İstanbul Sözleşmesi’nden değil, yolumuzdan çekilin!

25 Mar 2021

Elif Bulut*

Yaşadığımız dünyadan memnun muyuz? Cevap hiç şüphesiz hayır olacak. Peki bu sistemin bize dayattıklarını kabul ediyor muyuz, cevap yine şüphesiz hayır olacak. Sistem, direnenleri sevmiyor ama en çok da kendine direnen, kafa tutan kadınları sevmiyor. Erkek egemen bir anlayışla yönetilen bu dünyada kadın özgürlük mücadelesi yürütenlere karşı erkekler derin bir ittifak halindeler. Ancak kadın mücadelesi, bu ittifakı parçalamak ve kadınların hakları için mücadele etmekte binlerce yılın ezilmişliğinin verdiği kararlılıkla direniyor ve kazanımlar elde ediyor, beğenmediği bu dünyayı değiştirmeye çalışıyor. İşte adını bu kadim kentten alan İstanbul Sözleşmesi böyle bir kazanım oldu. Devletler geri adım atmak zorunda kaldı ve İstanbul Sözleşmesi gibi kadınları ve çocukları her türlü ayrımcılığa, şiddete ve istismara karşı koruyan bir sözleşme imzalandı.

İstanbul Sözleşmesi imzalandığında bugün itiraz eden AKP iktidardaydı. O gün her maddesini kabul edip altına imza attılar, uzun bir süre de “biz yaptık” diye propagandasını yaptılar. Yaptılar da ne oldu? Rafa kaldırdılar ve orada unutturmaya çalıştılar. Kadın mücadelesi her fırsatta hatırlattı, fırsat yoksa da yarattı. Sözleşmenin ve sözleşme maddelerinden referans alınarak oluşturulan 6284 No’lu yasanın uygulanması için mücadele edildi ve halen ediliyor. Çok açık bir şekilde kadınların ve çocukların haklarını savunan bir sözleşme bir erkek tarafından bir gece ansızın siyasi emellere kurban edilerek kaldırıldı.

Aileyi yıkan bir sözleşme diye bahsettikleri bu sözleşme aileyi yıkmıyor, aileyi şiddet yıkıyor. Kadınlar çoğunlukla aile içindeki erkekler tarafından şiddete uğruyor, katlediliyor, taciz ediliyor, tecavüze uğruyor. Büyük ölçüde uygulanmayan bir sözleşme hükümlerini şimdi hepten kaldırıyorlar. Aslında teoride hayatımızda çok bir şey değişmeyecek zaten sözleşme hükümleri uygulanmıyordu denilebilir ama pratikte çok şey değişecek. Çünkü kadınların iyice savunmasız kaldıklarını erkeklere deklare ettiler. Kısacası erkeklere “Biz zaten mahkeme salonlarında sizi koruyorduk şimdi açıkça bunu ilan ettik, meydan sizin, vurun vurabildiğiniz kadar” diyorlar. Erkekler mesajı hemen aldı ve bir günde 6 kadın öldürüldü.

Erkek şiddeti siyasal görüş, ırk, dil, din, cinsel yönelim ayırmıyor. Her gün öldürülen, tacize ve tecavüze uğrayan şiddet gören biz kadınların ortak paydası bu ülkede kanunlar tarafından korunmayan vatandaşlar olmak. Zaman zaman sözleşmenin kaldırılması için girişimler oldu, her seferinde savuşturduk; hatta geçtiğimiz yıl öyle bir saldırdılar ki sözleşme her yerde konuşulur oldu. İnsanlar nedir bu sözleşme diye araştırmaya başladılar, baktılar ki hiç de kötü bir şey değilmiş; hatta bayağı bayağı kadınları ve çocukları koruyormuş, böylece neredeyse tüm ülke böyle bir sözleşmenin varlığından haberdar olmuş oldu. Yıllardır sözleşmeyi anlatmak için uğraşıyorduk, onlar sayesinde bayağı iyi tanıttık. Öyle ki kendi kitleleri bile kadınları koruyan bu sözleşmenin kaldırılma ihtimalinden rahatsız oldular. Verilen mücadele ile geri adım atmak zorunda kaldılar. Şimdi kendi kadın seçmen kitlesi de kadınların yararına olan bir sözleşmenin onlar tarafından kaldırıldığının artık bu şekilde farkında olmuş oldu.

Bir ülkede rejimi yeniden inşa etmek istediklerinde çoğunlukla kadınların üzerinde politika uygularlar, kadınları şekillendirmeye çalışırlar. Kadın nasıl yaşamalı, nasıl giyinmeli, toplum hayatında nerede yer almalı, nasıl yer almalı? Bunlar üzerinden toplumu yeniden dizayn etmeye girişiyorlar. Biz bu politikalara itiraz ediyoruz; ama sadece bizim itiraz ettiğimiz düşünülmesin. Bizler sadece yüksek sesle itiraz edenleriz. Kendi kitlesindeki kadınların neler düşündüğünü ve hissettiğini de iyi bilmek ve analiz etmek durumundayız. Kadınlar sürekli ekranlarda, toplumsal alanlarda aşağılanıyor ve şekillendirilmeye çalışılıyor ve tüm bunlar inandıkları politik düşünceler ve o düşünceleri savunan erkekler tarafından yapılıyor. Yaptıkları her şeyi kendilerine hiç olumsuz geri dönmeyeceğini düşünerek kadınları yok sayarak fütursuzca yapıyorlar ama çok yanılıyorlar, kadınların öfkesini hafife alıyorlar.

Sözleşmeden çekilerek kadın düşmanlığını açıkça ilan etmiş, LGBTİ+’lara yönelik ayrımcı politikalarını resmileştirmiş oldular. Alınan önlemlerle kadın cinayetlerini azaltmak aslında mümkün ama iktidar bilerek bunları uygulamadı. Sözleşmenin gerçek anlamda uygulandığı ülkelerde kadın cinayetleri azalıyor. Örneğin İspanya’da kadına yönelik şiddeti azaltmak için kullanılan ve çok da başarılı olan elektronik kelepçeleri kadına yönelik şiddeti azaltacağız diye örnek model olarak aldılar ama şiddet faili erkeklere takmak yerine kadınlara yönelik şiddete karşı mücadele eden kadınların ayağına taktılar. Bir basın açıklaması sırasında gözaltına alınarak ilçe hapsi aldım, ayağıma elektronik kelepçe takıldı. Kelepçeyle yaşarken gördüm ki elektronik kelepçe erkeklerin ayağına takılmış olsaydı birçok kadının hayatı kurtulur, birçok kadın şiddet mağduru olmazmış.

Her anımızı GPS sistemi ile dakika dakika kontrol edebildikleri bir sistemleri var. 24 saat içinde istedikleri saatte defalarca türlü gerekçelerle arıyorlar; bilmeden ilçe sınırını geçiyorum, iki dakikadır sınır ihlali var, “Nereye gidiyorsun, sinyal alamadık neredesin, şarj bitiyor şarja tak” diye aranıyordum, alınan cevaplar tatmin etmiyorsa istedikleri saatlerde evinize gelebiliyorlar, kontrol edebiliyorlar. Gerçekten iyi bir takip sistemi kurulmuş ama bilerek yanlış insanlara takıyorlar. Bizlerin ayağına değil, şiddet faili erkeklerin ayağına takın diyerek 8 Mart’ta kadınların ayağından çıkardıkları kelepçeleri bizler de “Mücadelemiz evlere sığmaz” diyerek Newroz alanlarında çıkardık. Kelepçeler şiddet faili erkeklere takılsa kadınlar erkeklerden daha iyi korunabilirdi. Çünkü birçok kadın katledilmeden önce sayısız kere karakollara başvuruyor, yargıya gidiyor kurtulmak için uğraşıyor ama çoğu kez evlerine, korumasız oldukları yerlere geri gönderiliyor ve çoğu zaman da bu mücadeleden sağ çıkamıyorlar ya da sağ kalmak için öz savunmalarını gerçekleştiriyorlar, cezaevlerine gönderiliyorlar.

Devletin elinde her türlü olanakları varken neden korumaz kadınları? Kanunlar var, kolluk kuvvetlerini istedikleri gibi yönlendirebilirler, teknik olarak olanaklar sağlanabilir, yargı adil olabilir, bunlar varken yapmıyorlarsa göz göre göre kadınların katledilmesine seyirci kalıyor hatta erkeklere cesaret veriyorlarsa tüm bunlarla devlet eliyle kadın üzerinde bir iktidar kurmaya gidiyorlarsa başlı başına kadın cinayetleri politik bir konudur. Kadınlara bu şekilde “Ses çıkarmayın, itaat edin, evlerden çıkmayın, erkeğe tabi olun, itiraz etmeyin yoksa başınıza birçok şey gelir, devlet sizi korumaz, biz sizi katledeni ya da tecavüz edeni koruruz, ona göre haddinizi bilin” diyorlar. Toplumsal hayatı ve siyaseti toplumsal cinsiyete dayalı bir şekilde yürütmek yerine üzerimizde tahakküm kurmak için kullanıyorlar.

Kadınlarla çok fazla uğraşıyorlar elbette bunun bir geri dönüşü olacak ve bu dönüşün sonucu onların hiç beklemediği kadar ağır olacak. Tüm dünyada kadın hareketi yükseliyor, kadınlar artık daha fazla isyanda, daha fazla güçlü, her koşulda bir araya gelmenin yolunu çok çabuk buluyor olaylara çok çabuk reaksiyon gösterebiliyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme İstanbul’da Newroz kutlamasının yapıldığı gün açıklandı. Alanlarda tüm kadınlar Newroz’un isyan ateşini bir de bu öfkeleriyle harladılar. Tüm konuşmalarda buna vurgu yapılırken aynı gün Newroz kutlamasından sonra yapılacak eyleme kadınlar sahneye çıkarak ortak bir çağrı yaptı. Daha Newroz coşkusu üzerimizde iken hemen başka bir isyan alanına gittik, tıpkı binlerce kadın gibi. O günden beri başta İstanbul olmak üzere birçok ilde her gün açıklamalar oluyor ve geri adım attırana ve İstanbul Sözleşmesi uygulanana kadar da kadınlar sokaklardan çekilmeyecek.

Yıllardır haklarımız için mücadele ettik. İrili ufaklı kazanımlarımız oldu, şimdi bunların hepsini bizden almaya çalışan kadın düşmanı bir iktidarla karşı karşıyayız. Ancak onlarla yaşamaya mecbur değiliz, buna karşı ortak örgütlü bir mücadele veriyoruz. Ne haklarımızdan vazgeçeriz ne hayatlarımızdan vazgeçeriz ne de sizin önünüzden çekiliriz! Siz çekilin ayaklarımızın altından, bu dünyanın çok acil değişmeye ihtiyacı var, o değişimi de yaşanılası bir dünya için biz gerçekleştireceğiz!

*HDP İstanbul İl Eşbaşkanı


Etiketler : Kadının Sözü,