İklimi değil sistemi değiştir

07 Nis 2021

Doğa tüm canlı varlıkları kapsayan kompleks bir yapıya ve eşsiz bir dengeye sahiptir. Dünya üzerinde yeşil devrimin gerçekleşmesi ile birlikte, sanayi toplumunun oluşumunun hızlanması ve tüketici taleplerinin çeşitliliği tarımsal üretimin hız kazanmasına yol açmıştır. Bu süreçte insanlığın doğa ile üstünlük yarışı başlamıştır. Daha çok ekonominin temel alındığı ve doğal kaynakların hesapsız bir şekilde tüketildiği bir sürecin içerisine girilmiştir. Böylelikle bu sürecin pek çok çevre sorununu da beraberinde getirdiği görülmektedir. Sanayi Devrimi’nin temel nedeni olarak düşünülen ve küresel iklim değişikliği olarak adlandırılan bu çevre sorununun tarım alanında da ciddi boyutları ile tartışıldığı dikkati çekmektedir. İklim değişikliğinin, tarımsal üretimi ciddi boyutlarda etkilemeye başladığı önemli bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmasının yanı sıra yanlış tarımsal uygulamaların da bu sorunun oluşmasında kayda değer katkılarının olduğu da yadsınamaz.

Yüksek emisyon

Bu emisyon oranlarının artışı ile birlikte yüksek sıcaklık, kuraklık, orman yangınları, buzulların erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi, asit yağmurları, kasırgalar, fırtınalar gibi birçok çevre sorunu ortaya çıkmaktadır. Yüksek sıcaklığın en önemli olumsuz etkilerinden biri doğal su kaynaklarının azalması ve beraberinde ortaya çıkan tarımsal kuraklıktır. İklim değişikliğinin en önemli sonuçlarından birinin su kaynakları üzerinde görüleceği tahmin edilirken ülkemizin küresel ısınmaya bağlı olarak iklim değişikliğinden çok fazla etkileneceği bildirilmiştir. Özellikle 2017 yılına ait iklim verileri incelendiğinde, yıllık yağış miktarının ortalamadan %12 daha düşük olduğu, sıcaklıkla birlikte yağış miktarının da azaldığı görülmektedir.

Kuraklığın etkisi

Kuraklık, yağışın uzun yıllar ortalamasından daha az gerçekleşmesi ile ortaya çıkan ve herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde meydana gelebilecek olan doğal bir iklim olayıdır. Günümüzde; dünyada, karşılaştığımız küresel ölçekte en büyük sorunlardan birisi olan kuraklık, bugün gelinen nokta itibarıyla fiziksel ve doğal çevre, kent yaşamı, kalkınma ve ekonomi, teknoloji, tarım ve gıda, temiz su ve sağlık olmak üzere hayatımızın her aşamasını etkilemektedir. Etki derecesi, süresi ve zamanının tahmin edilmesi son derece zor olan kuraklığın etkileri, faaliyetleri ile de yakın ilişkilidir.

Kuraklık, önemli ekonomik, sosyal ve çevresel etkileri olan doğal bir olaydır. Kuraklık başlangıç ve bitiminin belirlenmesinin güçlüğü nedeniyle diğer doğal afetlerden farklıdır. Yavaş yavaş kuvvetini artırır ve olay sona erdikten yıllar sonra bile etkisini devam ettirebilir. Kuraklığın etkileri genellikle ilk olarak tarımda görülür ve yavaş yavaş diğer suya bağımlı sektörlere yayılır.

Tarımsal kriz

Ülkemiz, coğrafik konumu ve yapısı nedeniyle çok farklı iklim bölgelerine ve mikroklima alanlarına sahiptir. İklim elemanları ve özellikle üretim üzerinde en büyük etkiye sahip olan yağış faktörü, zamansal ve mekânsal olarak çok büyük değişimler göstermektedir. Türkiye’de yıllık yağış ortalaması 640 mm civarında olmasına rağmen yağış dağılımının düzensizliğinden dolayı birçok bölgede su sıkıntısı ve kuraklık yaşanmaktadır.

Tarım sektöründe kuraklığın anlamı, diğer sektörlerden daha farklıdır. Çünkü bitkiler için yıl içerisinde yağan toplam yağıştan çok, büyüme dönemlerinde bitki kök bölgesinde var olan su daha önemlidir. Dolayısı ile bitkilerin çıkış ve gelişme döneminde ihtiyaç duydukları suyun toprakta bulunamaması, tarımsal kuraklık olarak adlandırılmaktadır.

Tarımsal üretimi etkileyen faktörler toprak, tohum, insan ve iklimdir. Bunlardan iklim dışında kalan diğer faktörler genellikle kontrol ve ıslah edilebilir. Tarım teknikleri ne kadar gelişirse gelişsin iklim faktörleri tarımsal üretimi önemli ölçüde etkilemeye devam etmektedir. Küresel ortalama sıcaklık her 1 santigrad derece artışında ortalama arazi verimleri buğdayda % 6, mısırda % 7.4, pirinçte %3.2 azalışa neden olacaktır. Küresel ortalama sıcaklık 3 santigrad derece artması halinde dünya genelinde % 25-50 ürün kaybı oluşacaktır.

Küresel risk

Küresel iklim değişikliğine dair risklerin arttığı bir ortamda başta kuraklık ile birlikte don riski de kenarda bekliyor. Bu yıl da girdi maliyetlerinin seyri ile iklim değişikliğinin yarattığı baskı, tarımsal üretimin her safhasında direkt etkisini gösterecek gibi duruyor. Söz konusu risklerin gerçekleşmesi durumunda tarımda büyüme bir yana, daralma senaryoları da uzak değil.

Kuraklık denince akla hemen içme suyu gündeme gelmektedir. Oysaki su kullanımında en büyük pay tarımdadır. Türkiye’deki su varlıklarının %70’inden fazlası tarımda kullanılmaktadır. Türkiye’deki 19 milyon hektar tarım arazisinin %80’inden fazlasında kuru tarım ve yağışa bağlı ekim yapılmaktadır. Halen tarımda sulamaların %70-80’i geleneksel sulama ile sulanmaktadır. Kuraklık artışı ile su ve toprak kalitesi bozulacak, biyoçeşitlilik azalacaktır. Bu azalış sonucu dünya genelinde tarımsal üretimin düşmesine ve gıda fiyatlarında %85’e varan artışlar olacaktır.

Ekolojik yıkım

Önümüzdeki aylarda da kuraklık devam ederse “meteorolojik kuraklıktan” daha ileri aşaması olan “hidrolojik kuraklık” gelecektir. Geçen dönemlerle kıyasla İç Anadolu Bölgesi’nde %62, Marmara Bölgesi’nde %44 ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde %41 yağışların azalmış, barajlardaki su seviyesi ortalama %10-30 seviyelerine düşmüştür.

Elde olmayan nedenlerin yanında bir de AKP-MHP iktidarının rant, talan ve emperyalist yerli/yabancı sermaye çıkarları doğrultusunda doğal alanların bozularak alabildiğine betonlaşmanın artırılması, endüstriyal tarımın teşvik edilmesi, RES, HES, JES, taş ocakları, egzoz salınımı, maden sahaları ve kentleşmenin arttırılması sonucu yaşanan ekolojik kırımlar iklim değişiklerine neden olmaktadır.

Ekolojik yıkım, endüstriyal tarım, denizlerin kirlenmesi, erozyon, nüfus artışı, ormansızlaştırma, orman yangınları, meraların talanı, aşırı karbon salımı, kasırgalar, sel baskınları, denizlerin yükselmesi ve doğal yaşam alanlarında yapılan avcılık faaliyetleri iklim değişikliğine neden olmaktadır. Bu değişiklikler de iklim mülteciliğinin yaygınlaşması anlamına gelmektedir.

Güvenlik maskesi

Ekolojik yıkımların en büyük ve önemli nedenleri, AKP-MHP iktidarının sürdürmüş olduğu neoliberal politikalar ve bütün doğal yıkımların, milliyetçi ve gerici söylemlerle manüpile ederek yapmış olduğu ekolojik kırımı Kürt coğrafyasında güvenlik konsepti adı altında hayata geçirmektedir. Özgürlüğü garanti altına almanın yolu güvenlik politikalarının artırmak değil, özgürlüğü sağlayarak güvenliğinin sağlayacağını bir türlü anlamak istemeyen faşist iktidar bloku Türkiye’nin tamamında alabildiğine ekolojik ve toplum kırımını devam ettirmektedir. Bir yandan orman alanları yakılarak, kesilerek ve bombalamalar sonucunda yok edilirken diğer taraftan doğal su varlıklarını hem metalaştırarak hem de bir silah olarak kullanılmaya devam edilmektedir. 1. Güvenlik barajlarıdır. Kürdistan’da neredeyse su varlığının bulunduğu her yerde ya barajlar yapılmış/yapılmaya devam ediliyor ya da su varlıklarının tüneller, kanallar ve borulara hapsedilerek taşınması suretiyle doğal yaşamın varlığını ortadan kaldırmak istiyor.

Peki neden çünkü; bir yandan kırsalda yaşayan insanların zorunlu olarak göçertilmesi sonucu bölgenin insansızlaştırılmasını amaçlamaktadır. Tüm vadilerin ve geçiş bölgelerinin sular altında bırakılarak engellenmesi amacıyla barajların yapıldığını biliyoruz. 

Şantaj aracı

Kürdistan’ın diğer parçalarla olan sınırlarının tamamında güvenlik barajları inşa ederek başta Rojava ve Başur’a karşı yeri geldiğinde susuz bırakarak bir şantaj aracı olarak kullandığını gördük ve görmeye devam ediyoruz. Tüm olumsuzluklar hem bölgenin iklimini değiştirmekte hem de tarım ve hayvancılığını olumsuz etkilemektedir.

Kürdistan’da bunlar yaşanırken Türkiye sahasında alabildiğince orman alanlarının, yaylaların, derelerin, tarım alanlarının, HES, JES, RES, maden ocakları ve doğal alanları imara açmak suretiyle yerli/yabancı sermayeye peşkeş çekilmektedir. Kendisini doğanın bir parçası olarak görmeyen AKP-MHP iktidarı ekolojik kırımlara devam ederken kendi anayasasına uymamayı alışkanlık haline getirmiştir. Bugünlerde sadece gündemi değiştirmek ve olası erken seçim hamlesinde söyleyeceği tek bir cümlesi olmadığını bilen AKP-MHP iktidarı gündemi değiştirmek, toplumu sivil anayasa ile kandırmaya çalışmaktadır. Oysaki var olan yasa/hukuku uygulamayan bir anlayıştan sözde “yeni kuruluş anayasası” beklemek bir yana yapmış olduğu ekolojik kırım faaliyetlerinden bir an önce vazgeçmesini talep etmekteyiz.

Türkiye “Paris Anlaşması”nı 2015 yılında imzalanmasına rağmen hâlâ Meclis’te onaylanmadığı gibi 2017 yılında kamuoyuna açıklanan “Kuraklık Yönetim Planı”nın uygulamaya sokulmaması felaketlere kapı aralamaktadır. Kuraklıkla ilgili 23 kanun ve 15 yönetmelik var ama uygulama yok.

Yapılması gerekenler

Öncelikle atılması gereken adımların başında:

-Vakit geçirmeden kuraklıkla mücadelede stratejik ve uzun erimli planlamalar yapılmalıdır.

-Azalan yağışları dikkate alarak, susuzluğa karşı önlemlerini almayarak gıda güvenliğini de riske etmesi önlenmelidir.

-Yağmur dualarına çıkacağınıza kuraklığa, yok oluşa ve iklim krizine yol açan projeleri durdurun.

-Kapitalist modernite sistemi ekolojik kırımdan, atmosferdeki gaz birikimden dolayısıyla küresel ısınmadan sorumludur. Dolayısıyla iklimi değil, sistemi değiştirmeliyiz.

-Enerji varlıkları değiştirilerek fosil yakıt yerine yenilenebilir enerji kullanılmalı.

-Demokratik bir planlama ile gerçek ihtiyaçların karşılanması ve ekolojik dengeye saygı gösterilmeli.

- Doğrudan ekim ve ülke genelinde basınçlı sulama sistemlerinin kullanımının yaygınlaştırılması sağlanmalı.

-Daha az tüketerek, yeniden kullanarak ve geri dönüşüm sağlayacak zihinsel ve pratik eylemselliğin hayata geçirilmesi sağlanmalı.

-İklim değişikliği sonucu yaşanacak iklim mülteciliğine karşı hazırlıklı olunması.

-Ekolojik kırım ve salgın sağlıklı gıda üretimi ve dağıtımının sadece merkezi iktidarlara bırakılamayacağını açıkça göstermiştir. Sağlıklı, doğal gıdaya herkesin ulaşması için gıda üretimi ve dağıtımını içeren kooperatifler, kolektifler ve agroekoloji pazarlarını oluşturmalıyız.

Özgürlüğü, evrendeki çoğullaşma, çeşitlenme ve farklılaşma olarak tanımakla başlayabiliriz.

*Tarım Politika Grubu


Etiketler : iklim,