “vatan, millet, Sakarya, Allah, cami bekası için işlendi” gibi argümanlar, tamamen yalandır. Bu cinayetlerin asıl sebebi çoğu kişinin bildiğinin aksine, para için yapılmış olmasıdır. Devlet yöneticilerinin Kürt iş insanlarından ve bürokratlarından yüklü miktarda haraç koparmak istediği için işlenmiş ve topluma da milliyetçilik sosuyla “yedirilmeye” çalışılan büyük bir günahtan bahsediyoruz.

Dönemin Emniyet Genel Müdürü olan Mehmet Ağar eli kanlı bir katildir! Ve bütün bu cinayetler organize bir biçimde Mehmet Ağar’ın denetiminde olan ekip tarafından gerçekleştirilmiştir. Mehmet Eymür de bunu defalarca kanıtlamış ve bizler de mahkemede delillendirmiştik. Mehmet Ağar’ın cinayet ekibinde; İbrahim Şahin, Korkut Eken, Tarık Ümit ve Ercan Ersoy gibi tetikçi isimler vardı. Bu isimler elbette ki, sadece birer isim, asıl olan gözünü kırpmadan sivil insanları katleden bu insanların devlet dairelerinde yer edinmeleri, toplumda itibar görmeleri ve hâlâ dışarıda elini kolunu sallayarak dolaşabilmeleridir. Mehmet Eymür’ün bahsettiği bu cinayetlerin baş sorumlularının yargılandığı davada, 2019 yılında, tüm sanıklar hakkında beraat kararı verildi. Her şey alenen bu şekilde ortadayken, daha ne bekleniyor; katillerin kendilerini hapsedip, üzerine kapıyı kilitlemesi mi bekleniyor?

***

Bu meselenin sadece hukuki ve siyasi bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal bir mesele olduğunu da bir kez daha gördük. Aksi takdirde, “Biz öldürdük! Şuradan aldık, burada katlettik” diyenler, canlı yayınlara çıkabiliyor ve sonra hayat olağan akışı içinde devam edebiliyor. Mehmet Eymür, askeri üst düzey toplantılara Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım isimli seri katilin de katıldığını söylüyor ve ülkede yaprak bile kımıldamıyor. Bu ülkede yasalar ve mahkemeler sadece Kürtler, işçiler, Aleviler, kadınlar hak talep edince; önlerine polis dikip, haklarında soruşturmalar veya mahkûmiyetler verilmesi için mi var? Mehmet Eymür’ün devlet gücünün ardına gizlenip, organize bir şekilde işlendiğini itiraf ettiği onlarca cinayet için soruşturma başlatacak bir savcı olmaz mı ülkede? Devletin bu katiller hakkında gereken cezayı vermesi için tam olarak daha neyin ortaya çıkması gerekiyor?

Ama biliyoruz ki, bu canilerin de cinayet işlerken güvendikleri şeyler vardı: İlk güvenceleri devlet zırhıyla ve silahıyla bu cinayetleri işlemek, diğeri de halkın ve kamuoyunun sessiz kalacağını düşünmeleri. Ama maalesef ki şu ana kadar yanılmadılar. İstedikleri şekilde işliyor bütün süreç. Devlet onları koruyor, kamuoyu da sessizce suça iştirak ediyor. 1915’ten bugüne kadar olan hiçbir toplumsal acı ve travmamızla yüzleşemedik. Devleti yüceltmenin yolu, devletin içinde devlet kurup farklılıkları öldürmek ve yok etmek değildir. Olmamalıdır! Kendi yurttaşını öldürmek, devletçilik veya milliyetçilik değil, canilik ve seri katilliktir! Devlet, vatandaşları insanlık onuruna yaraşır bir hayat yaşayabildiği kadar kutsaldır. İnsanlarını öğüten devlet anlayışı kutsal değil, değiştirilmeyi hak eden bir anlayıştır. Tam da bu nedenle ülkede en büyük hırsızlık, yolsuzluk ve ihale kaçakçılarının ortak özelliği hep büyük Türk bayrakları önündeki pozları, cami çıkışları gibi kavramlar ve semboller oluyor.

“Uğrunda can alıp can veririz”, “Irmağının akışına ölürüz” diye ülkeyi “sevdiğini” söyleyip, devletin bu halini görmek istemeyenler, devletin yetkililerinin devletin silahıyla, Ankara’nın göbeğinde, kendi sivil vatandaşını katletmesinin neresi milliyetçilik, neresi devletçiliktir?

Katiller aramızda! Hem de kahraman edasıyla dolaşıyorlar... Mehmet Eymür’den Mehmet Ağar’a kadar, derin devletin bütün artıklarının bu şekilde, herkesin gözleri önünde yaptıkları cinayetleri kabul etmeleri ve ülkede hiçbir şey olmamış gibi, olağan hayatın devam etmesi bir tek biz kayıp yakınlarının mı sorunudur?

Yurt bulamadığı için “Barınamıyoruz” diye eylem yapan gençleri yarım saatte gözaltına alanlar, “18 kişiyi biz öldürdük, paralarını, değerli eşyalarını aldık, işkence ederek öldürdük” diyenleri, canlı yayınlara çıkartıp devlet içi klik hesaplaşmaları görmeye çalışıyor.

Madem öyle; devletin gücünü arkasına alıp yakınlarımızı katleden bu katilleri canlı yayınlara çıkaranlar, bizlere de söz hakkı versin! Madem, mahkemelere gelmiyorlar, madem sadece TV’lere çıkıyorlar, madem adaleti sağlamakla yükümlü olan devlet aygıtı adaletin sürekli üstünü örtüyor, o zaman ben de kendi adıma, bu yazı vesilesi ile açık çağrıda bulunuyorum: 

Ben, Mehmet Eymür ve Mehmet Ağar’ın devlet içinde kurduğu çete tarafından katledilen Abdulmecit Baskın’ın oğlu Eren Baskın; Mehmet Eymür, Mehmet Ağar ve dönemin bütün katliamlarında parmağı bulunan devlet yetkilileri ile istediğiniz yer ve saatte canlı yayında yüzleşmek istiyorum.

Madem yüzleşmeyi devlet gerçekleştirmiyor, o zaman onu da biz kayıp yakınları yapalım!

 


Etiketler : Av. Eren Baskın,