Kardeşimin cenazesini verin

30 Tem 2021

Bu yazıyı yazıp yazmama konusunda çok düşündüm. Zira bir mezarı dahi olmayan binlerce insana haksızlık olur düşüncesindeydim. “Ama kendi cenazeme bile sahip çıkamıyorsam, neden yaşıyorum?” sorusu gelip tıkandı boğazıma. Nefes alamadım. Yazmak zorundayım. Takriben 2500 yıl önce sorar Sofokles: “Ölüyü hançerlemenin anlamı nedir?” Zira Kral Kreon, ülkesi için savaşıp ölen yeğeni Eteocles’in  gömülmesini yasaklamıştır. Cenazesinin kurda kuşa yem edilmesi için açıkta bırakılmasını emretmiştir. Ama kardeşi Antigone bu buyruğa karşı çıkar, kardeşinin cenazesini gömer ve bu eyleminin bedelini de canı ile öder. Ama ne olursa olsun, Antigone kardeşlik vazifesini yerine getirir. İşte Sofokles bu trajediyi dile getirirken, sorar; “Ölüyü hançerlemenin anlamı nedir?” diye.

Sofokles bu soruyu sorduğundan önce ve sonra da sayısız insan cenazesine işkence yapıldı ve cenazeler şaşalı meydanlarda teşhir edildi. Cenazeye işkence yapanlar, bir an dahi durup utanmadılar bu insanlık dışı fiiliyatlarından. Erkin zafer parametresi cenaze sayısı ile ölçülüyordu zira. Ama hiçbiri çağımızın biyo-iktidarları kadar alçakça davranmadılar. İnsan cenazesini endüstriyel harp mekanizmasının bir parçası olarak bu kadar pervasızca kullanmadılar.

Kardeşim 2006 yılının bahar mevsiminde evden ayrıldı. Ve 15 yıl boyunca annem, istisnasız her gün bana kardeşimi sordu. Bir şey diyemedim, susmaktan başka… Çünkü o bir anneydi, hiçbir cevap onu tatmin edemeyecekti. Hoş, o da biliyordu en az onun kadar bihaber olduğumu, ama en azından evladını bir an olsun unutmadığını durmadan hatırlatıyordu.

Mayısın ilk günü tesadüfen gördüm kardeşimin tanrıçasal güzellikteki yüzünü. Bir JÖH_PÖH hesabı Twitter’da hakaretler eşliğinde paylaşmıştı resmini. Kardeşimin parçalanmış cenazesinin başında bir asker arama kurtarma köpeğinin tasmasını tutmuştu. Birkaç gün sonra İçişleri Bakan Yardımcısı İsmail Çataklı, basına verdiği demeçte, 5 kadın gerillanın ismini sıralarken, en son kardeşimin ismini de telaffuz etti. Kardeşim güya ismini değiştirip “Besê” yapmış, “örgüt , anne ve babalarının Kürt çocuklarına vermiş olduğu isimleri değiştirip güya onları kimliksizleştiriyor”muş. Lakin Bakan Yardımcısı’nın bilmediği bir şey vardı. Kardeşime halam Aynur’un ismi verilmişti. Ona da Zilan Katliamı’nda kurşuna dizilen babasının halası Aynur’un ismi verilmişti.

Dedemin halası Aynur 15 yaşındayken, Zilan çayına akan Komir Deresi’nin yanı başında katledildi. O gün orada katledilen binlerce Kürt gibi onun da kemikleri hala o derenin yatağında gömülü. 

Halam Aynur, Tatvan’ın Haciyan köyünde yaşıyordu. Devlet 1991 yılının baharında köyünü yaktı. Halamdan bir yıl sonra haber alabilmiştik. İstanbul’a taşınmış, Olimpiyat Stadı’nın yanı başına bir gecekonduda yaşıyordu. Sonraki günlerde uzun uzadıya anlatmıştı köyünün özel timler tarafından nasıl yakıldığını, kocasının nasıl ölesiye dövüldüğünü, kayınpederi Musa’nın nasıl diri diri yakılmak istendiğini ve koyun-keçi sürülerinin nasıl dağlara kaçtığını… Tatvan’da bir bahar günü köyü yakılan Aynur’dan, Lice’de bir bahar günü can veren Aynur’a kadar geçen süre içinde hiçbir şey değişmedi maalesef. Binlerce gencecik insan toprağa düştü. Bazıları için merasimler yapılırken, bazılarına bir mezar bile çok görüldü ve Kreon’lar durmadan güçlendi. 

Babam ile annem 90 gün önce gidip kan verdiler. Bir hafta-on günde çıkacak olan bir DNA sonucu tam 90 gündür çıkmadı. Lice savcılığı, ellerine telefon numarasının yazılı olduğu bir kâğıdı iliştirerek geri göndermiş ve “sonucu öğrenmek için bizi sık sık arayın” demiş. Son zamanlarda savcının özel kalemi kadın, sonucu öğrenmek için arayan aileye hakaret etmekten geri durmuyor.  Yani sömürge hukukunun gereğini layıkıyla yerine getiriyor.  Ama biz toplumsal hukukumuzun gereği olan taziyemizi yapıp, yasımızı tutmaya kararlıyız. Onun için kardeşimin cenazesini verin!  

 

 


Etiketler : Dr. Sedat Ulugana,