25 Kasım ve biz erkekler

22 Kas 2021

İsa Taşçı

Kadınlar özgürlüğe ihtiyacı olduğunu bilenler olarak en yakınındaki erkek de dahil tüm erkekliğe karşı özgürlük mücadelesi yürütüyor. ‘Nerede iktidarcılık-baskı, orada direniş!’ düsturuna en güzel örneği sunuyor. Özgürlükçüler yani. Peki, biz erkekler ne kadar özgürüz? Açık ki baskıcı, egemen, iktidarcı biri özgür olamaz. Köle de köleci de özgür değildir. Zira onlar aynı çarkın iki dişlisidir. Önemli olan bu çarkın dişlisi olmaktan çıkmaktır

25 Kasım yaklaşıyor. Kadınlar dünyanın her yerinde taciz, tecavüz, katledilme, insandan sayılmama, eşitsizlik, özgürlüğünden edilme, hakir görülme gibi daha da uzatılabilecek şiddetin tüm türlerine karşı sokaklara dökülecek ve eşitlik, özgürlük talebinde bulunacak. Peki, kadınlar tüm bunları kime karşı yapacak, gasp edilmiş haklarını kimden isteyecek? Muhatabın belirsiz ve soyut olmadığı açık. Evet, kadınlar tüm bunları biz erkeklere karşı yapacaklar, biz erkeklere karşı sokaklara dökülerek eşitlik, özgürlük, adalet mücadelesi yürütecekler.

Demek ki biz erkeklerin durumu; karşısında eşitlik ve özgürlük mücadelesi yürütülecek kadar kötü.

Demek ki kadınlar karşısındaki duruşumuz, faşistlerin, despotların, iktidarcıların toplum karşısındaki duruşuna benziyor ki, bize karşı dünyanın her yerinde kadınlar harekete geçiyorlar.

Demek ki biz erkekler tıpkı bir ulusa, bir sınıfa, bir topluluğa karşı yürütülen sömürgeci, işgalci, katliamcı, soykırımcı politikaların benzerini kadınlara karşı uyguluyoruz ki kadınlar biz erkeklere karşı bu düzeyde ve bu kapsamda eyleme geçiyorlar.

Dünyanın her yerinde sokaklara çıktıklarına göre, demek ki dünyanın her yerindeki erkekler olarak dünyanın her yerindeki kadınlara karşı bunları yapıyoruz.

Bu arada bu durum, aynı zamanda kadınları dünyadaki en kalabalık özgürlük, eşitlik, adalet mücadelecileri haline getiriyor ki zaten dünyanın gidişatını kadınların yürüttüğü mücadelenin belirleyeceğinin söylenmesi de bundandır.

Peki, biz erkekler bunu neden yapıyoruz? Bizim türümüz gibi eşeyli olan diğer tüm canlı türlerinde cinsler arasındaki ilişkiler simbiyotik (karşılıklı güçlendiren, geliştiren ilişki) iken, biz insanlarda neden böyle değil? Neden biz erkekler ezen, kadınlar ise ezilen? Neden biz erkekler birincil kadınlar ise ikincil? Neden kadınlar da dahil her şey biz erkekler için? Özcesi neden biz erkekler özne kadınlar da nesne?

Açık ki erkeğin kadına ve tabi ki kendisine yaklaşımı oldukça sorunludur. O derece sorunludur ki insan türünün yaşam tarzı olan toplumsallığı dinamitleyecek düzeydedir. İnşa edilmiş erkeklik insan türünün eko-sistemiyle oynamaktadır. Beş bin yıllık iktidarcı-devletçi sistemin bir eril inşa olduğunu ve tüm toplumsal sorunların kaynağının da bu sistem olduğunu gözettiğimizde, insanlığın başına örülen en büyük komplonun erkek egemenlikçi düşünce ve sistem olduğu kendiliğinden anlaşılır. İktidarcı devletçi sistemin kapitalist modernite döneminde ulaştığı insan, doğa ve toplum karşıtlığına baktığımızda, bu erkeklik ideolojisi ve sisteminin ne denli büyük tehlike olduğunu hemen görürüz.

Halbuki erkek olmak doğaldır, doğal olmayan ise eril akıl ve onun inşa biçimidir. Yani yanlış inşa edilmişiz ve hoşumuza gidiyor olsa gerek ki kendimizi sürekli yanlış inşa etmeye devam ediyoruz.

Biz kadınlar ve erkekler olarak tanrının veya doğanın yarattığı bir’in iki farklı görünümüyüz. Ortak paydamız insan olmaktır. İnsan türünün iki cinsiyiz ve insan türünün varlığını özüne-doğasına uygun bir şekilde sürdürebilmesi bu iki cinsin tıpkı doğada olduğu gibi simbiyotik bir ilişki kurabilmesine bağlı. Biz erkekler, bu yaşamsal ilişkiyi iktidarlaşarak yok ettik. Kendisinden geldiğimiz kadından kendimizi üstün gördük. Saygısızlaştık. Kutsallıklardan koparak, kadını da tıpkı diğer şeyler gibi kendimize bir nesne haline getirdik. Kadın üzerindeki hâkimiyetimizi meşrulaştıracak o kadar çok teoriyi filozoflar olarak, o kadar çok dogmayı tanrı adına oluşturduk ki, kendimize ve kadınlara tam bir komplo kurduk. Kendimizi ve kadınları, kadın üzerindeki zorbaca hakimiyetimizi sürdürebilmek için bu şekilde yeniden yeniden ve sapkınca inşa ettik. Kuşkusuz tüm bunları üst sınıftan olan egemen erkek yaptı, ama kurnaz egemen erkek her erkeğe kadın üzerinde egemen olma hakkı vererek onu da kendisine ortak etti. Böylelikle tüm erkekler bir şekilde bu iktidarcı-devletçi sistemin ortağı, uzantısı, işbirlikçisi ve hatta kendisi haline geldi.

Kadınlar özgürlüğe ihtiyacı olduğunu bilenler olarak en yakınındaki erkek de dahil tüm erkekliğe karşı özgürlük mücadelesi yürütüyor. ‘Nerede iktidarcılık-baskı, orada direniş!’ düsturuna en güzel örneği sunuyor. Özgürlükçüler yani. Peki, biz erkekler ne kadar özgürüz? Açık ki baskıcı, egemen, iktidarcı biri özgür olamaz. Köle de köleci de özgür değildir. Zira onlar aynı çarkın iki dişlisidir. Önemli olan bu çarkın dişlisi olmaktan çıkmaktır.

Kadınlar zaten yapmaları gerekenleri yapıyorlar, onlara yol göstermek bunca yaptıklarımızdan sonra erkeklere düşmez. Asıl sorunlu olan bizim durumumuz. Özgürlüğü ne kadar boğduğumuzu, insanların kendi olmalarını ne kadar engellediğimizi, kadına neler yaşattığımızı ve özgürlüğe bizim de ne denli ihtiyacımızın olduğunu fark bile edemiyoruz.

Açık ki çok köklü bir sorgulamaya, özeleştiriye ihtiyacımız var. Abartılmış ve kof olduğunu çok iyi bildiğimiz o erkekliğin bin bir halinden kendimizi kurtarmalıyız. Kadına biyolojik değil, toplumsal yaklaşmalıyız. Zira insan biyolojik bir varlık olmaktan daha çok toplumsal bir varlıktır. Kadın özgürlük mücadelesindeki her gelişmenin aynı zamanda erkeğin iktidardan uzaklaştırılması ve öze dönüşü anlamına geldiğini bilerek, kadın özgürlük mücadelesini sahiplenmeliyiz.

İsa Taşçı

İsa Taşçı


Etiketler : İsa Taşçı,