Asfalt bir halk sağlığı sorunudur!

16 Haz 2020

Betül Koca

Tebrikler! ‘Normalleşiyoruz!’

Bu sistemin en kilit olgusu da bu olsa gerek. Anormalliğin, -artık ona anormal diyen kimse kalmadığından- ülkenin “normal”i haline gelmesi.

İktidarlar, devletler, koronavirüs nedeniyle dünya çapında normalleşme kararlarını hızla uygulamaya koyuyorlar. Özellikle ekonomik alandaki bir bakıma ‘zorunlu’ nedenlerle başlatılan sürecin yine halkın sağlığı bakımından ciddi riskler oluşturduğu sıklıkla dile getiriliyor. Normalleşme gerekçesiyle atılan birçok adımın ya da uygulamaya konulan birçok kararın ‘halk sağlığı için çok daha fazla riskler taşımaya başladığını söyleyebiliriz. Bunun en somut örneklerinden biri de asfaltlama çalışmalarına hiçbir şey olmamış gibi başlanılmasıdır. Bu nasıl bir normalleşmeyse eskisi gibi asfalt döküyoruz hem de bir solunum yolu salgınında yani pandemi!

Çok mu şart bu asfalt?!

Asfalt-Zift (Bitüm); Avrupa’da bitüm olarak bilinen, tek renkli çimentoya benzer yarı katı, katı veya viskoz bir sıvıdır. (1) Uluslararası Kimyasal Güvenlik Programı tarafından yapılan analiz sonucu, ağırlıkça %79 ila 88 arasında karbon, %7-13 arasında hidrojen, %8 sülfür, %2 ila 8 arasında oksijen ve %3 oranında da azot içermektedir. (2) İçerisinde birçok kimyasal ve ağır metaller bulunur. Üretilen tüm asfaltın yaklaşık %85’i otobanlar/karayolları, havaalanı pistleri, yaya yolları ve otoparklar, yarış pistleri, tenis kortları, çatılar, nem geçirmezlik, barajlar, rezervuar ve havuz kaplamaları, ses yalıtımı, boru kaplamaları, kablo kaplamaları, boyalar, bina su yalıtımı, karo altında su yalıtımı, gazete mürekkebi üretimi gibi alanlarda da kullanılır. (3)

Asfalt ısıtıldığında buharlaşır ve serbest kalır. Bu buharlaşma ile ortamda bulunan mevcut kişiler uçucu bileşenlere maruz kalır. Bu bileşenler ise kimyasal toksikolojik özellik gösterir. Potansiyel kanserojen madde içerdiği için yağmur suyu ve diğer nedenler ile suya karışınca da canlı hayatını olumsuz etkiler. Yani gizli bir salgın niteliği taşımaktadır diyebiliriz.

Asfalt kanserojendir!

Dünyada yarım milyondan fazla işçi yol asfaltlama, çatı kaplama, dış cephe kaplaması ve beton işlerinde yaygın olarak kullanılan bir petrol ürünü olan asfalt dumanlarına maruz kalmaktadır. Yani işçiler çalışmak zorunda oldukları bu tür iş kollarında kimyasal maddeleri soğurarak kanser olması riski yüksek oranda artmaktadır.
ABD’de bulunan İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü (NIOSH), asfalt maruziyet oranını kanserojik etkiyi engellemek için, 8 saat çalışan bir işçiye ortalama olarak 0.5 mg/m3 eşik değer sınırı belirlemiştir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün yapmış olduğu çalışmada, ABD’de sıcak karışım asfalt ve asfaltlama operasyonlarını kullanan tesislerde çalışan işçiler üzerinde bir gözlem yapılmış. Üretim tesisinde çalışan 300.000 işçi ve asfaltlama işinde çalışan 100.000 işçinin sağlık durumlarını incelemişler. Akciğer ve diğer kanser türlerinde, bronşit, amfizem, astım ve karaciğer sirozu gibi hastalıklarda artış olduğu belirtilmiş. (4) Özetle asfalt, solunum yolları açısından oldukça önemli bir tehlike olarak hayatımızda duruyor. Koronavirüsün özellikle karaciğer, astım ve bronşit gibi hastaları çok daha fazla tehdit ettiği bir zaman içinde işçilerin asfaltlama çalışmalarına tam gaz devam ettirilmeleri riski birkaç kat arttıracağı açıktır.

Bu tablodan yola çıkarak 3 gün boyunca eşik değerlerde maruz kalması sonucu bir insanın bu kanserlere yakalanma ihtimali yükselir.

Asfalt dumanlarına maruz kalmanın sağlık üzerindeki etkileri arasında baş ağrısı, deri döküntüsü, duyarlılaşma, yorgunluk, iştah azalması, boğaz ve göz tahrişi, öksürük ve cilt kanseri de yer almaktadır. Uzun süreler el-kol titreşimine maruz kalan çalışanlarda ise beyaz parmak hastalığı ve Karpal Tünel Sendromu (Bilekteki sinirin sıkışması) görülebilmektedir. Dumandan sadece işçiler değil, asfalt dökümü esnasında o bölgede bulunan tüm canlılık zarar görür. Özetle, işçilerin sağlık ve yaşam koşulları bakımından ciddi riskleri yanında doğanın ekolojik dengesini de bozmaktadır.

Türkiye’de asfaltlama

Türkiye’deki oranlara geldiğimizde ise adeta bir asfalt-beton müptelası olan bir ülke durumundayız. Son yıllarda ortalama 40 milyon ton civarı asfalt dökülmekte, bunun için 3 milyon ton civarda bitüm kullanılmakta. Miktar olarak bakıldığında bu kullanımın yarısı şehirlerarası yollar için, diğer yarısı ise şehir içi yollar için harcanmakta.

Ayrıca asfalt, Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş. (TÜPRAŞ)’a ait 4 ait rafinede üretilmektedir. Açıkladıkları raporda 2020 yılının ilk 3 ayında 6 milyon ton ham bitümen üretimi gerçekleştirdikleri belirtilmiştir. Bu rafinerilerde çalışan işçilerin mesane, akciğer ve mide kanserlerine yakalanma oranları ya da gerekli önlemlerin alınması konusunda yapılan çalışmalar hakkında yayınlanmış özel bilgiler bulunmadığı gibi özel şirketlere devredilen ve uluslararası tekellere garanti geçiş ücreti ödenerek yaptırılan otobanlarda harcanan asfaltların çevrede yarattığı tahribat ve eko-sistemi bozmadaki olumsuz etkileri de ciddiye alınabilir bir araştırmaya tabi tutulmuyor.

Türkiye’de dökülen asfaltın yarısı şehiriçi yarısı şehirlerarası yollardadır. Şehiriçi asfalt dediğimizde akla gelen ise belediyelerdir. Şehirlerin hemen her sokağında her mevsimde dökülen asfaltlarda yükselen ısı ve gazlar bölge sakinleri tarafından solunmakta ve hastalık riski oldukça yükselmektedir. Yüksek oranda kanserojen maddeler içeren asfaltın ham maddesi olan bitümen, tıpkı kışın kömür kullanılan yerlerde oluşan hava kirliliğinin insan sağlığı ve doğa için yarattığı tehlike gibidir.

Örneğin; Ankara Büyükşehir Belediyesi, 2020 yılında 1 buçuk milyon ton asfalt dökmeyi hedeflemektedir. Bu anlayış sadece Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde değil, asfalt-beton belediyeciliği anlayışı “yenilikçi hikâyesi” adı altında her geçen gün ilerlemektedir. Ankara Büyükşehir Belediyesi Yol Asfalt Şube Müdürlüğü’nce Ankara ili genelinde tüm belediyeler ve valilik yol asfalt çalışanları toplamda yaklaşık 10.000 kişidir. 1.700 işçi makinelerde, 300 kişi tırmıklamada, 7.483 kişi işe taşeron firmalarda düşük ve güvencesiz çalıştırılmaktadır. Ayrıca Şube Müdürlüğü’nün kadrolu 300-400 arası memuru bulunmaktadır. (5)

Belediyeler şirket kurarak taşeron, kadrolu olmadan işçi çalıştırmanın yolunu bulmuştur. Bu şirketlerden biri ise BELKA’dır. Uzun yıllardır gerek devlet gerekse belediyeler kadrolu işçi çalıştırmamaktadır. Böylelikle pandemi gibi küresel bir salgın döneminde dahi hem ucuz iş gücünden faydalanılmakta hem de sendikal ve grev hakları fiilen ellerinde alınmış bulunmaktadır. Sosyal güvenceleri ve sendikal haklarını kullanma koşulları olmayan işçilerin asfaltın yaydığı kimyasal maddelerden hangi düzeyde etkilendikleri ve bunların sayısal oranlarını bilmek de bir o kadar zorlaşıyor. Türkiye’de kayıt dışı çalıştırma, dönemlik, taşeron firma ile çalışma göz önünde bulundurulduğunda bu verinin oldukça yüksek olduğu bir gerçektir.

Ayrıca şunu söyleyebiliriz ki asfalt-yol işçilerinin aynı zamanda sağlık hakları da ellerinden alınmıştır. Meslek hastalığı tanısı tıbbi olarak daha hızlı gerçekleşse de sigorta süreçleri ve tazmin edilmesi için karar alma aşamasında sıkıntılar yaşanmaktadır. Güvensiz taşeron firma ile çalıştırıldıklarından bu süreci gözlemleyebilecek sağlıklı verilere sahip olamıyoruz.

Pandemi sürecinde bile asfalt dökmekten vazgeçmeyen kurumlar, işçileri hem kötü koşullarda çalıştırmış hem de insan sağlığını riske atmıştır.

Değişim yerelden başlar

Yerel yönetim, belediyecilik anlayışı asfalta daha fazla bütçe ayırmak değildir. Şu bir gerçektir ki asfalta ayrılan bütçe halk sağlığına, işçiye, emekçiye ayrılmamaktadır. Yerel yönetim anlayışının her şeyden önce halkçı ve çevreci olması gerekir.

Bu verileri vermemin esas sebebi, nasıl bir şirketler ve ihaleler ağının ve nasıl bir para akışının olduğunu göstermek içindir. Oysaki kaliteden, miktardan, ölçüden, fiyattan öte esas olanın halk sağlığı olması gerekmektedir.

Asfalt; doğaya, canlıya, insana, işçiye, emekçiye yarar sağlamaz. Meslek hastalıklarını arttırıp daha fazla işçinin ölümüne sebep olur. Bunun için yolların yapımında asfalt dışında doğaya ve insana az zararlı olan maddelerin kullanılmasına yönelmek gerekir, Almanya’da ve diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi.
Madem ‘normalleşeceğiz’! Gelin bu süregiden düzeni değiştirmekle başlayalım. Daha halkçı, daha çevreci, işçiden, emekçiden yana halk sağlığı odaklı bir düzen için çabalayalım!
Önümüzde ki soru şu: Şimdi bu ekonomik, sağlık ve iklim krizinin ortasında ihtiyacımız olan daha çok asfalt mı yoksa daha çok sağlık mı?

1https://en.wikipedia.org/wiki/Asphalt#cite_note-Abraham1938-2

2<https://www.who.int/ipcs/publications/cicad/en/cicad59.pdf>

3https://en.wikipedia.org/wiki/Asphalt#cite_note-Abraham1938-2

4<https://www.who.int/ipcs/publications/cicad/en/cicad59.pdf>

5 Veriler WHO ( Dünya Sağlık Örgütü ) makalelerinden alınıp, tarama testleri sonucu asfalt maruziyet oranının sebep olduğu hastalıkları belirtmek için oluşturulmuştur. https://www.who.int/ipcs/publications/cicad/en/cicad59.pdf


Etiketler : Normalleşme, Koronavirüs Türkiye, DSÖ,